Adam kredi kartından nakit avans çekmiş.. 500 milyon lira. Ay sonu geliyor, ödeyecek durumu yok. İkinci kartından 550 milyon lira çekip birincisine yatırıyor. Yine ay sonu geliyor..yine para yok.. Bu sefer birinci kartından 600 milyon çekip ikincisine yatırıyor.. Ondan sonraki ay ikincisinden 650 milyon çekip birincisine yatırıyor.. Ve altıncı aya gelindiğinde limitler doluyor. Bir bilgi daha: Bu adamın aylık geliri 1 milyar, gideri de 1.5 milyar lira. Kredi kartından bir defalığına çektiği 500 milyon lira nakit avansın katlanarak giden faizi var.. Her ay bütçesi 500 milyon lira açık verdiği için borçlandığı insanlar var. Böyle bir adam sizin kapınızı çalsa, "Yahu para falan istemiyorum, bana bir yol göster" dese, nasıl bir çözüm yolu gösterirsiniz.. Herhalde birkaç tane soru sorarsınız: Ev kira mı, otomobilin var mı, işe nasıl gelip gidiyorsun, 1.5 milyar liralık gideri 1 milyara düşürmenin yolu yok mu vs. Yine hesaptan biraz anlayan birisi, ilk yapacağı işin banka borcunu kapatmak olduğunu söyler.. Otomobili sat ve o borcu sıfırla der.. Sonra 1.5 milyar gideri 1 milyara indirmesini.. Türkiye''nin bu adamdan hiçbir farkı yoktur. Topladığı para, borcunun faizine yetmiyor. Akşam hesap kitaba meraklı bir adam şu iki rakamı verdi: Türkiye, son 20 yılda 200 milyar dolar borç faizi ödemiş. Bunun 160 milyar doları son on yılda ödenmiş. Bütçesi habire açık veriyor, şanından, şatafatından hiç taviz vermiyor.. Açık kamu açıkları. Öyle böyle mal varlığı var, onlarla borcunu kapatmayı düşünmüyor. Cari harcamalarını borçla yaptığı gibi borcu da borçla kapatıyor. Ama ileri gelenlerini dinlediğiniz zaman sanki herbiri yedi düvele nizamat verecek güçteymiş gibi konuşuyor. Azamet, afra, tafra..
YOK DEVENİN PABUCU Niye bizde her karara, her icraata, her gelişmeye şüpheyle bakılır: Acaba mahkeme niye böyle bir karar verdi, acaba bu bankaya niye el koydular, acaba onlar niye ortak oldu, acaba niye seçimi iptal etmek istiyorlar.. Veya: Kimbilir bu işin içinde ne vardır, onların hesabı başkadır, yakında dumanı çıkar, malı götürmüşlerdir, dedikleri gibi değildir, adam suçsuz olabilir, suçlu olduğu halde serbest bırakılmış olabilir.. Ceza kesen memurdan, ihaleyi kazanan müteahhite, mahkeme kararından seçim kararına..ertelenme çalışmalarına.. anketlerden nutuklara, toplantılara kadar herşeye şüpheyle bakıp şüpheyle yaklaşıyoruz. Karar yüzde yüz doğru olsa dahi.. İhale gerçekten namuslu bir şekilde verilmiş olsa bile.. Adam her kuruşunu alnının teriyle kazansa da.. Hakkıyla beraat etse de.. Adaletle muamele görüp mahkûm olsa da.. "acaba"sız düşünemiyoruz. Diyelim ki biz vehimliyiz, rahatsısız, açıkçası hastayız.
Bizi bu hale getirenlerin, bu şekilde düşünmeye zorlayanların hiç suçu yok mu? Herkes mi hasta? Yoksa görme özürlünün karşısındakine niye üzümleri ikişer ikişer yiyorsun, demesine benzer bir durum mu var?

