Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İslamabad’da Washington’un iki akıl krizi!
0:00 0:00
1x
a- | +A

İslamabad’da Nur Khan Askerî Üssü’nde dün gerçekleşen ve diplomatik kaynaklara “İslamabad Stratejik Güvenlik ve Bölgesel İstişare Toplantısı” olarak yansıyan kritik temaslar, sadece İran-Pakistan-ABD hattında yürütülen bir güvenlik görüşmesi değildi. Aynı zamanda Washington’un kendi içinde giderek belirginleşen stratejik ayrışmasının sahaya taşındığı olağanüstü bir diplomatik eşikti.

Zirveye, ABD adına iki ayrı siyasi ve stratejik hattı temsil eden iki farklı heyetin neredeyse eş zamanlı gelişi damga vurdu. Başkan Yardımcısı JD Vance’in liderliğindeki ekip, kontrollü geri çekilme ve stratejik dengeleme eksenini temsil ederken; aynı gün sahaya inen diğer uçakta yer alan Jared Kushner ve Steve Witkoff hattı ise maksimum baskı ve yeniden yapılandırılmış bölgesel mimari yaklaşımını taşıyordu.

Aynı masaya, aynı gün, iki farklı uçuşla taşınan bu iki ayrı stratejik akıl, teknik bir diplomatik ayrıntı değil; aksine ABD dış politikasının artık tek merkezden değil, birbirine paralel iki farklı güç yorumu üzerinden hareket ettiğini gösteren çarpıcı bir görüntü olarak kayda geçti.

Bu temasların ardından bölge diplomasisinde asıl tartışma, görüşmenin içeriğinden çok daha öteye taşındı: Washington, Orta Doğu’da hangi akılla yol alacak? Geri çekilerek denge mi kuracak, yoksa baskıyı artırarak yeni bir bölgesel düzen mi inşa edecek?

Bu tablo, tek bir Amerika’nın varlığından söz etmenin artık mümkün olmadığını gösteriyor. İslamabad’da kurulan masa, bir uzlaşı zemini değil; Washington’un hangi stratejik aklının Orta Doğu’nun geleceğini şekillendireceğine dair bir güç testi hâline gelmiş durumda. Ve bu testin sismik etkileri yalnızca İran’da değil; Tel Aviv’den Beyrut’a, Şam’dan Körfez hattına kadar geniş bir jeopolitik fay hattında hissediliyor.

İki uçak, iki strateji: Vance’e karşı Kushner

JD Vance çizgisi, Amerikan dış politikasında yükselen realist geri çekilme damarını temsil ediyor. Bu yaklaşımın temelinde ideolojik genişleme değil, stratejik daralma var. Afganistan ve Irak deneyimleri, artık bir güç gösterisi değil; sürdürülemez bir maliyet yükü olarak okunuyor.

Vance’e göre Orta Doğu, Amerika’nın sürekli müdahil olması gereken bir alan değil; riskleri yönetilmesi gereken bir denge havzasıdır. İran bu denklemde yok edilmesi gereken bir düşman değil, sınırları çizilmiş bir güç aktörüdür. Lübnan’daki Hizbullah yapısı, Irak’taki Şii nüfuz alanı ve Yemen’deki Husiler bu büyük denklemin parçalarıdır. Amaç, sistemi yıkmak değil, maliyetini düşürerek sürdürülebilir hâle getirmektir.

Bu çizgi, Amerika’nın asıl rekabet alanının Asya-Pasifik ve Çin ekseni olduğuna inanır. Bu nedenle Orta Doğu’daki her genişleme, bir stratejik sapma olarak değerlendirilir.

Buna karşılık Kushner-Witkoff ekseni, çok daha sert ve sonuç odaklı bir güç anlayışını temsil eder. Bu yaklaşımda diplomasi bir denge sanatı değil, bir baskı ve sonuç üretme mekanizmasıdır.

Bu çizgiye göre İran meselesi yalnızca nükleer programla sınırlı değildir; asıl sorun İran’ın Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen üzerinden kurduğu bölgesel etki ağının bütünüdür. Dolayısıyla hedef, bu ağın yönetilmesi değil, kırılmasıdır.

