Biliyorsunuz; Avrupa Futbol Şampiyonası''nda ALTIN GOL uygulaması var. Niye altın demişler anlamadım. Ayrıca kaç ayar olduğu konusunda hiç bir bilgimiz yok. En ideal altın 24 ayar olan altındır. Bu da yüzde yüz altın değildir. Bakır karıştırılmış halidir. Çünkü saf altın yumuşaktır, işlenmez... Yani bilezik, kolye, yüzük, taç, hiç birşey yapamazsın. İşlenebilmesi için, bakırla sertleştirilir...
Altına katılan bakır oranı arttıkça, ayarı da düşer... Öyle görünüyor ki; Avrupa Şampiyonası''ndaki altın gole de çok fazla bakır karıştırmışlar. Fransa - Portekiz maçında penaltı verildi, oyun durdu... Penaltı atıldı, oyun bitti... Keyifsiz! Ya bizim İtalya maçındaki gibi, keyfi çalınan, uyduruk bir penaltı olsa... Rakibe, onu altından kalkacak fırsat bile vermiyorlar. Bana göre; ALTIN dedikleri TENEKE çıktı! * * * Zaten son defa uygulandı. Önümüzdeki turnuvadan itibaren, kalkması kesin gibi... 2002 Dünya Kupası finallerinden önce tarihe gömülür. Tartışmalı gelmişti... Tartışmasız gidecek! Bilmem hatırlayacak mısınız; Altın Gol''ün ilk uygulandığı maç, 1992 yılındaki Portekiz-Türkiye maçıydı... Yani ilk defa uygulanacağı, ilk defa yürürlüğe gireceği başlangıç maçıydı. İlk seferde gerçekleşti. Uzatmalarda Tarkan''ın golüyle maç bitmiş, Avrupa Gençler Şampiyonu olmuştuk... 1993''teki Dünya Gençler Şampiyonası''na katılmaya hak kazanmıştık... Kuralın ilk uygulamasında da, son uygulamasında da Portekiz''in adı var. Her ikisinde kabak başlarında patladı. Sevinenlere değil, onlara sorun bakalım; bu gol altın mı yoksa çakıl taşı mı? * * * Hazır konu böyle uzatmalı maçlara gelmişken, çok önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bizim basın; uzatması da berabere bitip, penaltı atışlarına giden maçlarda çok vahim bir hata yapıyor. Bu penaltı atışlarında atılan golleri, skora ekliyor. Yani maçın normal süresi 2-2 berabere bitmiş; penaltılarda biri 5-4 öne geçmişse; skoru 7-6 diye manşette veriyorlar ki... Hata değil, rezalet! Penaltı atışlarında atılan gollerin, maçın skoru ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Zaten atanlar için de, atanların hanesine gol diye yazılmaz... Gol krallığında hesaba katılmaz... Sadece turu atlayacak ya da finalse kupayı alacak takımı belirlemek için; kura niyetine uygulanır. Maç berabere bitmiştir. Maçın galibi yoktur. Resmi kayıtlara ya da istatistiklere, uzatmalar sonunda tabeladaki "Beraberlik" sonucu geçer. Penaltı atışlarındaki değil... Bu nedenle, skoru 7-5, 8-6 ya da 9-7 diye vermek, cehalettir. Bunu Babıali''ye bir türlü öğretemedik! * * * Yalnız meslektaşların değil, futbolcularımızın da öğrenemediği şeyler var. Oyun durduğu anda, futbolcuların saha kenarında su ya da başka bir sıvı içtiklerinde; ellerindeki kabı fırlatıp atmamaları gerekiyor. FIFA''nın açık ve net uyarısı var... Hatta uyarı değil, kuralı var: "İçecekler futbolculara elden verilmelidir... Oyun alanına şişelerin veya kapların atılması yasaktır... Aynı şekilde, oyun alanındaki futbolcunun bunları dışarı fırlatması da yasak kapsamındadır. Futbolcuya verilirken ya da futbolcu iade ederken, plastik kaplar mutlaka elden teslim edilmelidir." Ama bizimkiler; çelik-çomak oynar gibi, pet şişeleri havada uçuruyor... Yere fırlatıyor... Kaba bir şekilde atıyor. Bundan bile uyarı alıyoruz. Ayıptır! FIFA kibarlık olsun, incelik ya da nezaket olsun diye kuralı getirmemiş... Tıp Komitesi üyesi Rudy Gitthes''in "Hijyenik Tedbirler" önerisi paketi içinde, bir sağlık koşulu olarak uygulanıyor. Şuna uysan, kel mi kalırsın arkadaş?

