Futbolda bir sürü kural var. Eskiler kalkıyor... Yeniler geliyor... Bunları IFAB denilen kurul düzenler ama; kimin önerisiyle kaldırılır, kimin önerisiyle getirilir bilmeyiz. FIFA uygula der, uygularız. Boynumuz kıldan ince... Bazıları düşünüyor, taşınıyor, yenilik getiriyor... Bazıları bu sıkıntılara hiç girmeden, düşünüp taşınanların dediklerini yapıyor. Bir kere de bizim dediğimiz olsun... Arada biz de bir şey bulup, uygulatalım. Asla böyle bir şey olmadı... Sanırsınız. Ama oldu! Türkiye''nin önerip, IFAB''ın onaylayıp, FIFA''nın yürürlüğe soktuğu bir kararı; bugün bütün dünya uyguluyor. Ama ne yazık ki hiç konuşulmaz, hiç bilinmez... Sahibi arada kaynayıp gitti. Meraklısı varsa, anlatalım. Doğan Babacan''ın eseridir. Olay şu: FIFA''nın ofsayt kuralına getirdiği yeni bir düzenleme ile, rakip savunma oyuncusuyla paralel durumdaki hücum oyuncusu, artık ofsaytta sayılmayacaktı. Ancak bazı sorunlar ortaya çıktı... Daha doğrusu, bu sorunun varlığını bizim Doğan Babacan farketti. Zaten 10 yıldır, topun oyunda sayılma kuralına karşıydı. Biliyorsunuz; duran bir topun oyunda sayılabilmesi için; topa vurulduktan sonra, ekseni etrafında bir kez dönme şartı vardı. Ancak FIFA; paralel durumda futbolcunun ofsayt sayılmayacağı kararından sonra; topun oyunda olma şartı, çok daha büyük bir çelişki oldu. Babacan haklıydı. Bir serbest atış sırasında rakibi ile paralel durumda durarak ofsayt pozisyonunda olmayan futbolcu; topun ekseni etrafında dönerek oyunda olma süresi içinde, öne geçiyor ve mecburen ofsayta kalıyordu. Bu çelişki; rakibi ile yan yana durumdaki hücum oyuncusu aleyhine, haksız bir durum ortaya çıkarıyordu. Bunu, Doğan Babacan''dan başka kimse farketmemişti. Babacan, Merkez Hakem Komitesi''ne başvururak; bu durumun FIFA''ya bildirilip uyarılmasını ve kural haline getirilmesi için teklifte bulunulmasını istedi. ... Ve Uluslararası Kurul, 1997 yılında Serbest Vuruşlar bölümünü kapsayan 13. Kural''ı değiştirerek, "Top vurulduğu ve hareket ettiği anda oyundadır" hükmünü getirdi. Bunu kural kitabına koydu... Böylece Türkiye; hep başkalarının düşünüp tasarladığı ve uygulamak zorunda kaldığı yeniliklere, ilk kez katkıda bulunmuş oldu... Ne mutlu bize! Ancak bunun böyle olduğu gerçeğini, bırakın vatandaşı, spor yazarı bile bilmez. Neden bilmez? Onu da anlamış değilim.
Sanıyorum; doğrudan 3 büyükleri ilgilendirmeyen hiçbir gelişmeye karşı duyarlı değiliz... İçinde G.Saray, Beşiktaş ve F.Bahçe adı olmayan haberlere, pek fazla kulak asmıyoruz. Gazeteci de olsak, vatandaş da olsak, aynı!
Bu arada Futbol Federasyonu''na ufak bir uyarıda bulunmak istiyorum. Kural değişiklikleri ile ilgili olarak bilgi verdikleri yayınlarında; bu kural değişikliğini yapan kurula "İnternational Board" diyorlar. Geçenlerde bütün gazetelere ve ünlü spor yazarlarına gönderdikleri Türk Futbol Tarihi''nin 1996-99 dönemini içeren 4. cildinde de, aynı hataya düşmüşler. International Board ifadesi; 100 yıldır doğruydu, ama şimdi yanlış. Çünkü değişti. Yeni adı, bu yazıda bir kaç kez sözü edilen IFAB... "Canım o da kurul, bu da kurul" deyip işi önemsememek; Türkiye Cumhuriyeti''ne halâ Osmanlı İmparatorluğu demeğe benzer. O da Türk devleti, bu da Türk devleti; ama ikisi birbirinden çok farklı... Bir kaç ay önce, sevgili Hıncal Uluç''un aynı hatasını uyarıp düzeltmiştim. Bari federasyon o yanlışı yapmasın!

