Kaydet
a- | +A

Gündüz bu yazıyı yazıyorum, akşama Belçika maçı oynanmış olacak. Şu an gazetelerde zafer mi var, hüzün mü var; bilmiyorum. Geceden silahlar çekilip, balkondakilerden kaçı alaşağı edildi? Ya da kaç kişi Denizli''ye lanet okuyor. Onu da bilmiyorum. İlk iki maçta oynadığımız rezil ve utanılacak futbola göre; gruptan çıkmamız zor gibi görünüyor. EURO 2000''in en kötü takımı görüntüsündeki Türkiye; bir atımlık barutu kalıp birşeyler yapmış olsa bile, şaşırtıcı bir ekip olmaktan öteye bir anlam kazanamayacak. Golcüsü, iki maçta rakip kaleye tek şut atabilmiş bir takım... Bırakın organize bir atağı, üst üste 3 pası becerememiş bir takım... Rengi, motifi, mesajı, stratejisi olmayan bir takım... Pres desen, pres koyamıyor... Şut desen, şut atamıyor... Baskı desen, baskı kuramıyor... Saldım çayıra mevlam kayıra misali; yaylada otlayan koyunlardan daha dağınık bir görüntü sergiliyor. Sergen efendi, İsveç''e karşı oyuna girmek için kenarda beklerken; ağzını iki karış açıp esniyor arkadaş... Bunca yıldır futbol seyrediyorum; hayatımda ilk defa, esneyen bir futbolcu görüyorum. Üstelik oyuna girme hazırlığında biri... Isınma hareketi yapacağına, esniyor! Gözlerime inanamadım. * * * Norveç-Yugoslavya maçını seyrettiniz mi? Milletin kafa-gözü yarılıyor... 3 futbolcu kanlar içinde kalıyor...

Her iki taraf için de, sahada ölümüne bir mücadele... Adamların gözlerini futbol bürümüş, cansiperane oynuyorlar. Sahada kan-revan sertlik var, ama kavga yok. Yürekleri, beyinleri, atardamaraları, aortları, avurtları; ülkelerini düze çıkarma heyecanı ile dolu... Bizimkiler derin dondurucuda buz tutmuş etler gibi, kaskatı... Hiçbir estetik yok... Hiçbir hayat belirtisi yok... "Efendim transfer yüzünden akılları karışık, o yüzden oyuna tam konsantrasyon kuramıyorlar" denildi. Afedersiniz, EURO 2000''e 16 takım katıldı. 350''den fazla futbolcu var. Onların hepsi transferlerini tamamlamış, işlerini bitirmiş de; bir tek bizimkiler mi huzurusuz?.. Herkesin kendine göre bir derdi var. Ama çıkıp arslanlar gibi oynuyorlar. * * * İnşallah, Belçika''yı yenip gruptan çıkmışızdır. Ama inanın; turnuvaya renk katamadık... Seyredene zevk veremedik... Herhangi bir motif, desen, umut olamadık... Avrupa basını yazdı. Şampiyonanın en sıkıcı maçları, Türkiye''nin oynadığı maçlardı. Seyredeni orta yerinden çatlatan İsveç maçı, bütün dünyada alay konusu oldu. Danimarka iki maçta üçerden 6 gol yiyip şimdiden elendi... Ama oynadığı oyunun bir tarzı, hiç olmazsa temposu vardı. Biz ne oynuyoruz Allahaşkına? Sistemimiz... Taktiğimiz... Modelimiz... Tarzımız nedir? * * * Biz Belçika maçını kazanıp, gruptan çıkmış olsak ne olur?.. Eğrisi doğrusuna denk gelip, çeyrek finale yükselmenin elbette bir sevinci oluşur ama; bütün dünya burun kıvırır inanın! Slovenya da son maçına, bizim gibi tek puanla çıkacak... Belki de elenecekler. Ama Zahoviç gibi bir yıldızı dünya piyasasına sunarak... Herkesin beğenisini kazanarak... Parmak ısırtarak... Turnuva öncesi en zayıf takım gösterilen Slovenya, nerdeyse en renkli takım olacak. Söyler misiniz; bizim ne rüzgârımız oldu? B.Hakan''ımıza "Bidon" benzetmesi yaptılar! EURO 2000''e gelen bir çok takım; 19-20 yaş civarındaki yeni filizleri pişirmeye de getirmiş. Romanya, Portekiz karşısında yaptığı değişiklikte 3 futbolcusunu da; taptaze gençlerden seçti. Biz ise; milli takım kampını, transfer panayırına çevirdik. Hocamız bile; daha maçlara gelmeden kendine takım ayarladı. Bu yüzden de, diğer futbolcuların transfer borsasında fink atmasına sesini çıkaramadı. Ele veremezdi talkını, çünkü kendi de yutmuştu salkımı... * * * Belçika maçını kazanmış olabiliriz. Elbette sevincimden ne yapacağımı bilemem... Elbette bazen coşup, bazen ağlayacağım... Elbette çiçeklere konup, kuş gibi uçacağım... Elbette her şey değişecek, ama gerçekler değişmeyecek.