Kaydet
a- | +A

G.Saray maçı için gittiğimiz Glasgow, bizi soğuk ve yağmurla karşıladı. Bu yüzden sıkı sıkı giyindik. Üstü açık çift katlı otobüslerle, şehir tanıtım turuna çıktığımızda; ensemden giren sert rüzgar, paçalarımdan çıktığında, hâlâ soğukluğunu koruyordu.

Biz tir tir titrerken; otobüsün üstü açık bölümüne, bir yığın kreş çocuğu doluştu. Sarı lepiska saçlı, 5 yaşlarında şirin bir İskoç kızı; giydiği tiril tiril montun önü açık, içinde sadece dantelli bir fanila ile, soğuk havanın farkında bile değildi. Yol kenarında durup, cep telefonu kulağında duvara yaslanmış ve ince bir konuyu görüştüğü açıkça belli olan bir İskoç gencinin de üzerinde, kısa kollu penye bir tişort vardı. Bir taraftan da sırtını kaşıdığı için, yarı beline kadar açıktı... O da herhangi bir üşüme ya da titreme gibi bir belirti göstermiyordu. Ama, ben ve bizim Engin Atay; soğuk havanın şartlarına tam anlamıyla entegre olan giyim-kuşamımıza rağmen, titriyorduk... * * * Glasgow''da sürekli kapalı, mızmız ve gözyaşı döker gibi, hep şıp şıp ağlayan bir gökyüzü...

Güneş, adamların yüreğini hiç ısıtmamış ki; sıcağı bilmiyorlar. Yağış ve soğukla kerhen dost olmuş bedenler; Antalya, Bodrum, Kaş, Fethiye, Datça sıcağını bilenlerin, derdini anlamıyor. İskoçya''nın da her tarafı deniz ama; kurşun rengindeki ağır ve sevimsiz sularında, kimseye kulaç attırmıyor... Keyif çattırmıyor... Temmuz ve Ağustos aylarında, Akdeniz''deki gibi, kumda yürürken onların da ayakları yansa... Güneşin kışa hazırlık günlerindeki ilk vedasında, elbette onlar da üşüyecek... Yazı bilmiyorlar ki, kaybettiğinde hemen farketsinler. Biz ülkemizde gündüz güneşin sefasını sürmüşüz... Geceleri Heybeli de mehtaba çıkmışız... Sandallarımız neşe dolmuş, zevke dalmışız. Ege''de, Akdeniz''de, Marmara''da; deniz mevsiminin bütün güzelliğini doya doya, çeşit çeşit yaşayan bir milletiz. Yaz elimizden gidince, bu yüzden çabuk üşürüz. İskoçya''nın elinden kaçırdığı ne var ki? 3 bir tarafı deniz ama, tek bir tatil köyü yok... Binlerce koyu var, ama hiçbirine Mavi Yolculuk yapılamıyor. Biz kirletsek de, denize giriyoruz... Onlar temiz tutsa da, denize giremiyor... Çünkü soğuk ve vahşi... Sahibini bile bağrına basmıyan bir deniz...

Ama biz, yaz ateşinin ne olduğunu bilenlerdeniz... Denizle kucaklaşmışız, dalgalarla horon tepmişiz... Biz onları kaybettik mi üşürüz. * * * sgow''dan üç önemli not: 1-Şehir uyduruk olmasına rağmen; İbrox Stadı, Avrupa''nın ilk 15 stadı arasına girecek kadar büyük, güzel, modern ve etkileyici... 2-Tugay, hiç tartışmasız Glasgow Rangers''ın en sevilen futbolcusu... Glasgowlular ona hayran... İskoç gençler, metro vagonlarında "Tügay... Tügay..." diye tempo tutuyorlar. Biz Türk olarak bunu şehirde heran ve herkesten hissetmek, çok hoş bir duygu...

3-Şehirde duraklar tıka basa insan dolu olsa da, içlerinden biri el etmedikçe; otobüsler asla durmuyor.

* * * Glasgow, ellerinde Te cetveli ve gönye olan mimarların; sadece enine ve boyuna sokak yaptıkları, geometrik disiplinde bir kent... Eğim yapan, yalpalayan, sağa-sola kıvrılan mahalleleri yok... Ya dümdüz enine... Ya dümdüz boyuna caddeler...

S gibi kıvrılan, M gibi zikzak yapan, O gibi dönen tek sokak bulunmuyor. Yokuşsuz ve çıkmaz sokaksız bir kent. Bir kent bu kadar düzgün ve düzenli oldu mu, tek düze oluyor. Üstelik kentin tamamında bir tek, evet bir tek dahi konut yok... Herkes banliyölerde yaşıyor. Saat l7.00 olup ta mesai bitti mi; yarım saate kadar Glasgow tamamen boşalıyor. Akşam 18.00''den sonra yolda adam görene ödül veririm. Gerçi bu durum, bir çok Avrupa ülkesinde ve kentinde olağan bir şey... Ama Glasgow''un, en erken eve tüymede rakibi yok... * * * Uzun lâfın kısası şu: Magandalara, çetelere, trafik canavarlarına... Enflasyona, pahalılığa, bilerek banka batıranlara... Hava, çevre, tarih ve kültür kirliliğine rağmen; BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM...