Babası binbir zorlukla Temel''i İstanbul''a okumaya gönderir. Amacı okusun da bir adam olsun. Karneyi alır bakar ki sınıfta kalmış... Köye gitmeye korkar... Bir telgraf çeker anasına: - Ana ben sınıfta kaldum ne yap et babami yumuşat hazirla oni... Anasından telgraf gelir: - Baban hazirdur... Sen kenduni hazırla.
Hediye Bizim küçük Temel okuldan eve gelir. Bir elinde hediye paketi vardır... Anası sorar: - Ula habu nedur? Temel: - Ana öğretmenum bağa hediye verdi. - Ula ne armağanidur? Ne oldi da verdi sağa armağan? Temel: - Ana tabiat dersinde öğretmen sordi... Horozun kaç ayağı var... Ben da üç dedum beni odüllendurdi... Anası şaşırır: - Ula sen deli misun, horozda iki ayak var... Temel: - Oni ben da bileyrum ana... Ama herkes dört beş dedi... En yakin tahmini ben ettum...
Gurbette Temel''le Dursun yurt dışına, gurbete giderler. Tabii para kazanacaklar. İş bulamazlar ama boş durmak da olmuyor. Birkaç gün sonra ormanda dolaşırlarken bir de bakarlar ki bir sürü at... Temel''in gözleri parlar: - Ula Dursun en kârlı işi bulduk. Dursun: - Ula ne işidur?.. Temel: - Ula görmiy misun yabani atlari. Biz onlari evcilleşdureceğuk... Sonra da sataruk, aha sana para... Derken zar zor atlara binerler... Atlar yabani ya.. Bizimkiler üstlerinde, son sürat kaçarken Dursun atın üzerinden düşer... Temel yanından geçerken Dursun''a: - Ula Dursun ne mutli sana, sen düştün kurtuldun ben ne edeceğum...

