Önce Şanlıurfa Siverek, ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar Türkiye’yi derinden sarstı. Amerika’dan duymaya alıştığımız “okul saldırısı” gerçeğiyle acı bir şekilde yüzleştik.
Siverek’te 19 yaşındaki Ömer Ket’in saldırı şoku henüz atlatılamamışken ikinci saldırının yaşanması, büyük bir infial oluşturdu.
Politikacılar, eğitimciler, psikologlar, gazeteciler… Herkes olayların sebeplerini tartışmaya başladı.
Herkes kendi fikrine göre konuya dair yorum yapıp enerjisini suçu karşı tarafa atmakla harcadı.
Pek çoğumuz ideolojik fikirlerimizin bu hadiselerde “hükümsüz” olduğunu maalesef göremedi. Neden?
Bunun cevabı Kahramanmaraş’taki saldırgan İsa Aras Mersinli incelenirken dikkat çeken bir detayla ortaya çıktı.
Mersinli, hadiselerin seyrini anlamak açısından kritik bir ipucu sundu: Elliot Rodger.
YASAKLANMASI GEREKEN KİTAP
İsa Aras’ın profilinde Elliot Rodger’ın fotoğrafını kullanması tesadüf değildi.
Rodger, 23 Mayıs 2014’te California’da gerçekleştirdiği saldırıda altı kişiyi öldüren, çok sayıda kişiyi yaralayan ve ardından intihar eden bir figürdü. Onu diğer saldırganlardan ayıran ise eyleminden önce yazdığı yaklaşık 140 sayfalık “My Twisted World” (Benim Çarpık Dünyam) adlı metindi.
Kendi hayatını üzerinden kaleme aldığı bu metin, zamanla dijital dünyada “incel manifestosu” olarak karşılık buldu.
Rodger’ın kitabının yayılmasıyla ABD’de peş peşe okul katliamları yaşandı.
Kitap bugün hâlâ benzer potansiyellere sahip gençler arasında yayılıyor. İnternette kolayca bulunabiliyor. Normalde böyle metinlerde erişim engeli olması gerekir.
Bugün incel topluluklar için bu metin ortak, besleyici bir zemin oluşturuyor.
Incel ideolojisi “insanlardan ve özellikle kadınlardan intikam almak” isteyen kişiler olarak tarif edilse de bu kadar hafife alınamayacak kadar karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya sahip.
Bunu oturup Elliot Rodger’ın kitabını detaylıca okuduğumda daha iyi anladım.
Şimdi gelin “My Twisted World” (Benim Çarpık Dünyam) kitabının tertemiz görünen evlatlarımızı nasıl katil ruhlu psikopatlara dönüştürdüğüne, kitapta anlatılanlar üzerinden bakalım.
MASUMİYETİN KAYBI
Rodger, hayat hikâyesini çocukluk döneminden itibaren “masumiyetin kaybı” ekseninde anlatır. Rodger kitapta, 5 yaşında İngiltere’den Amerika’ya gelişi ve 13 yaşına kadar olan dönemi, masumiyetin kademeli olarak kayboluşu olarak anlatır.
Başlangıçta hevesli bir "Amerikalı çocuk" olarak yeni hayatına kucak açar.
İlkokulundaki yılları, kendi ifadesiyle “hayatının en mutlu, en kaygısız ve adil dönemleri”dir.
Kızlarla eşit ve masum bir şekilde oynayabiliyordur. O zaman diliminde kimse cinsiyetçi ve acımasız değildir.
Ancak 7 yaşında anne ve babasının boşanması bu algının ilk kırılma noktası olur.
