Avrupa Futbol Şampiyonası, ufak ufak dersler veriyor. Alabilene, anlayabilene... Elenen elenmeyen bütün takımlara bakın; hepsinde birer-ikişer yeni ve genç umutlar var. Tek tek isim saymayayım. Hepsi ekranda... Romanya''nın bile bir maçta, 3 yeni isimle oyuncu değiştirdiğini gördük. Türkiye''nin ise, vizyona sokacağı taze umutları yoktu. Yeni bir genç, yeni bir nefes, yeni bir soluk bulamadık. Bir tek Emre olabilirdi, onu da sakata çıkardık. * * * Romanya 4 maç oynadı, Hagi 2 defa kırmızı kart gördü. İkisi kırımızıya dönüşen 4 sarı kart, hakeme itirazdan geldi. Hagi aynı şeyi bizim ligimizde 4 yıldan beri hiç aksatmadan yapıyor... Parmak hesabıyla sayın bakalım, Türkiye liginde ne kadar ceza aldı? Bizim ülkemizde makamlara, sıfatlara, etiketlere, şöhretlere, arkası kuvvetli olanlara; kendiliğinden işleyen doğal bir hoşgörü kafesi vardır.
Bu ister şöhretli bir futbolcu olsun, ister şöhretli bir politikacının oğlu olsun; sistem değişmez. Korumacılık doğrudan devreye girer. Trabzonspor''un Fatih ve Yakup gibi aynı dönem altyapı futbolcularından Uğur; sallayıp tutturamadığı bir bıçak yüzünden, 1.5 yıl hapis yattı... Adamı yaralamadı bile! Ama aynı gün Bursa''da otel odasının kapısını kurşunlarla parçalayarak içeri giren Ali Şen''in oğlu, adam vurdu... 24 saat sonra dışarı çıktı. Bizde adalet; suça göre değil, suçu işleyen adamın torpiline göre işler! * * * Türkiye Hagi''ye, 4 yıl boyunca inanılmaz bir hoşgörü gösterdi. Hakemleri bir dövmediği kalıyordu. Buna rağmen, cezalandırmada hep kaytarma yolunu seçtik. Şöhretli, sevilen ve şampiyon bir takımın futbolcusuna ilişmemeyi; gelecek tepkilerden korunmak adına, strateji belirledik. Ama görüyorsunuz; Avrupalı hakemler gözünün yaşına bakmıyor. 3 maç oynadı, 2''sinde kırmızı kart gördü. Hatırlayacaksınız; Arsenal maçında da, gene hakeme itirazdan kırmızı kart görmüştü. Dört yıldır ona veremediğimiz ceza ile, Avrupa''da ona verilen cezalar arasındaki doğru orantıyı yapın; gerçek ortaya çıkısın. * * * Alpay''ın gördüğü kırmızı kartta da, bu cezanın özelliğini içinde barındıran ince bir nüans var. İşte o nüans da, ayrı bir derstir. Bizim sinir küpümüz; yumruk attığı için atılmadı. Yumruk atmaya teşebbüs ettiği için atıldı. Yoksa salladığı darbe; Couto''ya en ufak bir zarar vermedi. Çünkü şiddeti yoktu. Aslında vücuduna temas bile etmedi. Burada önemli olan, niyetti... Rakibini olduğu yerde, eliyle göğsünden çok daha sert itse; olay sadece faulle kalacak. Çünkü hakem, bunun tepkisel bir refleks olduğuna hükmedecekti. Ama elini yumruk yapıp, sallarsan... Tutturamazsan bile, niyetin karavanası olmaz. Burada önemli olan yaptığın şeyden çok, düşündüğün şeydir. Teammüden zarar vermeğe yönelik bir olay... Bu yüzden; eliyle göğsünü itip daha fazla zarar verecek durumda olsaydı bile, ses çıkarılmayacak şey; işin içine yumruk girence, saldırıya dönüştü. Vurmuş ya da vurmamış olmanın, bu noktada hiçbir önemi yok. Vurmaya teşebbüs, kırmızı kartı getirdi. Ardından, ekstra 3 maç ceza daha... Bana Türkiye''de, böyle bir teşebbüse önce kırmızı kart, ardından 3 maç ceza verildiği bir olayı hatırlatabilir misiniz? Asla! Zaten böyle bir cezayı 3 büyüklere vermeye kalkanları da, bizim medya affetmez! O hakemin kafasını, kuru soğan gibi bir yumrukta dağıtır; çoban salata yaparlar. * * *
Evet, Avrupa Futbol Şampiyonası, ufak ufak dersler veriyor. Ama alabilene, anlayabilene...

