Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Apateizm hastalığı ve mefhumlarımız
0:00 0:00
1x
a- | +A

Geçtiğimiz haftalarda bir sokak röportajı benim için araştırmaya döndü.

Bazı gençlere “helal”, “haram”, “günah” sorusu yöneltildiğinde “bilmiyorum abi ben, umurumda da değil” diyordu. Yani mevzudan o kadar uzaktılar ki kelimelerin manasını bile anlamamış gibiydi.

Şimdi bu sokak röportajlarında 2 farklı manipülasyon vardır. İlki kurgu denilen röportaj yapılan da yapan da konuşacağı şeyleri tasarlamıştır ama seyircide tesadüf intibaı uyandırır. Öyle ya da böyle seyredilmeye, etkileşime ulaşılmıştır.

İkinci manipülasyon ilkinden biraz daha zordur. Kalabalık bir caddede yüzlerce röportaj yaparsınız. Montajın başına oturup en absürt, vermek istediğiniz mesajlar içerenleri seçersiniz.

Sırıtmasın diye de aralara normal cevaplar sıkıştırırsınız. Böylece seyirciden istenen etkileşim sağlanır.

Bu iki manipülasyonun farkında olarak sosyal medyada dönen “gençler arasında şu yayılıyor, bu yayılıyor” cümlelerini kurmamak gerekiyor.

*

Bu yüzden iki ilmî anketi tekrar inceledim.

Biri KONDA "Hayat Tarzları" araştırması diğeri TGSS “Verilerle Türkiye'de İnanç ve Dindarlık” çalışması. Başka benzer raporlara da baktım.

Bu iki araştırmaya bakmama sebep olan şey ise “Apateizm” idi. Acaba apateizm konusunda ne seviyedeydik? Ama önce belki şunu açıklamak lazım: Apateizm nedir?

En kısa tarifiyle apateizm, bir yaratıcının varlığı veya yokluğu konusunu umursamamak.

Yunanca “a-patheia” kelimesi, “hiçbir şeye kıymet vermeme, hiçbir şeyin şöyle ya da böyle tesirinde kalmamak ve her şeye karşı kayıtsız kalmayla belirlenen ruh hâli” olarak ifade edilmiş.

Bu umursamazlığın inanca yansıtılması da “apateizm” olarak felsefi bir mefhum hâline gelmiş.

*

Geçenlerde seküler tandanslı eski bir siyasetçinin konuşması gündem oldu.

Epeydir ekranlarda görmediğim için ilgimi çekti ve seyrettim. Konunun politik tarafı siyaset ehlinin işi. Benim dikkatimi çeken taraf kullandığı mefhumlar yani kavramlar oldu.

Muhalefetin eski lideri, “ulu çınar” benzetmesi yapıyordu. “Haram” kelimesini 2 kere kullandı, “haram lokma” ve “helal sofralar” dedi. “Bereket” mefhumuna vurgu yaptı, “namus borcu” ve “Ruhaniyete ihanet olmaz” ifadelerinin altını çizdi.

*

Evet günümüzde seküler kitlelere hitap eden siyasetçiler bile hak ve hakikat namına bir şey anlatırken farkında veya değil İslami mefhumları kullanarak meramını anlatabiliyor.

Benzetme yaparken bile Osmanlının ulu çınarını aparıyor.

80 senedir devam eden kelime tasfiyeciliğine rağmen İslamiyet’in Türkçe ile bağı koparılamıyor.

Fakat gençlik bu kelimeleri ne kadar biliyor? Bilmedikleri için helal, haram, bereket, namus, ruhaniyet dediğinizde ne kadar umurunda? Bu mefhumları ne kadar tefekkür ediyor?

İşte burayı iyi sorgulamamız ve çocuklarımıza kelimelerin manalarını derinlemesine öğretmemiz gerekiyor.