Bundan 3,5 ay önce detaylı bir ev tadilatı yaptırmamız gerekiyordu. Sağa sola sorduk, internetten teklifler alıp eve keşif yaptırdık.
Fiyat araştırmasından bütçemizin üstünde paralar çıktı. İşçilik ücretleri malzemenin 3-4 katı tutuyordu.
Bu işlerin içinde olan bir akrabama durumu anlattım o da piyasanın böyle olduğunu söyleyerek bilgiler verdi. Ardından uygun fiyata yapabilecek bir dekorasyon tadilat firmasına bizi götürdü.
O da keşif yaptı, fiyat verdi. Oturduk, konuştuk anlaştık. Neticede bizi mağdur, akrabamızı mahcup eden 3,5 aylık gereksiz bir vakit kaybı yaşandı.
Çevreme anlattığımdaysa herkes “gayet normal, biz 1 ay, filanca 2 ay böyle oldu, piyasada işine sadık usta yok” dedi. Bir de “bize sorsaydın filanca vardı” diyenler oldu. Onları geçiyorum.
Kendisini "iç mimar" ve "dekorasyoncu" olarak tanıtan bu sahtekâra artık dayanamayıp bir şeyler yazdım. Fakat o adamın bunu okuyacak seviyede biri olmadığını da çok sonra anladım.
Yaşadıklarımız eminim ki pek çok kişinin başına gelmiştir. Ülkemizin Ahi teşkilatı gibi bir teşkilata ne kadar ihtiyacı olduğunu bu hadiseyle de gördük.
Evimiz Beylikdüzü'nde ancak bizi Beykoz'a taşınmaya mecbur bıraktı ki arada 60 kilometrelik bir yol söz konusu.
Sözü uzatmadan mektubu paylaşıyorum.
SAHTEKÂR TADİLATÇIYA MEKTUP
Gecenin bu saatinde yazıyorum. Çünkü artık içimdekileri biraz söylemem gerekiyor.
Sen zaten irtibatı çoktan kestin.
Yüzüne söylemek isterdim ama kaçıyorsun. Telefonlarımı açmıyorsun. Dükkânda durmuyorsun. Demek ki rahatsızlıkların, sıkıntıların var. Kim bilir başka kimlerle böylesin. Ama ne olursa olsun bunlar bir mazeret olamaz.
Normalde senin beni araman, işini takip edip bitirip teslim etmen gerekirken aylardır ben senin peşinden koşuyorum.
Eğer biraz onur, haysiyet ve vicdan sahibi olsaydın, ben bu cümleleri yazmak zorunda kalmazdım. Çünkü bunların hiçbiri yaşanmazdı.
**
16 yıllık en yakın arkadaşımı kaybettim. Kanser hastasıydı, toparlamıştı. Ama hastalık üçüncü kez nüks etti. Hastaneye kaldırıldı. Bir gece yoğun bakıma alındı ve ertesi gün aniden vefat etti.
Senin yüzünden onu en son 3,5 ay önce görebildim.
Hâlbuki evimizdeyken haftada en az bir kez görüşürdük. Ailece ziyaretleşirdik. Şimdi ise cenaze namazını kılıp dönmek zorunda kalacağım.
Eşimi Beykoz’dan alıp cenazeye getirmek durumundayız. Ailenin yanında sadece iki saat durabileceğiz. Çünkü altı aylık bir çocuğumuz var. Yanımıza alamayız. Anneannesi yanında olsa bile annesinin bakımına ihtiyacı var.
Sen aile sahibi olmadığın için bunun ne demek olduğunu da bilmiyorsun. O yüzden umurunda değil.
Eğer kendi dairemizde oturuyor olsaydık, taziye yapabilecek, dostumun ailesinin yanında daha uzun süre kalabilecektim.
**
2,5 aydır kayınpederimin evinde yaşıyoruz.
Yenibosna–Beykoz arasında dört araç değiştirerek gidip geliyorum. Her gün iki saat gidiş, iki saat dönüş sürüyor. Neden?
Senin yüzünden! Senin sorumsuzluğun, senin verdiğin sözü tutmayışın, senin paramızı alıp irtibatı koparman yüzünden.