Üvey anneyle tanışmasını anlatan genç, babasının yaşadığı evlilik dışı ilişkiyi, yediği büyük bir darbe olarak şöyle anlatır:
“Babam bundan sonra bizimle birlikte yaşayacağını söyledi. Başta onun, Dan Amca’nın yaptığına benzer şekilde, babamın yanında ‘geçici olarak kalan bir arkadaş’ olduğunu düşündüm. Babamın annemden boşandıktan bu kadar kısa süre sonra bir kız arkadaşı olabileceği aklıma bile gelmedi. Bunu anlayamıyordum. Ancak çok geçmeden Soumaya’nın (üvey annenin) gerçekten onun “kız arkadaşı” olduğunu ve babamla annemin birlikte olduğu gibi birlikte olduklarını fark ettim. Bu, “kız arkadaş” kavramını ilk kez öğrendiğim andı ve bunu kavramak zordu. O zamana kadar bir erkekle bir kadının bu şekilde birlikte yaşayabilmesi için evli olmaları gerektiğini ve böyle bir birlikteliğin gerçekleşmesinin uzun zaman alacağını düşünürdüm.”
YETERSİZLİK VE HİYERARŞİNİN KEŞFİ
8–10 yaş aralığında Rodger, sosyal çevresini artık eşitlikçi bir yapı olarak değil, belirgin bir hiyerarşi içinde algılamaya başlar.
Kendi fiziksel özelliklerini bu hiyerarşide bir dezavantaj olarak görür.
Bu dönemde “havalı çocuklar” olarak tanımladığı grupla arasındaki farkı kapatmak için çeşitli girişimlerde bulunur.
Saçını değiştirmesi, farklı hobiler edinmeye çalışması bu çabanın parçalarıdır. Ancak özellikle spor ve sosyal etkinliklerde yaşadığı başarısızlıklar, kendisi hakkında geliştirdiği “her alanda yetersiz” olduğu düşüncesini pekiştirir.
“ALFA ERKEK” VE KADIN NEFRETİ
Ortaokul yıllarıyla birlikte sosyal dışlanma hissi daha da artmaya başlar hâle gelir.
Mesela katıldığı bir yaz kampında, yanlışlıkla çarptığı bir kızın onu itip küfretmesi, karşılaştığı ilk acımasız hareketlerden biridir.
Bu olay onu travmatize eder, "savunmasız ve değersiz küçük bir fare" gibi hisseder.
İnsanların vahşi hayvanlardan farksız olduklarını düşünmeye başlar.
Erkekleri alfa – beta olarak ayırır. Alfa erkekler kaba, saba, zorba tiplerdir.
Kızların kibar, nazik "beyefendilere" değil; agresif, popüler ve "alfa erkek" olarak gördüğü kaba çocuklara yönelmesi en çok canını sıkan şeylerden biridir.
Babasının da ona öğrettiği kadarıyla iyi ve adil bir dünya yoktur.
Madem ki bu kadınlar psikopat, kaba saba erkekleri tercih ediyor, öyleyse onlardan görecekleri şiddete, cinayete de müstehaktırlar.
O havalı, kaba alfa erkekler de yok edilmelidir. Çünkü onlar da iyi çocukları zorbalayan hayvanlardır.
Yani aslında incel ideolojisinin bakışında salt kadın düşmanlığı yoktur. Bu dikkat çeken unsurlardan biridir.
CİNSELLİĞİN TRAVMATİK KEŞFİ
Ortaokulun sonlarına doğru ergenlikle birlikte cinselliğe dair farkındalığı artar.
Burada önemli bir kırılma noktası müstehcen film ve video içeriklerle tanışmasıdır.
Bu süreçte kız arkadaş edinmek ister ama normal arkadaş bile edinemez. Yaşadığı reddedilme ve yalnızlık, zamanla “hiçbir zaman bir ilişki yaşayamayacağı” düşüncesine dönüşür.
Cinsellik, onun zihninde yalnızca bir arzu değil, aynı zamanda erişilemeyen bir statü göstergesi hâline gelir.
