Kaydet
a- | +A

Fatih Terim, basın toplantısı için salona geldi mi; çıt çıkmazdı.

Herkes; içtimada gibi, esas duruşunu alırdı.

Salonda kimse koşuşturamaz, masanın etrafında kimse dolaşamazdı.

Terim, yerine oturduğunda; herkesle tek tek göz göze gelecek biçimde, salonu ağır bakışlarıyla

tarardı.

O şahin bakışlar altında; aleyhinde yazı yazmış olanlar siner, yağlamaya niyetli olanlar da, kendilerini ona hissettirmeye özen gösterirlerdi.

Derin bir sessizlik hakim olurdu.

Disiplin tam anlamıyla sağlanınca; Terim, gargara yapar gibi önce gırtlağını bir temizler, sonra "Mutlak patron" edasıyla konuşurdu.

Üslubunda, bilgi vermekten çok, sorgulama tavrı hakimdi...

Salonun her yerini, herkesi, her an gözetleyen... Kendisini nasıl dinliyorlar diye, özenle gözlemleyen; hinoğlu hin bir konuşmacı...

Ona soru sorarken, adabını takınacaksın... Küstah, çok bilmiş, anasının gözü olmayacaksın...

* * *

Graz faciasının sonrasında basın toplantısı yapan Lucescu''ya; elinde bira bardağı ikinci kattan aşağıya neredeyse beline kadar sarkarak; Erman Toroğlu bağırıyordu:

"- Turgay''cığım (Vardar), sor bakalım, Jardel konusunda ne diyor?"

Altaylı''nın Çeribaşı diye sıfat taktığı Lucescu da; kafasını tavana dikerek, cevap yetiştirmeye çalışıyordu.

Şimdi ben soruyorum;

Bugüne kadar; ikinci kattan beline kadar sarkarak, elinde bira bardağı ile Fatih''e kim soru sorabildi?

Vallahi bunu yapan adamı, dilinden tavana asar!

* * *

Lucescu''nun basın toplantıları; çırpıcı çayırında çilingir sofrası kurmuş adamların, sarhoş muhabbetine benziyor.

Her kafadan bir ses...

Gezinen, dolaşan, tartışan, gürültü çıkaran, disiplinsiz bir kalabalık.

Dur diyen yok.

Lucescu, basın mensuplarının gözlerine bakmaktan bile korkuyor.

Hep başı öne ve yere eğik.

Şimdi birisi azarlayacak diye korkan çocukların tedirginliği içinde...

Kendine güveni sıfır.

Sünepe...

Graz''da futbolcularını durmadan suçladı, suçladı... "Bunlar pres yapmadı... Rakibi hafife aldı..." türünden şikayetlerini ısrarla sürdürünce; bir gazeteci "Sizin hiç mi suçunuz yok?" dediğinde, ancak uyandı...

Mecburen "Bütün sorumluluk benim" dedi.

Madem bütün sorumluluk senindi de; neden futbolcularını suçladın?

* * *

Kalite, çap, derinlik ve otorite açısından; Lucescu, Terim''in güneşte kurutulmuşunun buzlu camdan görünüşü bile değildir.

Futbolcular hocalarını sahada takmıyor, birbirleriyle kavga ediyor.

Dünkü çocuk Bülent Akın bile, el-kol hareketlerine başladı.

Disiplin sıfır!

Terim''in pres taktiğini daha önce ilkel ve çağdışı bulan Rumen hoca; 3-0''ın sonrasında "Ne yapayım, hiç pres yapmadılar" diye yakınmak zorunda kaldı.

"Terim''in taktiğini artık herkes biliyordu... G.Saray''ı kolay çözmeye başladılar" deyip; ısrarla "Tam saha ve tam süre presi" kaldırtmaya çalışan Lucescu; kendini kurtarmak için, bu kez o taktiği uygulamayanlara ateş püskürüyordu.

Fatih''in futbolcularını sattığını, ne zaman gördünüz?

Rumen; sakatlardan ve cezalılardan da şikayet edip "Ne yapayım" diyor.

Çalkala ayran yap!

Yahu; İlie, Filipescu, B.Hakan ve daha niceleri Avrupa''ya bir bir giderken... Sakatlıklar ve cezalılar belini bükerken... "Yandım anam" diyen var mıydı?

Terim mazeret değil, çözüm üretirdi.

* * *

Leş görmüş akbaba değiliz.

Bunları, ne zamandır söylüyoruz.

G.Saray Monaco''da Süper Kupa''yı aldığının hemen ertesi günü, otelde birlikte kahvaltı ettiğimiz Zeki Çol''a "Lucescu ile olmuyor" diye başlık atsam, ne dersin diye sordum.

Süper Kupa''nın üstüne böyle bir yazı, ha...

Zeki Çol soğukkanlı adam; "Taymingi çok kötü olur, zaman gerek" dedi.

Ben aceleciyim, ateşin üstündeki tencereden tadına bakarım. O yemeğin pişmesini bekler.

Ne dersin sevgili Çol, zamanı geldi mi acaba?

Yemeğin pişmesini beklerken, yemek ocakta yandı...