Kaydet
a- | +A

3+1... Yetmez! 4+1... Yetmez! 5+1... Yetmez! Daha... Daha... Daha... Bi daha! Yabancı futbolcu kontenjanında durmadan iştahı kabaran Türkiye; bu konuda obezite oldu. Şişti, şişmanladı, patladı. Gene de, ne yerse doymuyor. Bu defa da, 5+2 için oburluk inadında... * * * Federasyondan resmi karar çıkmadan paçayı sıvayanlar; dere yatağının değiştiğini görünce, yaygarayı bastı. Efendim, federasyon söz vermiş... miş! Türkiye''de en kolay şeyin söz vermek olduğunu, en zor şeyin de verilen sözlerin tutulması olduğunu bilmiyor musunuz? Mustafa Denizli, ne yaptı? Milli takıma ikinci dönem için de söz verdi...Yalnız söz vermekle kalmadı; kapı gibi sözleşme de imzaladı. Yalnız sözleşme imzalamakla da kalmadı; Avrupa Futbol Şampiyonası sonrasında ödenecek peşinata mahsuben 4 ay öncesinden 300 bin dolar da avans aldı. Bundan daha sağlam bir durum, bundan daha garanti bir garanti olur mu? Olması gerekir ama, bizde olmaz. Denizli; ilke, söz, sözleşme dinlemeden, F.Bahçe''ye gitti. Aldığı 300 bin dolar avansı geri vermiyor, ödemesi gereken 500 bin dolar tazminatı da hâlâ ödemedi. Kimse bir şey demiyor. Yani Mustafa Denizli sözünde durmayınca oluyor da, Haluk Ulusoy durmayınca mı olmuyor? Ne farkeder? Ha, Ali Veli... Ha, Veli Ali... Bizim düzenimiz, söz verip sözünde durmamak üzerine kurulmuştur. Neye kızıyorsunuz... Kime kızıyorsunuz... Mallar meydanda! Futbol ciddi bir iştir. Kurum ve kuram işidir. Söz vermekle değil, karar vermekle yönetilir. Federasyonun alacağı kararı beklemeden, yabancı futbolcuların üzerine akıncı seferleri düzenleyenler; üzerlerine gelecek oklara karşı, yanlarına kalkan almayı unuttular. Böyle şey olur mu? Ortada 5+2 kararı yok, millet habire adam topluyor... Federdasyon da, "Durun kardeşim ne yapıyorsunuz, ben daha kararı vermedim. 5+2''ye karşıyım" diye önceden uyarma ihtiyacını da hissetmiyor. Ortalık Çırpıcı Çayırı gibi...

Kulüpler federasyonu... Federdasyon kulüpleri dinlemiyor... Böyle bir ortamdan, sağlıklı bir sonuç çıkması da; zaten mümkün değildi. Kör tuttuğunu okşuyor! * * * Bu konuda, haklı olan taraf yok. İki taraf da, birbirinden rezalet! Ama 5+1 mi haklı olur, yoksa 5+2 mi derseniz; durum farklı. Avrupa Birliği içindekiler arasında sınırsız yabancı hakkı ile, AB dışındaki ülkeler arasındaki çok sayıda yabancı hakkı; bir yığın sorun getirdi. Bosman kararları sonrasındaki ilk uygulama yılında; sahada oynayan 11 futbolcudan 10''u yabancı olan Milan, küme düşmekten zor bela kurtuldu. Bir çok takım ağır sarsıntılar yaşadı. UEFA bu gidişin iyi bir gidiş olmadığını gördü; eskiye dönmek için fırsat kolluyor. Bu trendi dikkate aldığımızda; "Daha çok yabancı... Daha çok yabancı" isterisine kapılmamız, Türkiye''nin kendi gerçekleri açısından da uygun değil. "Bütün güçlü Avrupa takımları öyle, biz niye aynısı olmayalım" demek, geçerli bir savunma değildir. Onlar kronikleşmeye başlayan bir sıkıntıdan kolayca sıyrılır, biz yıllarca sürünürüz. Şartlar aynı olsa da, kafalarımız aynı değil... Metodlarımız aynı değil... Biz söz verenlere kanar gideriz... Onlar, yazılı belge görmeden kılını kıpırdatmaz.

"Onlar gibi" olsak bile, "Onlar" olamayız! Çünkü biz, böyle bir uyarıyı yapanlara da, "Aşağılık duygusu altındaki herifler" der, çıkarız işin içinden. Bu yüzden olamayız.