ZORBALIK VE SOSYAL İZOLASYON
Lise yıllarında bu duygular daha da yoğunlaşır. Fiziki görüntüsü ve sosyal uyumsuzluğu yüzünden zorbalığa maruz kalması da cabasıdır. Ancak onu en çok sarsan şey ise bu zorba davranışların sosyal çevrede kabul görmesi ve hatta ödüllendirilmesidir.
Kendisi kimseye sövmeyen, “kibar bir beyefendi” olarak hayatını idame ettirmektedir. Bu özelliklerin hiçbir karşılık bulmadığı düşüncesi daha da derinleşir.
OYUNLAR VE GERÇEKLİKTEN KOPUŞ
Rodger, gerçek dünyadan uzaklaşarak bilgisayar oyunlarına yönelir. World of Warcraft yalnızca bir oyun değil, kendisini güçlü hissettiği bir alan hâline gelir.
Bazen günde 14 saat oynadığı oyun yüzünden gerçek hayattaki birkaç arkadaşıyla bağları tamamen kopar. Sosyalleşme ihtiyacını da buradan yazıştığı kişilerle gidermektedir.
3 yıl boyunca oyun bağımlısı bir genç olarak savrulmalar yaşar.
İDEOLOJİ VE İNTİKAM FİKRİNİN DOĞUŞU
17 yaşına geldiğinde Elliot’un düşünce yapısı oturmaya ve karakter kazanmaya başlamıştır artık.
Bahis oynayarak kısa yoldan para kazanmaya ve parayla bu ilişkilere ulaşmaya niyetlenir ancak başarısız olur.
Bir taraftan müstehcen filmler izlemekten kendini alamaz ama artık cinselliğe ulaşan bütün insanları da "düşman" olarak görmeye başlar.
Okuduğu kitaplar, geliştirdiği düşünceler, bu çektiği acıların onu önemsiz biri yapmadığına, aksine dünyayı herkesten farklı ve net gördüğüne, hatta üstün bir zekâya sahip olduğuna inandırır.
Dünyayı ve insan tabiatını da (özellikle de kadınları) şeytanlaştıran entelektüel kılıf inşa etmeye başlar.
Feminist söylemler, kadınlara karşı geliştirdiği bu düşünceleri daha da tahrik eder.
OYUNUN SONU: İNTİKAM GÜNÜ PLANI
Elliot’un çocukluğundan ergenlik döneminin sonuna kadar geçen evreler daha pek çok detayla dolu.
19-22 yaşları arasında artık manifestosunu yazarak ana hatlarıyla oluşan bu çarpık iç dünyasını anlatır.
Fikirleri "Oyunun Sonu" dediği nihai bir cinayet planına evrilir. Sonu intiharla biten final planını detaylandırarak anlatır.
Bu kısım kendisinden sonra benzer eylemler yapacak katiller için adeta bir rehber gibidir.
İşte İsa Aras Mersinli gibi iç dünyalarında problemler yaşayan çocuk ve gençlerin rol model aldığı Elliot Rodger’ın kitabı bu fikirleri işliyor.
Ailevi problemler, arkadaşsızlık, zorbalanma, duygusal yalnızlık, maruz kaldığı dijital içerikler, onları hiçbir maddi veya manevi değere inanmayan birine dönüştürüyor.
Kendisini incel olarak görmeye ama aslında bu profile uyan bir fenotip ortaya ortaya çıkıyor.
Hiçbir dinî yönü olmayan, bilakis her türlü maneviyata uzak, değerleri olmayan, insani duygulardan kopmuş gençler, Elliot gibilerin “çarpık” dünyasındaki fikirlerle besleniyor.
Son 10-15 yılda cemiyetin çarpık düzeni içinde daha nice genç bu kafa yapısının tesirinde kaldığı için de ortaya böyle şiddet vakaları çıkıyor.
Literatüre baktığımızda yurtdışından pek çok uzmanın bu kitabın analizlerini yaparak alınabilecek tedbirler üzerine kafa yorduklarını görüyoruz. Bunun yanında bizde de henüz ciddi bir çalışmaya rastlamıyoruz.