**
İlk başta ne konuştuk? Kaporayı verecek, iş bitince de kalan parayı ödeyecektim.
100 bin lira kapora vermiştim zaten.
Şunu düşün: Diyelim ki sen dediğin sürede işi bitirdin. Aradan 2,5 ay geçti, ve ben hâlâ sana kalan 250 bin lirayı vermiyorum.
Böyle bir durumda bana ne söylerdin? Nasıl tepki verirdin? Bana ne kadar güvenirdin?
**
Peki şimdi ne oldu? Akrabama ve sana güvendim. O güzel dizayn edilmiş dükkânına, elemanlarına güvendim. Ve iş hızlı bitsin diye insanların ikazlarına kulak asmadan paranın yüzde 80’ini ödedim.
Ama sen 1 aylık işi 3,5 aya yaydın ve hâlâ evimizi bitirmedin.
Şimdi diyorsun ki: “Kalan parayı getir, işi bitireyim.”
Peki ben sana nasıl güveneyim?
**
Ben senin böyle bir adam olduğunu bilsem paranın çoğunu toparlamak için sağı solu sıkıştırmazdım.
Kaporadan sonra işi bitirmeni bekler, yapmıyorsan bir başkasını tutar, ona yaptırırdım.
Ne yapıp edip borç bulacak yine de paranı ödeyecektim. Üç kuruş için kul hakkına girecek biri değilim çünkü. Hele de şu mübarek aylarda…
**
Bize “Abi eşyaları getirme, burada toz olur, hâlâ fayanslar döşenmeyi bekliyor biliyorsun ve en az 1 ayı bulur bu iş” diye dürüstçe konuşmalıydın.
Onun yerine '1 haftalık işimiz kaldı' dedin.
Üstüne sürekli bitirmediğin evdeki işler için paralar istedin.
“Bitir öyle verelim” deyince de sessizliğe gömüldün, iletişimi kestin.
Bize “Şu kadar günde bitiririm” demeseydin, açıkça “Bu iş bir iki ay daha uzar” deseydin biz de düzenimizi bozmazdık.
O sürede eski evde kalır, eşyalarımızı boş odalara doldurmak bedbahtlığına düşmezdik.
En mühim 16 yıllık kardeşimi 3 ay daha görebilirdim.
**
Beni hem aileme hem eşime mahcup ettin.
Şimdi ramazan ayı geldi. Herkes evinde iftar ediyor, ben kendi evimde 1 lokma yemek yiyemiyorum.
Evi toparlayabilmek için sağdan soldan destek arayıp bayrama kadar taşınmaya çalışıyorum.
**
Normalde bir başkası olsa şimdiye çoktan o dükkânı başına yıkardı. Seninle tenhada sohbet eder, işi bitirmene ikna ederdi.
Avukat arkadaşım “İstersen vekâlet ver, tüketici hakları ve maliyeye şikâyet edelim” dedi. Belki senin başını çok ağrıtır ama bana ne faydası olacak ki?
**
Bu da bize bir ders oldu.
Sizin gibi insanlar, bizlerin böyle kimseler olmadığımızı anladığınız an iyi niyetimizi, güven duygumuzu suistimal etmeyi sermaye edinmiş asalaklarsınız.
Şükür ki senin bizde bir hakkın kalmadı. Tersine bizim ise sende çok hakkımız kaldı.
Şimdi sana sorsak senin de anlatacak bahanen vardır. İletişimi kesmek yerine bu bahanelerini sıralayıp işi bitiremeyeceğini dürüstçe söyleseydin 2 ayımızı ziyan etmemiş olacaktın.
**
Her şeye rağmen şu mübarek ramazan ayı hürmetine ben haklarımı helal ediyorum.
Seni ne bu dünyada ne ahirette görmek istiyorum. Bize uzak, Allah’a yakın ol.
Bize yaşattığın bu mağduriyetten dolayı seni Rabbime havale ediyorum.
İnşallah bir gün yalan, hakaret, sözünde durmamak, riya gibi bu kötü huy ve günahlarına tövbe eder, kendine düzgün bir aile kurar, ekmeğini helalinden kazanırsın.

