Tarih, 17 Kasım 1999 Çarşamba günüydü... Bursa''da İrlanda Cumhuriyeti ile oynayacaktık. Maçtan önce, bir tören vardı. Tarihte İrlanda''yı sadece bir kez yenebilmiştik... 1967''de 2-1''lik bu zaferin kadrosunda yer alanlara, 32 yıl sonra ödül veriliyordu. Gür sesli bir spiker; kaleciden başlamak üzere, ilk futbolcuyu sahaya çağırdı: Ali Artuneeer... Seyirciler, çok büyük sevgi gösterisinde bulundu... Tezahürat yaptı... Alkışladı... Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy; Milli Takımımız''ın eski kalecisine şükran ödülünü verirken, Ali Artuner duygulandı. Seyirci, bir kez daha alkışladı... Bağrına bastı. Derken; diğer futbolcular Ercan, Abdullah, Ergün, Talât, Faruk, Şükrü de anons edilip çağrıldı. Onlar da; geçmişteki hizmet ve başarılarının karşılığını, hem ödül hem alkış olarak aldı. Tribünlerden gelen sevgi tezahüratlarını, bir kez daha duymanın coşkusunu yaşadılar. Bursa seyircisi; törene gereken duyarlılığı göstermiş, ilgisini eksik etmemişti. Eski futbolcuların mutlulukları, gözlerinden okunuyordu. Kimisi; göz pınarlarında biriken damlaları, belli etmeden parmaklarıyla kurutmaya çalışıyordu. Dokunsanız, ağlayacaklardı. Çünkü o zaferin anısına, Bursa''da yer-gök "Türkiye...Türkiye" diye inliyordu. Bu coşkun atmosfer içerisinde, tören başarıyla sürmüş; ödül verme sırası son futbolcuya gelmişti. Gür sesli spiker; o son futbolcuyu, ödül alanına çağırmak için anons etti: "Ogün Altıparmaaaak..." O ana kadar alkışını, tezahüratını ve sevgisini eksik etmeyen seyirci; Ogün Altıparmak adını duyunca, önce buz gibi kesti... Hemen ardından da, müthiş bir "YUUUUHH!..." uğultusu başladı. Peşinden ıslıklar, gürültüler, protestolar... Bütün stad; elbirliği, güçbirliği, sözbirliği etmişçesine, "Ogün dışarı... Ogün dışarı" diye tempo tuttu. 1967''deki zaferin bütün futbolcularını bağrına basan seyirci; ona karşı öfkeliydi. Sevgi göstermedi... Saygı duymadı...
Ödülünü protesto etti! Ercan, Abdullah, Ergün, Faruk, Talât, Ali, Şükrü; başları dik bir şekilde sahayı gururla ve alkışlarla terkederken, Ogün Altıparmak paçavra gibi bir kenara atılmanın sonucuna katlandı. Kendisindeki utanma duygusunun varlığı tartışıldığı için; yüzünün kızarıp kızarmadığı da meçhul!..
Dahası; "Reklamın iyisi kötüsü olmaz" düşüncesiyle, bu işten kârlı çıktığını bile düşünebilir. Onun Bursa''da yaşadığı keyifsiz anları; "Oh olsun" tatmini ile anlatmıyoruz. Herkese ders, örnek, ibret olsun istiyoruz. İtibar kaybetmenin ne demek olduğunu, belgelemeye çalışıyoruz. Düşünün ki; bu ülkede çete kuranlar, devleti soyanlar, hayâliciler, hırsızlar, arsızlar, kabadayılar bile, bir yerlerde itibarlarını koruyabiliyorlar. En azından "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye bağıran yardakçıları var. Ogün Altıparmak''ta o da yok! O kadar zor, o kadar sefil, o kadar acınacak bir duruma düştü ki; pislik iş çevirenlerin bile altındaki kategoriye indi. Allah düşmanımın başına vermesin. Vah, vah, vah! Siz, siz olun; bir şekilde kazandığınız itibarınıza sahip çıkın... Zarar görmemesi için, özen gösterin. Eğer toplumda bilinen bir kişiyseniz; giyiminizden, konuşma mimiklerinize... Yemek yiyiş tarzınızdan, sokaktaki davranış biçimlerinize kadar, her türlü detaya önem verin.
Kötü bir imaj bırakma riskini her zaman gözönünde bulundurarak, ölçülü olun. Yaptığınız işlerde kazanacağınız para, itibar kaybınıza neden olacaksa; vazgeçme olgunluğunu gösterin. Yazarlık yaparken menecerlik yapmayın. Menecerlik yaparken de; kulübünüzü göz göre göre kazıklamayın. Ticaret yapmak başka şey, aldatmak başka şeydir. Aradaki nüansı görmez, anlamaz ve gereğini uygulamazsanız; işte böyle rezil olursunuz. İşinizi ve eşinizi birbirine karıştırarak; onu başkanın yanına göndermeyin. Bizim toplum, böyle şeylere kızar... Bu yüzden de; "Ödül alacağım" diye gururla çıktığınız yerden; "Ogün dışarı... Ogün dışarı" diye kovulursunuz. Belki şöhret kazandınız... Belki para kazandınız... Ama, ya itibarınız? Döne, dolaşa geldiğiniz nokta: "Yuuuuhhh!..." Söyler misiniz: Hangi yaptığınıza değdi?

