Kaleci Rüştü''ye Pendik Hatırası olarak, "Yumruk dolması ve şamar tatlısı" ikram edilmesinden sonra; AMİGO TERÖRÜ
gündeme gelmişti, Başkan kontenjanından maaşlı, bordrolu, kadrolu dayak atıcıların varlığından yola çıkarak; 2 bin bedava bilet dağıtılan ve deplasmanlara götürülen BESLEME TARAFTAR modeli üstüne, yazı yazmıştık. Bu kadar kalabalık bir grubun yaptığı tezahürat; parasını vererek maça gelen saf, duru, temiz ve gerçek F.Bahçe taraftarını kendi etki alanına çekiyor. Kimin lehine, kimin aleyhine bağırılacağını o besleme grup yönlendirdiği için; tüm tribünler farkında olmadan onlara uyuyor. Seyirci, 2 bin kişinin kafa - kola alındığını nerden bilsin? Bu kadar insan bağırdığına göre, "Elbet bir bildikleri vardır" deyip, gerçek taraftar da onlara ister istemez uyuyor. Böylece; 5-6 elebaşı amigonun denetimi altındaki 2 bin kişi; koca stadı istediği gibi yönlendirme şansını elinde bulunduruyor. Bedava bilet, bedava deplasman, bedava yemek avantasına alışmış o 2 bin kişi; bu imkanlardan yararlanabilmek için, kendisine dikte ettirilen tezahüratı yapmak zorunda... Aykırı davrandı mı, gruptan çıkartılır. Üstelik dayak bile yer... Bu çerçevede inanılmaz bir otorite kazanan lider amigo grubu; yöneticilerin de üstünde bir tehdit unsurudur.
Tribünlerde kendi aleyhine oluşacak bir tezahürattan kuşku duyanlar; onları parayla besleyip, iyi geçinme yollarını ararlar. Amigoların, kulüpten bedava aldığı çok sayıda bileti; bazı önemli maçlar öncesinde dağıtmak yerine, karaborsada satmak yoluna da gittikleri görülmüştür. 2 bin Kapalı Tribün biletini, 10''ar milyondan hesaplayın; ortaya çıkan milyarlara parmak ısırın! Bütün bu oluşumlar sonucu hepsi palazlandı, zenginleşti... Lüks apartman sahibi olanlar ve BMW otomobil kullananlar var. Amigoluk; başlı başına kârlı bir sektör oldu! Bu düzene uyum sağlayan kulüp yönetimleri, tribünlerde paçayı kurtarır. Süleyman Seba gibi, bu tür asalaklara yüz vermeyenlere ise; her hafta ana - avrat sövülür. F.Bahçe''ye bakın... Ligde yok... Federasyon Kupası''nda yok... Avrupa''da yok... Derbilerde yok... Hiçbir yerde yok! Buna rağmen tribünlerde Aziz Yıldırım''ın aleyhine çıt çıkmıyor. Bunda bir gariplik var! Öte yandan; Faruk Süren''in Amerikan şirketine hisse satmak çabası; "Kulübü satmakla" eşdeğer tutulurken ve üstelik topa tutulurken, onun da tribünlerle ilgili hiçbir sorunu yok. Çünkü G.Saray''ın da BESLEME AMİGOSU var. Onu bütün yurt dışı gezilerine mutlaka alıyorlar... Uçak biletini veriyorlar... Kafileyle götürüyorlar... 5 yıldızlı otellerde ağırlıyorlar... Bütün masraflarını karşıladıkları gibi, cep harçlığını da ihmal etmezler. Adam, G.Saray''ın VİP listesinde! "Şampiyonlar Ligi''ne bile akredite ediyorlar" diye yazdım... Kulübün Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Turgay Vardar; beni müdürüme faksla şikayet etti. Ama daha forslu gözüksün diye olmalı; Uluslararası İlişkiler Sekreter''liğini de yaptığı TSYD''nin antetli kağıdını kullanmış. Yazdığım yazıda bunu eleştirdim. Bu kez bana gönderdiği faksında, aynı hatayı yapmamış, düz bir kağıda çekmiş. Ama; "Öncekinde de TSYD''nin amblemini kullanmadım" diye iddia ediyor. Çocuğun heyecandan dikkati dağlımış... Kendi çektiği faks metnini yanda veriyorum. Bakın bakalım, TSYD''nin amblemi var mı, yok mu? Turgay Vardar; G.Saraylı amigoya yapılan bütün ayrıcalıkları, özeni, ihtimamı, parayla palazlandırılmasını kabul ediyor.
Çünkü, kendi ifadesiyle; yazıma sadece "Tek bir itirazı" var. O da, amigonun Şampiyonlar Ligi''ne akredite edilmesi konusu... Bu konuda bana verip veriştiriyor. Tut ki, orda hata ettik sevgili Turgay...Ya aynı vatandaşın her seyahate götürülmesi... 5 yıldızlı otellerde ağırlanması... Bütün masraflarının karşılanması... Cebine harcırah konulması... VİP muamelesi görmesi... Ya bunlar? "Bu konuda cevap vermek bana düşmez" diyor. O zaman konuya, neden sincap gibi atlıyorsun? Yani 20 tane doğruya gıkını çıkarmaktan kork; bir akredite konusu tuttur, beni müdürüme ispiyon et, olur mu? Vatandaşa sor, "Akredite" ne demektir onu bilmez. Sen bir tek ona sarılıyorsun. Gayet tabîi, UEFA bir amigoyu akredite etmez...
Ama sanki resmen akredite olmuş gibi, sizin olduğunuz her yerde o var. Bu doğru değil mi? Kelimenin değil, gerçeğin üzerinde dur!

