Öyle hanım hanımcık, çıtkırıldım, pıtdarıldım tiplere yer yok... Denizlispor''dan alınan Yusuf; ayağına top yakışan teknik özellikli futbolcu olmasına rağmen, tırıs gelir vız gider... Yanından gelip geçenlere, öküzün trene baktığı gibi bakarsa; kendi takımının canına okur.
Çünkü onun bulunduğu bölgeyi, otobana çevirirler. Sevgili Yusuf; öyle kalma apış... Yakasından tut, yapış...
Vücut vücuda temasın olsun. Ayakların armut toplamasın. Bütün bunlar olmayınca; Yusuf''un bulunduğu nokta, top rakipteyken, rakibe avantajlı bir bölge oluyor. O kulvardan akıp geçiyorlar. Mustafa Denizli''nin, Yusuf''u ikinci yarıya almaması, bu nedenlerden dolayı doğru bir karardı. Revivo da, futbolda erkekçe ve mertçe mücadeleye pek sıcak bakmayan teknik özellikli futbolculardan... Abdullah, kendi kulvarında yeterli düzeyde üretken değildi. Koca ilk yarıda, ataklara katkısı olmadı. Böyle olunca; Denizlispor kendisine gerekli etki alanlarını zahmetsizce bulabiliyordu. Rapaiç ve Lazetiç''in hem teknik, hem mücadeleci futbolu, şüphesiz kayda değerdi... Üstelik övgüye de değerdi. Ama bu işler sadece iki kişiyle olmaz. Yüreği elinde daha fazla katılımcı gerek. Mustafa Denizli''nin çıtkırıldım Yusuf''u çıkarıp, yerine Baliç''i alması; hemen etkisini gösterdi. F.Bahçe önce orta sahasını toparladı, sonra sahadaki mücadeleye ortak paydalar buldu.
Yani Rapaiç ve Lazetiç''in mücadeleci futboluna diğer arkadaşları da katıldı. Böylece futbol isteyen, sonuç isteyen, mücadele isteyen bir F.Bahçe ortaya çıktı. İlk yarının sakin görüntüsünün tam aksine; mücadeleci, diri, rakibi hapseden bir takım ortaya çıktı. Böyle olunca da, olması gereken oldu ve ortaya fark çıktı. Günün mâna ve önemi üzerine bir konuşma yaparsak; futbolun hiç değişmeyen üç temel kuralı vardır: Mücadele... Mücadele... Mücadele... Ancak, gollerin 4''e çıkmasından sonra, tekrar ilk yarı görüntüsüne dönüş başlayınca; ibre değişti. Denizlispor fırsatlar ve gol buldu.
Profesyonel bilinç; maçın hiç bir anında savruk ve sorumsuz kalmaya mazeret kabul etmez. F.Bahçe''nin bunu öğrenmesi gerek.

