İbrahim Tatlıses, tükenişe doğru depar atmaya devam ediyor.
Arka arkaya patlayan rezaletler; onun kaçınılmaz sonunun bir hazırlayıcısı olarak, tehlike sinyalleri veriyor.
Ama anlayana...
Manşetlerden düşmeyişi;
ona "Ben ne yaparsam yapayım, ayakta kalırım" özgüveni veriyor ve onu hatalarından arındırmayı engelliyor.
Görmekte zorlandığı gerçek şu:
Gidiş, iyi bir gidiş değil...
İzmir Fuarı''nda şimdilik var olduğu gözlenen seyirci potansiyeli; an gelir bıçak gibi kesilir; neye uğradığını şaşırır.
Bu işler yavaş yavaş değil, bir anda biter.
Gelmekte olan muhtemel sonun ayak seslerini duyamadan, apışıp kalır.
Sonra da "Bir zamanlar maziye bak, ne kadar şendik" muhabbeti ile, nostalji arayışları başlar.
Önce neonlarda star olmuş, sonra parklarda yatar olmuş; çoook kişi var.
Bu yüzden işler iyi giderken, azmamak gerekir!
***
İbo''nun İzmir''deki son fiyaskoları sürpriz değil.
Kalıbına ve kalitesine uygun işler yapıyor.
Bu yüzden, İzmir Fuarı''ndaki olaylarda; ona değil, daha çok bizim gazetecilere kızdım.
Adam ültimatom veriyor.
"Burada çekim yok..."
Hepsi kuzu kesilmiş...
Sonradan geldikleri için, bu yasaktan haberi olmayan Show TV ekibi; İbo''nun adamları tarafından kulis odasına yaka-paça zorla sokuluyor... Medyayı cezalandırma yöntemi devreye giriyor.
Diğerleri; darp olayı büyüdükçe sessiz kalamıyor, mecburen "Hep beraber çekip gidelim" protestosuna yönelmek istiyor.
İbrahim Tatlıses, gürlüyor:
"Buradan kimse çıkmayacak!"
...Ve kimse çıkmıyor!
***
Gazeteci dövdüren, bunu protesto için orayı terketmeye hazırlananları da geri döndüren İbo; bu gücü nereden buluyor?
Bizim medya; o sanatçıya, nasıl bu kadar teslimiyetçi olabiliyor?
Biz, "Müzik şirketlerine göbeğinden bağlı maaşlı magazin gazetecileri var" derken; işte bu yüzde yüz sadakate dikkat çekmek istemiştik.
Kendilerini sorgulayacaklarına, beni sorgulamaya kalktılar.
Yalanlar değişir, gerçek değişmez.
Hani Şahin Özer beni mahkemeye verecekti, ne oldu?
Yüzüme karşı söylediğini, herkese karşı söyleyemediğini o da biliyor; kıvırttı.
"Kıvırtma" diye yazı yazdım, gene ortada yok!
***
Magazin gazetecileri, ayağını denk almalıdır.
İbo''nun fırçasıyla hareket edeceklerse, müdürlerinden değil; ondan emir alsınlar.
Adam burayı çekme diyor, çekmiyorlar...
Adam, buradan ayrılmayın diyor, ayrılmıyorlar...
Adam, meslekdaşlarını dövdürüyor; seyrediyorlar...
Magazincilerin tuhaflığına bakın... Beşiktaşlı Nouma; bardan çıkarken fotoğrafının çekilmesine itiraz edince, hep beraber dövüyorlar... Ama kendilerine ana-avrat söven İbrahim Tatlıses''i görünce, siniyorlar...
Üstelik ertesi günü İbo''nun ekibiyle maç yapıp, sonrasında da kebaplarını yiyorlar.
Bu nasıl iş?
Yahu arkadaşlar; siz İbo''ya mahkûm değilsiniz; İbo size mahkûm... Ama işin içine daha önceden al gülüm - ver gülüm dümenleri bulaşmışsa; böyle sesinizi çıkaramazsınız.
Göbek bağını kesin.
Özgür olamazsanız, yiğit de olamazsınız!
***
Tatlıses''in Asena''yı kaçtığı otelden zorla geri getirdiği olayda; haberi "Baskın" değil, "Davet" olarak yazan Hürriyet''in magazin müdürü Ateş Çelik, telefonla beni aramıştı.
Asena''yı tekme - tokat nasıl dövdüğü, sonradan görüntülerle belgelenen Tatlıses için; "Siz yeteri kadar tanımıyorsunuz. İbrahim bey, aslında çok kibar bir beyefendidir" demişti.
İbo''nun kibarlığını görüyoruz.
Gözünün üstünde kaşın var dediğini, dövüyor!
Ayrıca 2 gazeteci konuşurken; aralarında olmayan sanatçı için, Ateş Çelik''in sürekli "İbrahim bey... İbrahim bey" diye hitap ısrarı yersiz.
Kendisi aramızda olsa, nezaket gereği; bu üslup doğru... Ama gıyabında konuşuyorsak; sadece İbrahim Tatlıses denmesi gerekir.
Onun yokluğunda bile, saygıda kusur etmiyorlar.
İpin ucu, zaten kaçmış...
İbo dövse de, sövse de; müdürlerin bile boynu kıldan ince...
Yazık!

