2 adam. Biri samur, diğeri vizon kürk... Biri Alman, biri Türk! İkisi de takımlarından ayrıldı. Briegel Beşiktaş''ı, Denizli Milli Takım''ı bıraktı. Aynı şeyi yapmış görünseler de; aynı olan şey, bazen benzer olmuyor. İkisinin yaptığı arasında, Uludağ''la Everest''in farkı var. Bunu en kolay Mahruki anlar! * * * Birinci olay şu: Briegel, Beşiktaş''a geldiğinde; tercümanı ve yardımcı antrenörü Ahmet Akcan''ı kulüpte buldu...
Ne kendi istedi, ne aracı oldu. Yani; komisyonundan yararlandığı "Yüzde onluk" adamı değildi...
Dolayısıyla onunla göbek, cüzdan, vicdan ve çıkar bağı yoktu. Ama, teknik direktör - antrenör birlikteliğindeki iş ortaklığı; zamanla gönül ortaklığını da pekiştirdi. Meslekdaş olduktan sonra, dost da oldular. Beşiktaş yönetimi; başarılı olduğuna inandığı Hans Peter Briegel''le, gelecek sezon için de beraber olmak istediğini söylemiş, hatta ilke bazında anlaşma bile yapmıştı. Ancak, Ahmet Akcan''la yeni bir sözleşme yapmaya yanaşmadılar. Bu anlaşmazlığa gösterilen ön gerekçe başka, temel gerekçe ise bambaşkaydı. Hatta çok komikti... Ahmet Akcan G.Saray''lıydı... Ve kulüpte bu işi yapabilecek Beşiktaşlı eski futbolcular dururken, ona ne oluyordu? Zaten inceden inceye, gizliden gizliye, bir lobi kazanı kaynayıp fokurduyordu. Eski futbolcular; kulüplerine neden bu kadar yamanır, sülük gibi yapışır anlamam! Briegel; çalışmasından şikayetçi olmadığı, aksine memnun olduğu Ahmet Akcan''ın etrafında döndürülen dolaplara ve kendisine danışılmadan gözden çıkarılmasına tepki gösterdi. Uyduruk - kıytırık "Ayıp oluyor" gibisinden zoraki tepki değil; adam gibi, delikanlı gibi bir tepki... Bir yıllık sözleşme garantisini yırtıp çöpe atacak yiğitlikte bir tepki... Bunu kime karşı yapıyor? Almanya''dan getirttiği bir Alman yardımcıya karşı değil; gelirken kulüpte bulduğu ve geleceğinden asla sorumlu olmadığı bir Türk''e karşı yapıyor. Alacağı para uğruna, Ahmet Akcan''ı satmıyor. İşi bırakıyor. * * * Gelelim ikinci olaya... Mustafa Denizli, Milli Takım''ın hocası... O da yeni sezon için, federasyonla anlaşma yapmış... Hatta, Avrupa Futbol Şampiyonası sonrası ödenmesi planlanan peşinata mahsuben, 300 bin dolar avans da almış... İçi, gönlü, cebi, kasası rahat... Ancak, gene de bir sıkıntısı vardı. Yaklaşan sezon sonu nedeniyle futbolcuların transfer kazanında haşlanması, dikkatlerinin dağılması... Onları milli takıma motive edememekten çekiniyordu.
"Futbolcularımın akılları karışık" diyordu... Fakat en çok aklı karışan, kendisi oldu... Daha hiçbir futbolcusu transfer gerçekleştiremezken; o abidik gubidik F.Bahçe''ye uçtu... Dolarları görünce, federasyondan aldığı avansı da unutup; anında milli takımı terketti. Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine kadar görevine devam edecek ama; hikaye... Transferler nedeniyle futbolcularını motive edememekten korkan adam, bırakın takımı; kendisini nasıl motive edecek. Aklı, "F.Bahçe''yi nasıl yeni bir G.Saray yaparım" hesabında olacak. Milli takım onun için, ZORAKİ GÖREV durumunda...
Ama gene de büyük bir şansı var. Milli Takım hiç galip gelemese de... Hiç puan alamasa da... Hatta bir yığın gol yese de; kovulma riski yok! Nasılsa kendini sağlama aldı. * * * Evet, ortada 2 adam var: Biri Briegel... Diğeri Denizli... Biri bir Türk için, bir yıllık iş sözleşmesini yırtıp attı... Öbürü Türk, ama çıkarı için milli takımı sattı. Fark burada!

