Aydın-Rize maçında; inanılmaz bir hakem faciası yaşandı... 10 kusurlu hareketin hiçbirine girmeyen, tamamen aldatmaya yönelik harekete, hakem penaltı kararı verdi. Çaykur Rizeli Yusuf; ceza sahası içindeki mücadelede topu kaybettiğini anlayınca, olimpik tramplenden havuza atlar gibi, balıklama çimlere daldı. Bunun hile olduğunu, Hakan Şükür''ün 25 günlük kızı Zeynep Sude bile anlar; ama hakem Mutlu Çelik anlamadı. Çaldığı düdük penaltı değil, cinayetin öbür adıdır... Bir takımı hedef gözeterek, önceden planlayarak, taammüden öldürmeye tam teşebbüstür. Ağır cezada bunun beraati olmaz. Bu inanılmaz gaf ya da ihanetin ardından, sahada müthiş bir itiraz deprasyonu yaşandı... O hengame içinde, 2 de kırmızı kart çıktı. Bu noktada futbolcuların biraz daha profesyonel olması gerekirdi... Çünkü ne kadar haksız verilirse verilsin, henüz 30. dakikaydı ve geride 1 saat gibi çok uzun bir süre vardı. Cinayete kurban giden takım, suni teneffüslerle tekrar hayata döndürülebilirdi... Ama bir takımdan 2 futbolcunun atılması, bu şansı sıfırlıyor. Profesyonel bir oyuncunun; şartlar ne olursa olsun, soğukkanlı olmak gibi yeteneği de olmalı... * * * Ama işin tuhafı; bu olaydan ilk devrenin bitimine kadar, oyuna hakim olan Rize değil; 9 kişi kalan Aydın''dı... Kör testere ile budanmanın acısını, rakibe hırsla yüklenerek çıkardılar... Rize bu isyan duygusundan oluşan baskılı futboldan, çekinir gibi oldu. Ama 2 eksikle oynamak; futbolda ciddi bir kayıptır. Nitekim oyunun ikinci yarısında; tek ayaklı bir atletin maraton yarışmasına katılması gibi, geride kaldılar. Rizespor; Devran, Ümit, Emre gibi 1.Lig paritesini hakeden futbolcularıyla zaten boş bir ekip değildi... Uyduruk ve hileli penaltıya ihtiyacı olmayan, onun arkasına saklanmayacak kadar güçlü bir ekipti... Şüphesiz finali haketmedi değil; ama açıkçası, Aydın''a da yazık oldu... * * * Konya-Diyarbakır arasındaki günün ikinci maçı; yarı finalin olması gereken kalite, heyecan ve seyir zevki içindeydi... Uzatmalara, oradan da penaltılara kadar giden müthiş bir gece oldu... Her iki takım, özellikle ilk yarıda; futbolu besleyen damarlarda akan kan gibiydi... Enerji yüklüydü. Pozisyonların geliştirdiği sert ikili mücadelelerde; futbolcular birbirleninin başını okşuyor, ellerinden tutup ayağa kaldırıyor ve faul için özür diliyordu. Bunlar, futbol adına güzel şeyler... Yaşı 35 mi oldu, yoksa daha yukarıya mı çıktı; bilmiyorum... Ama emektar Hasan, topun ayağı ile her buluşmasında, bela geliyorum diyordu... Belanın gelmesini, markajcısı Burak önledi. Kafası yarıldı, başına bant sardırıp gene oynadı.
Bu kadar övgüye rağmen, Hasan sahanın en iyi futbolcusu değildi. Zaten kötüsü olmayan maçın, 35''lik ders notuydu. Burası önemli. * * * Normal sürenin bitmesine son yarım saat kala oyuna giren Metin; takımını sürükleyen oyuncu oldu... Rakip savunmaya hançer gibi giriyor, derin yaralar açıyordu... Konya tam "elenecek" denilirken, son anda attığı golle oyunu da uzattı. Anlayacağınız; dört dörtlük bir yarı final izledik... Eleyene, elenene teşekkürler...