Kushner hattı, Abraham Anlaşmaları’nın genişletilmiş versiyonunu, İran’ı çevreleyen ve İsrail merkezli yeni bir bölgesel mimari kurmayı hedefleyen bir yeni düzen projesi olarak görür. Bu nedenle masadaki yaklaşım uzlaşma değil, stratejik teslimiyet üretmektir.

İsrail faktörü: Bölgesel dengenin hızlandırıcı gücü

Bu Amerikan ayrışması, en sert karşılığını İsrail stratejisinde bulmaktadır. Tel Aviv açısından Vance çizgisi, İran’ın tamamen ortadan kaldırılmadığı bir senaryoda katil İsrail’in güvenliğini yarım garanti seviyesine indirir. Bu, İsrail açısından kabul edilebilir bir denge değildir.

Bu nedenle İsrail, sahadaki gerilimi yükselterek Kushner çizgisini güçlendiren bir stratejik hızlandırıcı rolü üstlenmektedir. Lübnan’da Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonların yoğunlaşması, Suriye’de İran bağlantılı unsurların vurulması ve bölgesel gerilimin kontrollü şekilde artırılması bu stratejinin parçalarıdır.

İsrail’in amacı yalnızca sahayı yönetmek değil; Washington’daki şahin aklın elini güçlendirmektir. Çünkü Tel Aviv için gerçek tehdit, İran kadar Amerika’nın geri çekilme eğilimidir.

Lübnan ve İran hattı: Kırılmanın sinir ucu

Lübnan, bu çift akıllı Amerikan stratejisinin en kırılgan test alanıdır. Vance çizgisi Hizbullah’ı bölgesel gerçeklik olarak dondurulmuş bir unsur gibi kabul etmeye daha yatkınken, Kushner hattı bu yapının tamamen tasfiyesini stratejik zorunluluk olarak görmektedir.

İran açısından ise Lübnan yalnızca bir vekil alan değil; İsrail’e karşı stratejik derinlik hattıdır. Bu nedenle Lübnan üzerinden yürüyen her gerilim, doğrudan İran–İsrail çatışmasının uzantısıdır.

Bu karşılıklı denklem, bölgeyi sürekli bir düşük yoğunluklu savaş rejiminde tutmaktadır. Devletler arası savaş ile vekil savaş arasındaki çizgi artık tamamen bulanıklaşmıştır.

Pakistan masası: Krizin diplomatik tamponu

İslamabad’daki masa, klasik bir barış görüşmesi değil; çok katmanlı bir kriz yönetimi platformudur. Pakistan burada tarafsız bir ara bulucudan çok, jeopolitik bir tampon alan üreticisi rolündedir.

Ancak bu masanın en büyük problemi, aynı anda iki farklı Amerikan stratejisinin sahaya farklı hedeflerle gelmesidir. Bir taraf kontrollü uzlaşı ve gerilim düşürme isterken, diğer taraf maksimum baskı ile hızlı sonuç alma eğilimindedir.

Bu durum, müzakereyi kolaylaştırmak yerine belirsizliği artırmaktadır. Çünkü artık mesele sadece İran ile anlaşma değil; Washington’un kendi içinde hangi aklın belirleyici olacağıdır.

Peki hangi Amerika ile barış yapılacak?

İslamabad’da görülen tablo, basit bir diplomatik temas değildir; Amerikan dış politikasının kendi içinde iki ayrı gelecek tasavvurunu aynı krize dayatmasıdır.

Bir taraf sistemi dengeleyerek geri çekilmek isterken, diğer taraf sistemi zorlayarak yeniden kurmak istemektedir.

Bu nedenle bugün bölge aktörlerinin karşı karşıya olduğu temel soru şudur: Hangi Amerika ile muhatap olunacaktır? Söz veren ve sınırlı denge arayan Vance çizgisi mi, yoksa şartları dikte eden Kushner-Witkoff hattı mı?

İslamabad Eşiği, Orta Doğu’nun önümüzdeki on yılını belirleyecek daha büyük bir gerçeği görünür kılmıştır: Amerika bölgeden çekilmiyor; sadece nasıl kalacağına karar veremiyor... Ve bu kararsızlık, Orta Doğu’da barış ihtimalini değil, daha büyük bir fırtınanın ihtimalini büyütmektedir.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...