- "Deli ve Dâhi" filmi, Oxford İngilizce Lügati'nin bir metinde kullanılmış her kelimeyi sahiplenerek dilini nasıl zenginleştirdiğini anlatır.
- Yazar, "öz Türkçe" akımının dayattığı kelime tasfiyesi nedeniyle geleneksel kelimeleri kullananların dışlandığını ve alay konusu yapıldığını belirtir.
- 80 yıllık "öz Türkçe" propagandasının, kendi dilinin eski kelimelerini garipseyen ancak İngilizce öğrenmeye hevesli bir gençlik profili yarattığı iddia edilir.
- Günümüzde geleneksel kelimeleri kullanmak isteyenlerin, özellikle İngilizce-Türkçe karışık konuşanlar tarafından hâlâ garipsenip dışlandığı vurgulanır.
Pandemi döneminde bir film vizyona girdi “The Professor and the Madman” Türkçesi; “Deli ve Dâhi”.
Filmde Oxford İngilizce Lügati’nin (Oxford English Dictionary) hazırlanışı anlatılıyor. Seyredilmesi gereken filmlerin başında gelen bu yapımda bir milletin kendi diline nasıl sahip çıktığı işleniyor.
Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri henüz lügat hazırlanmaya başlamadan önce akademisyenlerin akşam yemeği buluşması.
Burada akademisyenlerden bazıları kimi kelimelerin İngilizce kökenli olmadığını iddia ederek “Öz İngilizce” savunması yapıyor. Ancak öz İngilizceciler yerin dibine sokularak “Bir kelime veya tamlama herhangi bir devirde İngilizce bir metnin içinde kullanılmışsa o artık İngilizcenin malıdır. Kelime ayıklamaya çalışırsak asırlarca geriye gider, bizi biz yapan düşünce dünyamızdan koparız” mesajı veriliyor.
Nitekim Oxford Lügati hazırlanırken de ülkenin her yerine haber salınarak bütün entelektüeller seferber ediliyor ve böylece 500 bin kelimeyi aşan 20 cilt + ek ciltler şekilde devasa misalli bir lügat hazırlanıyor.
**
Geçenlerde bir sohbet meclisinde “mevzubahis” ve “bilhassa” kelimelerini kullandım diye kınandım.
Eskiden uydurma kelimelere karşı fazla reaksiyonel hareket ettiğim için konuşma tarzımın garipleştiği bir dönem olmuştu.
1960’lı yılların Türkçesi ile kitabi şekilde konuşmaya çalışıyordum. Ancak bu hiç akıcı değildi, anlaşılır da değildi ve insanlara komik geliyordu. Muhtemelen sıklıkla dalga geçiyorlardı.
Zamanla hatalı hareket ettiğimi anladım ve olabildiği kadar toparladım. Bu devrede biraz kendimi ve istifade ettiğim entelektüelleri de suçladım.
Niye biz garip oluyoruz? Deli miydik? Biz deli ve dalga geçilen olurken uydurma kelimeleri kullananlar neden normal oluyor?
**
İşin tuhafı, benimle üniversitede dalga geçenler İngilizce öğrenmek için yırtınıyor, arada bu kelimeleri kullanmaktan da çekinmiyorlardı.
Yakın zamanda “plaza dili” diye alay konusu olsa da aslında günlük konuşma dilinde İngilizce kelimeler artık herkesçe kullanılıyor.
“Deli ve Dâhi” filmini seyrettiğimde problemin bende olmadığını daha iyi anladım.
Bu manzara 80 senelik bir propagandanın neticesiydi. Eğitimden siyasete, ekonomiden sanata, “öz Türkçe” adı altında uydurma kelimeler her yere sirayet etmişti.
Bizler de bu tesir altında şekillenen maarif sistemiyle yetiştirilmiştik.
İngiltere'de Oxford Lügati hazırlatan üst akıl, Türkiye’de kelimeleri çoktan tasfiye etmiş, dilin dışına itmişti.
Hâl böyle olunca bu sistemden geçen genç, daha dün kendi dilinde kullanılan kelimeleri garipserken, İngilizce öğrenmek için de çırpınan bir profile dönüşüyordu otomatik olarak!
**
Bugün de bu durum devam ediyor.
Türkçe konusunda dertlenen ve uydurma kelimeleri kullanmak istemeyen nice arkadaşım garipsenmekle, alay konusu olmakla, etiketlenmekle mücadele ediyor. Bilhassa da bu şakır şakır İngilizce-Türkçe karışık konuşanlar tarafından mimleniyorlar.
Bu devran inşallah bir gün tersine dönecek.
Diline, kadim kelimelerine sahip çıkan gençlerin sayısı daha da artacak...

