Özbekistan’ın bağımsızlığının 35. yılında tarihi bir değişikliğe şahitlik ediyor.
Bize de bunu yakından görmek nasip oldu.
Bu satırları Semerkand’dan Taşkent’e dönerken hızlı trende yazıyorum.
Özbekistan’daki yenileşmeyi başşehir Taşkent’e yeni açılan İslam Medeniyet Merkezi üzerinden gördük. Hükümet burada düzenlediği beynelmilel medya forumuyla bu merkezin lansmanını yaptı.
Bazısı hariç bütün ülkelerden gelen akademisyenler, gazeteciler, temsilciler Maveraünnehir bölgesinin İslam medeniyetiyle alakasını konuştu. Bilhassa Özbekistan’da kabirleri bulunan âlim, evliya ve sanatkârların eserleri üzerinden dünyaya çeşitli mesajlar yolladı.
Özbekistan, İmam Mâturîdî’nin, İmam Buhârî’nin, Uluğ Bey’in, Şah-ı Nakşibendi’nin ve bölgedeki daha nice kıymetli ismin tanınması, kitaplarının okunması ve yeni medyada işlenmesi gerektiğini vurguladı.
Radikal hareketlere karşı dünyaya rüşdünü eserleriyle ispat etmiş ilim ve maneviyat yolunu koyuyor.
Bunu da sadece lafta değil, icraatlarıyla yapıyor ki İslam Medeniyet Merkezi bunun kanlı canlı ispatı.
Bu, Asya’daki Türk devletleri için de çok güzel ve stratejik bir model.
Zira İslamiyet’in Ehl-i sünnet âlimlerinin eserleriyle anlaşılması hem yanlış algıları hem de radikal hareketleri bertaraf eden bir hamle.
OSMANLI MODELİ
Bunun aslında ilim tarihimiz incelendiğinde Osmanlı modeli olduğu görülecektir. Forumda da Batılı akademisyenler de dâhil pek çok isim Buhara, Semerkand, Hive, Fergana, Ürgenç ve diğer ilim şehirlerinde üretilen ilmî mirasın Osmanlı’ya uzanmasına dikkat çekti.
Uluğ Bey’in rasathanesindeki bilgilerle yazılan kitaplara Osmanlı astronomlarının şerhleri yer alıyor.
Semerkand âlimlerinin hazırladığı cetvellerle İstanbul’daki müneccimler namaz vakitlerini hesaplıyor.
Gönül dünyamız da Maveraünnehir’den gelen veliler ordusunun gayretiyle şekillenmedi mi?
Bugün tasavvuf tarihi Özbekistan olmadan yazılabilir mi?
Netice olarak İslam Medeniyet Merkezi 35 yıl önceki Özbekistan’ın tarihe karıştığının canlı bir şahidi olarak duruyor.
Her gün binlerce insan burayı görmeye geliyor. Çocuklar ve gençler başta olmak üzere pek çok insan Birinci Rönesans ve İkinci Rönesans olarak dizayn edilen devirleri detaylarıyla yakından tanıyor.
Bugün her biri şaheser olan medreselerde nasıl bir ilmî mesai harcandığı muhteşem animasyonlar ve modern tekniklerle sergilenen eşyalar üzerinden anlatılıyor.
Bu da sadece Özbekistan’daki kültürel mirasla değil, Mekke, Medine’den İstanbul’a, Timbuktu’dan Almatı’ya pek çok şehirden istifadeyle sergileniyor.
Merkezde yüz binlerce yazma eser gerek basılı gerek dijital olarak araştırmacılara sunuluyor.
Henüz 1. yılında bu derece rağbet gören ve dünya medyasına rüşdünü ispat eden merkez, yeni Özbekistan için ziyaretçilerin gönlünde umut ışıkları yeşertiyor.
Semerkand’dan Taşkent’e dönerken şimdilik bu kadarıyla iktifa edelim.
Heybemize doldurduğumuz sohbetler, röportajlar, hatıralarla bir sonraki yazıya kadar görüşmek üzere…

