İstanbul gibi büyükşehirlerde artık işlenmemiş mandıra sütü, raf ömrünü uzatmak için koruyucu maddeler kullanılmamış yoğurt bulmak çok zor.
Geçen gün mandıralarıyla meşhur bir yere gittik. Bir tek mandıra kalmamış. Oraya bile yoğurt İstanbul''dan gidiyormuş.
Artık yakın mesafeden toplanılmış getirilmiş meyve sebze bulmak da zor.
Bir de Yalım Erez döneminden yadigâr hal kanunu var.. Yıllarca marifetmiş gibi anlatıldı. İki tane biber yetiştirsen hale gidip oradan gelecekmiş. Üretim kayıt altına alınacakmış.
....
Dünya Mimarlar Kongresi münasebetiyle İstanbul''a gelen Amerikalı mimar Josep Rykwest İstanbul için bir tavsiyede bulunmuştu:
"İstanbul''un New York ve Londra''da olduğu gibi kendi tarımını üreten bir kent modelini seçmesi gerekir. Kentte hem tarım hem de hayvancılık yapılabilecek özel alanlar oluşturulmalı" demişti.
Oluşturmak bir yana abartılı teşvik uygulanmalı bence. Bırakılırsa bu işlere uygun yerlerde boş alan kalmayacak.
Ben planlamasını, hesab kitabını dikkate almadan sıradan bir vatandaş olarak şöyle düşünüyorum.
Arzu eden İstanbullu, en fazla bir saat yol giderek taze sütünü, bahçeden tarladan o gün toplanmış sebzesini, meyvesini tedarik edebilmeli.
Bunun bir
bedeli olacaksa ödenmeli.
Uzun ömürlü süt satanlar yaptıkları işin önemini anlatırken, "daha hâlâ toplam tüketimin yüzde 50''den fazlası sokak satıcılarından temin ediliyor" derler.
Bana da ilk zamanlar sütün ambalajlanması, pastörize edilmesi bir marifetmiş gibi gelirdi. Şimdi öyle düşünmüyorum. Daha da abartıyor, o ürünleri sütten yoğurttan saymıyorum.
....
Büyük şehirlerde tarım ve hayvancılığın teşvik edilmesine, özel alanlar oluşturulmasına..mevcutların korunmasına bugün karar verilse netice alınması ve oturması en az on yıl sürer.
Bu işi yapacak olanların gündeminde böyle bir konu var mı belli değil.
Böyle sıkıntılı dönemlerde acil ihtiyaç gibi görünmeyen taleplere fantezi gözüyle bakılır.
Belki bazıları Anadolu''da hâle yola konuldu da İstanbul mu kaldı diye düşünebilir.
Kim ne düşünürse düşünsün, biz yıllar geçtikten sonra ah vah etmeye alışık olduğumuz için... önceliklerimiz hep günlük ihtiyaç ve sıkıntılara göre şekillendiği için yarınla ilgili projelere sıcak bakmıyoruz.
Benim de hemen ele alınsın gibi bir beklentim yok. Kafa yoranların, üzerinde çalışanların olduğunu duymak bile -şimdilik- beni mutlu etmeye yeter.

