Futbol, spor değildir.
Kendine özgü marketing tekniği olan; dumansız sanayi ürünüdür.
Ticari zeka şarttır.
İyi ya da kötü oynamak değil; birinci derecede öncelikli olarak, akıllı oynamak önemlidir.
Akıllı oyunda, bazen yenilmesini bilmek de gerekir.
Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih, Milan ve İnter gibi futbolun jet sosyetesi; 70''li ve 80''li yıllarda bunu mükemmel becerdi.
Bu takımlar, Avrupa kupalarında kolaylıkla eleyebilecekleri takımlarla, ilk maçı deplasmanda oynadıklarında; ya berabere kalmışlar ya da tek sayı farkla yenilmişlerdi.
Sebep, açık... İlk maçta rakibe 4-5 attıktan sonra, rövanşa kim gelir?
Ama 0-0 , 1-1 beraberliklerde...1-0 veya 2-1 gibi tek farklı yenilgilerde; seyirci stada koşuyordu.
Bunlar; futbol marketing tekniğinin stratejileriydi.
O dönemlerde; Bayern Münih İstanbul''a geldi, G.Saray''la 1-1 berabere kaldı... Rövanşta 6 attı!
PSV Eindhoven en parlak döneminde, İstanbul''da F.Bahçe''ye 2-1 yenildi; ikinci maçta 5 çekti...
Barcelona, Trabzon''da 1-0 mağlup oldu; kendi evinde 7 çaktı...
Biz, oltaya düştüğümüzün farkında olmadan; eşantiyon galibiyetlere bayram ilân etmiştik.
Dönen dolaptan haberimiz yoktu.
Avrupa seyircisi, büyüklerin bu yutturmacasını farkedince, tepki koydu... UEFA da, seri başı uygulaması ve ülke puanı sistemini geliştirince; "Ticari yenilgiler" dönemi bitti.
* * *
Türkiye, o yıllardaki allengirli işleri farkedemediği gibi; şu an dünya futbolundaki yeni konsepti de kavrayabilmiş değil.
Biliyorsunuz; Dünya Kupası elemelerindeki grupların statüsü değişti.
Artık 5''li gruplarda sonuncu takıma, 6''lı gruplarda ise; son 2 takıma atılan goller, averaj dışı... Kazanılmış puanlar, devre dışı...
Grup maçları tamamlandığında; ilk 4''e girenlerin kendi aralarındaki mücadeleler esas alınacak.
Bu durumda; ortaya yeni stratejilerin, yeni taktiklerin çıkması gerekmez mi?
Gerekir ama, bizde hiçbir hareket yok.
Milli takım; Moldova''ya fark yapmak için, çırpınıp durdu.
Bizimkiler 2-0''a doymayıp, daha çok gol atmak istedikçe; saçımı-başımı yoldum.
Maazallah; şartlar ve pozisyonlar uygun olsaydı da 7 gol atsak, milletçe havalara uçacaktık.
Halbuki büyük bir fiyasko olacaktı.
Rakibini daha ilk maçta sonunculuğunu garantilemek demek; senin attığın 7 golü ve kazandığın 3 puanı çöpe atmak demek...
Türkiye; kendi ayarının çok altındaki Moldova, Mekadonya ve Azerbaycan''a asla fazla gol atmamalı.
En ideali 1-0''da bırakmalı...
(İsveç, Azerbaycan''a öyle yaptı)
* * *
Moldova, grupta sürpriz yapmaya en yakın aday...
Kendi çıkarımız için, onu hırpalamamak gerekir.
Çok yakın bir ihtimal olmasa da; ola ki, İsveç ya da Slovakya''dan birini yendi... Dahası, sıralamada altına çekti.
Kötü mü olur?
Bol gol atıp dibe peşinen postalayacağımıza; diri ve iddialı tutup, olta yerine kullanmak, daha akıllıca değil mi?
Sıkıyorsa; farkı Slovakya ve İsveç''e yap... İşi bitirir.
Ama Moldova, Makedonya veya Azerbaycan''a yaparsan; bindiğin dalı kesersin.
* * *
Sovyetler Birliği''nin dağılma süreci ardından ortaya çıkan yeni devletler arasında, futbol kalitesi ve paritesi çok düşük olanlar vardı... UEFA''nın üye kabul vettiği Faroe, Andorra, San Marino, Liechtenstein gibi ülkeler de, standardı çok düşürdü.
Şimdi yeni bir yapılaşmaya gidiliyor.
Avrupa; yakında A grubu ve B grubu ülkeleri diye ikiye ayrılacak. Bunlar birbirleriyle oynayamayacak.
A grubundan düşenler, B grubundan yükselenler olacak
Yani bir anlamda; Avrupa''nın İkinci Ligi kurulacak.
O günler gelene kadar; gruplarda karşılaşacağımız keklik ülkelere, fark atma heyecanından sıyrılalım.

