Millet olarak büyüklerimizi sayar, küçüklerimizi severiz. Bunun son ve çarpıcı örneklerinden biri, geçen gün, bir bakanımızın balık avında kendini gösterdi. Japon misafiriyle göl kenarına giden sayın bakanımız, burada koca koca balıklar tuttu. Daha doğrusu, tuttuğunu sandı. ... Yoğun programın son bölümünde bakanımız ve misafiri gölde oltayla balık tutacaktı. Bir gün önce hazırlık yapan görevliler iskele civarında göle yem atarak balıkların gelmesini beklediler.. Ama nafile ya balık yoktu ya da bu iş böyle olmuyordu. Bakana ve misafirine rezil olmak vardı. Sonunda uyanık bir yetkili çareyi buldu. Civardaki balıkçılar gezildi, canlı balıklar toplandı, bir sepete konulup göle sarkıtıldı. Bakan ve misafirinin gelmesine az bir zaman kala yine bir görevli, göle atılan oltaların ucuna sepetteki balıkları büyükten küçüğe doğru taktı. Bakanımıza fazla iş kalmadı. Heyet geldiğinde, "Sayın bakanım, bu sizin oltanız.. galiba balık takıldı, çekin" denildi.. Bakanımız çekti.. büyük bir balık yakalamıştı. Çevredekiler hep bir ağızdan, "Sayın bakanım en büyüğünü siz yakaladınız" dedi. Sonra misafiri çekti.. O da yakalamıştı ama biraz daha küçüktü. Bakanımız oltasına takılan balığı çıkardıktan sonra bir daha denemek istedi ama görevliler, "Sayın Bakanım kıymetli misafirimiz de bir tane yakaladı" diyerek bakanımızı oradan uzaklaştırdı. Aslına bakarsanız ben bu işe sevindim. Bu, Türklerin organizasyon kabiliyetini gösterir. Kimin hangi balığı tutacağına kadar planlayabiliyorlar.. Balıkları protokol sırasına göre dizebiliyorlar. Ankara''dan bakınca herşeyin derli, toplu, düzenli görünmesi boşuna değilmiş.
BEN Orson Welles''in yönettiği ve başrolünü oynadığı bir film vardı: Yurttaş Kane. Filmin kahramanı gazete patronu oluyor. Satın aldığı gazeteye son şeklini verdikten sonra ilk nüshasına takdim yazısı koyuyorlar. Gazete patronu, "Çıkarken" başlığı altındaki yazının her satırına "BEN"le başlıyor. Benim ilkelerim şunlar olacak.. Ben şunlara dikkat edeceğim. Çalışanlar, "Patron" diyor; "Bu yazı gazetemiz adına olduğuna göre neden biz demiyorsunuz?" "Okuyucu yazılanlardan kimin sorumlu olduğunu bilmeli" diyor patron. Yurttaş Kane filmiyle birlikte Amerika''da yeni bir gelenek yerleşiyor. Politikacılar söze "Ben"le başlıyor. Amerikalı''nın "ben"le başlayan cümlesini enaniyete bağlamak yanlış olur. Kanuni Sultan Süleyman da Françesko''ya yazdığı mektubuna "Ben ki" diye başlamış. Şahsıyla bütün Osmanlı ülkesini temsil ettiği için mektubundaki "ben", Devlet-i Aliyye''nin gücünü sembolleştiriyor. Bizde ne kurumları ne de ülkeyi bu anlamda temsil eden isim yok.. Hep şekli.

