Kaydet
a- | +A

Nasihat dinlemek sevilmez çünkü hakikat, kulağa değil nefse ağır gelir.

2021 yılıydı, kültür sanat muhtevalı İngilizce bir makale için araştırma yapıyordum.

Batılı akademisyenlerin klasik Türk eserlerine dair hâlâ çalışmalar yürütüyor oluşu hep dikkatimi çekiyordu. Mesela Chicago Üniversitesi Yayınlarından çıkan Robert Dankoff’un "Wisdom of Royal Glory (Kutadgu Bilig): A Turko-Islamic Mirror for Princes" kitabı bunlardan biriydi.

**

Son 150 yılda politikacıların okumayı unuttukları kitapların başında onlara nasihat veren eserler gelir.

Hâlbuki son 2 bin yıldır Türklerin muvaffakiyetlerinin sırrı nefislerini, egolarını ezip nasihat dinlemeleridir.

Bundan bin yıl önce yazılan Kutadgu Bilig de bu geleneğin yazılı kaynaklardaki ilk ve en dikkat çeken eseridir. Gelin önce bir esere yakından bakalım.

Uygur alfabesiyle yazılmış olan "Kutadgu Bilig" metni içindeki besmele yazılı sayfa
Başlık ResmiUygur alfabesiyle yazılmış olan "Kutadgu Bilig" metni içindeki besmele yazılı sayfa

DEVLET AKLININ YAZIYA DÖKTÜĞÜ HİKMET

“Kutadgu Bilig”, yani hükümdarlık etme bilgisi. Buradaki “kut”, yalnızca bir talih değil; hükümdarlığın ilahi bir lütufla verildiğini ifade eden kadim bir inancın adı.

Tarih sahnesine çıktığımız günden beri süregelen bu anlayış, Müslümanlıkla yeni bir çerçeveye oturur.

Tabi bu noktada Kutadgu Bilig ile Orhun Abideleri arasındaki fikrî bağ da dikkatle tefekkür edilmeli. Türk devlet aklının sürekliliği dikkate şayan.

Orhun’da yaratıcının verdiği yetkiyle (kut ile) milleti derleyip toparlayan hakan, Kutadgu Bilig'de adaletle hükmeden bir hükümdar olarak karşımıza çıkar. Abidelerde aç milleti doyurmak, çıplağı giydirmek bir fazilet vesilesiyken; kitapta da bu, devletin temel vazifesidir.

Aralarındaki temel fark Orhun Abideleri millete seslenen, ikaz eden bir metindir. Kutadgu Bilig ise insanı merkeze alan ve doğrudan idarecilere hitap eden bir dil kurar. Türk töresi ile İslam ahlakını birleştirir ve yalnızca bir millete değil, bütün insanlığa hitap eden bir devlet ve insan modeli çizer aslında.

Türkler için yönetmek hem dünyevi bir nizamın hem de uhrevi bir mesuliyetin yüküdür.

Kutadgu Bilig de tarih boyunca edinilen tecrübeye istinaden devletin yalnızca güçle değil; adalet, hikmet ve ahlakla ayakta duran bir yapı olduğunu vurgular.

SİYASETNAME GELENEĞİNİN EN GÜÇLÜ KİTABI

Türk edebiyatının temel taşlarından sayılan Dîvânu Lugâti’t-Türk bir lügat olarak bin yıl önceki atalarımızın zengin kelime haznesini yansıtır.

Ondan daha önce kaleme alınmış Kutadgu Bilig ise Müslüman Türk aklının yazıya geçmiş ilk büyük metnidir.

Kutadgu Bilig’i asıl mühim kılan, bir nasihat kitabı olmanın ötesine geçmesidir. O, hükümdarlara sadece ne yapmaları gerektiğini söylemez; nasıl bir insan olmaları gerektiğini öğretir.

Adaletle hükmetmek, merhametle yaklaşmak, akılla karar vermek… Bunlar kuru nasihatler değil, devletin varlık şartı olarak sunulur.

Adalet, saadet, akıl ve akıbet gibi mefhumlar birer şahsiyet gibi konuşturulur. Böylece, Türk düşünce tarihinde güçlü bir sembolik dil kurulur.

Devlet idaresi bir teori olmaktan çıkar; âdeta sahneye taşınır ve insanın iç dünyasıyla birlikte ele alınır.

Kısacası Kutadgu Bilig, siyasetname geleneğinin en güçlü kitabıdır. Yüzyıllar boyunca hükümdarlara yön veren eserlerin çoğu bu yolda ilerlemiştir.

TEKLİF

Kutadgu Bilig’in bugün hâlâ Batılı araştırmacılar tarafından incelenmesi onun yalnızca tarihî değil, canlı bir metin olduğunu da gösterir.

Bir çağın değil; bir zihniyetin kitabıdır.

Tiflis'te bir "Kutadgu Bilig" buluşması (AA)
Başlık ResmiTiflis'te bir "Kutadgu Bilig" buluşması (AA)

Eğer para, makam hırsı, şehvet ve türlü hırslarla hareket eden, yolsuz, hırsız, ahlaksız politikacıların azalmasını istiyorsak Kutadgu Bilig’e daha çok sarılmamız gerekiyor.

Eğitim müfredatımızda tarihimizin bu en kıymetli eseri, edebiyat kitaplarındaki özetleriyle değil, doğrudan kendisini okunacak şekilde yer almalı.

Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde ders kitabı olarak liselerde dağıtılmalı.

Kitabın da sadeleştirilmişi değil, kelimelerin yanına veya dipnota manalarının eklendiği orijinal hâli verilmeli. “İngilizler lisede orijinal diliyle Shakespeare okutuyor" kıyaslamasına karşı belki, "Biz de artık ondan daha eski ve derin olan Kutadgu Bilig'i okutuyoruz" diyebiliriz.

Öğrencilerin kitabı tahkik etmelerini sağlayacak il, bölge ve ülke geneli münazara yarışmaları tertip edilmeli.

Bu model birkaç sene sonra diğer klasik kaynakların da okunması adına güzel bir hareketin önünü açabilir.

Böylece eğitim sisteminde herkes için nefsi, egoyu ezen bir yapıyı da tesis etmiş oluruz.