Terim dönemi dahil; G.Saray''da kaç futbolcu ve hangi futbolcu eksik olursa olsun, takım bocalamazdı. İlk kez, tersi oldu... Oyun başlarında sakatlanıp çıkan Emre dahil; Hagi, Popescu ve Okan''ın yokluğu G.Saray''ın balansını bozdu. Takımın ataklarında tutarsızlık ve dağınıklık vardı. Ergün; bütün ortalarını kötü kullandı, çoğunu kaleciye teslim etti. Ahmet, oyunda gizleniyordu. Böyle olunca; orta sahası belinden kırık takımın, gücü de kırıldı. Bursaspor; rakibinin alışılmış presini sahada görmeyince, G.Saray kalesine rahat ataklar buldu. Şanssızlık, beceriksizlik ve dikkatsizlik; arada egoizmle de buluşunca, fırsatlar heba oldu. Jardel''in kalenin hemen dibinde uzatamadığı ya da uzatsa da, topu tutturamadığı ayaklar; maçın kader anlarıydı. Bu pozisyonlara rağmen devre, G.Saray rakibine karşı açık, net ve kesin üstünlük sağlayamadan bitti. Serkan; oyunun başlarında hırs ve tempo yüklü futbolunu, çok geçmeden yavanlaştırdı. İlk yarının 1-1''i, adaleti yansıtan bir skordu. Seyirci, işlerin iyi gitmediğinin farkındaydı... Bu nedenle; ikinci yarıyla birlikte, temposu düşmeyen yüksek volümlü tezahürata başladı. Taraftarın arzulu ve inatçı desteği, G.Saray''a "kendine gel, canlan" uyarısıydı... Bunun faydası olmadı değil; G.Saray hareketlendi... Büyük baskı kurdu...
Ama bildiğimiz klasik G.Saray hiç geriye gelmedi. Bursaspor; cesur, atak ve istekli futboluyla göz doldurdu. Ancak kırmızı kart gören kalecilerinin inanılmaz hatasıyla, boyun eğdiler.
Kaleye yeni geçen Serdar; daha ısınamadan ve olayların şokunu üzerinden atamadan golü yedi. Benim en çok şaşırdığım şey; devre arasında özel maçlarda son derece ciddi ve güzel oynayan G.Saray''ın, sonraki maçlarda sergilediği kopukluk. Galibiyet bile bunu gizleyemedi. Umarım, Deportivo maçında aslana dönerler.

