Spor; bazı branşlarda, spor olmaktan çıktı. Bir iş kolu, ticaret, hatta sanayi haline dönüştü... Otomotiv, iletişim, ulaşım gibi; başlıbaşına bir sektör oldu. Tenis, futbol, basketbol, hatta atletizm; bunların en başında... Artık hiç kimse; sağlıklı nesil yetiştirelim diye spor yaptırmıyor. Her şeyin başı para... Transfer bedeli... Naklen yayın gelirleri... Forma satışları... Reklam pazarlaması... Ve daha bunun gibi bir yığın ticari beklenti; kulüplerdeki futbolcuları sporcu gibi değil, mal gibi görmeye zorladı.
Çok uluslu dev şirketler; bu sektörün gerçek liderleri olarak, dünya sporunu yönetiyor. Müsabakaların oynanış saatlerinden, değişen kurallara kadar, herşey onların denetiminde... Bunun adı sponsorluk değil, patronluktur. Bu yüzden de, meselâ Play Station genel müdürünün futboldaki görünmeyen yetkisi; FIFA Başkanı Blatter''in görünen yetkisinden daha fazladır. *** Futbol, basketbol, atletizm, boks ve otomobil yarışları; sektör stratejisi açısından, Sony televizyonun üretim stratejisi ile, aynı marketing değerlere sahiptir. Artık bunlar spor değildir. Çok uluslu şirketlerin mallarıdır. Kulüpler; farkında olmadan, bunlara bayilik yapar. Herşey, ama herşey; Ford''un, Canon''un, Adidas''ın, Master Card''ın, Sony''nin, Pepsi''nin ticari beklentilerine entegre edilir. Sidney''de sabahın daha 08.00''inde, 100 metre finali koşturan onlardır. Sponsorlardır... TV şirketleridir. Uluslararası Olimpiyat Komitesi, onlara fason çalışır. *** Benim istediğim gerçek anlamdakı spor; sıradan vatandaşın yapabileceği spordur. Kitle sporudur... Kaç kişiyi koşturabiliyoruz... Kaç kişiye kulvar açabiliyoruz...
Hiç bir kulübe üye olmadan, insanların kendi başına spor yapma, hatta yarışma hakkı yok mu? Var! Bütün dünyada veteran yarışlarına yönelik, çok hızlı bir gelişme gözleniyor. Üstelik, spor yapabilmek için illa da genç olmak gerekmiyor. Kaç yaşında olursanız olun, sizin yaşınıza uygun mutlaka bir kategori var. Bir kulübün sporcusu olmak zorunda değilsiniz... Milli olmak zorunluluğunuz da yok. Elinize çantanızı alıp, dünyanın her tarafında düzenlenen veteran yarışlarına katılabiliyorsunuz. Ülke federasyonundan izin almanız gerekmiyor...Bir kulübe üye olmanız şart değil... Antrenörünüz olsa da olur, olmasa da... *** Dünyanın dört bir tarafında düzenlenen veteran atletizm yarışlarına, Türkiye''den de katılanlar var. Bunlardan biri Ahmet Yılman... Madalyaları toplayıp toplayıp geliyor. 60 yaşında olmasına rağmen; nerde bir uluslararası yarış varsa, orda... Eski bir F.Bahçeli atlet... 1957 yılında sarı-lacivertli kulüpte atletizme başlamış, 1973''te İsviçre''nin CAF Freiburg kulübünde Canton Şampiyonu olarak bitirmiş... Ama bu bitiş, lisanslı sporcu olarak... Sonraki yıllarda, veteran olarak gene pistlerde koşmaya devam etti... Atletizmi lisanslı olarak bıraktığı 1973''ten bu yana, tam 27 yıl geçmesine rağmen, 60 yaşında bile pistlerden uzaklaşamadı. Uluslararası alanda, 800 ve 2 bin metre engellide 150''yi aşkın birinciliği var. Bütün yarışmalara, kendi cebinden gidiyor.
İdmanları kendisi yapıyor, kampa kendisi giriyor. Devlete 5 kuruş masraf yaptırmadan, ülkeye sandık dolusu madalyalar getirdi. Lisanslı sporculara çil çil cumhuriyet altınları, apartman daireleri, otomobiller dağıtılırken; ona bir teşekkür bile çok görüldü. Ahmet Yılman; devletten cumhuriyet altını değil, cumhuriyet şefkati istiyor. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü; o ve onun gibi 20 kadar madalyalı veteran sporcuyu Ankara''ya davet edip, şükran belgesi vereceğini söylemiş... Ama söylediği ile kalmış. Ne arayan var, ne soran! Bir aferin demek, bu kadar zor olmamalı... *** Türkiye, devlet politikasıyla veteranlar gerçeğine sıkı sıkı sarılmalı; 60 yaşında bile fiilen spor yapan Ahmet Yılman ve onun gibileri, teşvik etmelidir. Bakan bey,"Teşekkür edeceğiz" diye söz verip, ortadan kaybolmamalıdır.

