G.Saray-İstanbulspor maçının başlamasından önce, Teleon''un canlı yayınına çağırdılar. Muhabir, elinde mikrofon soruyor: "Maç ne olur?" G.Saray''ın mağlup olması için, ortada iki neden var dedim. Birincisi:
Bir kere, G.Saray bütün hedeflerini başarıyla bitirdi... Ayrıca; maç öncesinde futbolcuların mankenleri andıran şık ve bembeyaz kıyafetler içinde bütün stadı dolaşması, takımın maça olan konsantrasyonunu sıfıra indirdi. İkincisi: Uzan''lar; kısa bir süre önce, bu kulüple 24 milyon dolarlık sponsorluk anlaşması imzaladı. Sahanın ortasında da, Uzan Grubu''nun dev bir reklamı vardı.
Bütün bu argümanlar; G.Saray''ın bu maçta yenileceğinin işaretini veriyor. Bu maçı İstanbulspor kazanacak... * * * Bunları söyledikten sonra G.Saraylı futbolcular sahaya çıktı.
Takım ısınma hareketleri yaparken; Hagi iki küçük çocuğuyla maç başına kadar oyun oynadı.
Oyunu düşündüğü yoktu... Bu yüzden, maça hiç ısınmadan başladı.
Zaten oyun da oyun değildi... İki takım da kötüydü! Hadi G.Saray; hedeflediği üç ayrı noktada şampiyonluk kazanmış, işini bitirmiş, oyuna asılmıyor diyelim.
Pekiyi, İstanbulspor''a ne oluyor? Ligde kalmak için mutlak 3 puana ihtiyacı olan bir takım gibi değildi.
O da; lâf ola beri gele oynadı. Zaten gol de; sürünerek, emekleyerek, zorla, tıpış tıpış kaleye giden topla geldi. Yani gol bile, gol gibi değildi. Devre bu komedi ile bitti. * * * Maçın garipliği seyirciye de sinmişti. Takımlarını Avrupa Şampiyonu olduktan sadece 3 gün sonra görenler; sanki aradan 3 yıl geçmiş gibi, başarıyı unutmuşlardı. Tezahüratlarda coşku, heyecan ve süreklilik yoktu. Mikrofondaki sunucu; tribünleri coşturmak için vargücüyle bağırıyor, çırpınıyor, yırtınıyordu... Ama buna rağmen, yürekten bir tezahürat olmadı. Recep, kendi kalesine gol atmasa; bu maçın sonucu ile ilgili argümanlar, "DOĞRUDUR" mühürüyle kaşelenecekti. Recep önledi! Gene de İstanbul''daki 1-1, Antalya''daki Altay''ı küme düşürdü.
Bunlar ince işler!

