Kaydet
a- | +A

Metin Akpınar''ın başrolünü, oynadığı ABUZER KADAYIF filmini, bazıları, özellikle mantık hataları olduğu; mesela Akpınar''ın hem bir sosyoloji profesörünü hem de İbrahim Tatlıses türü bir türkücüyü, aynı zamanda, canlandırdığı ve zamanlama çelişkileri olduğu için eleştiriyorlar. Filmin aslında bir komedi filmi olmadığını, bir sosyal mesaj filmi olduğunu pek anlayamamışlar. Bence bu film, Akpınar''ın, Talat Bulut''un başarılı performanslarından, rejisinden öte, Kandemir Konduk''un senaryosu ile Hasan Pulur''un da belirttiği gibi, günümüzdeki kültür ve ahlak yozlaşmasını dramatik bir şekilde gösteren, klasik olmaya aday bir filmdir...

Kültür kuşatması Geçenlerde bu köşeden, Kürt kimliğini ve kültürünü inkâr ettiğimiz iddia edilmesine karşın, gerçekte bunların, İbolar, Memolar vb. oyun ve türküleri ile, İstanbul''u ve diğer büyük kentleri kuşattıklarını ve başta Türk kültürü olmak üzere diğer külltürleri dışladıklarını, Atilla Dorsay''dan alıntı yaparak yazmıştım. Kötü para iyi parayı kovmuş durumda... Film bu acı gerçeği canlandırmış. Cahil fakat işini bilir bir türkücü, diğer kişiliğini, düzgün ve idealist sosyolojı profesörünü, parası ve şöhreti ile bastırıyor ve son, çok dramatik ayna sahnesinde iki kişilik-iki dünya görüşü, ayna karşısında çatışıyorlar. Bu diyalogda günümüzün ahlak ve değer erozyonunun, zübdesi, Pulur''un dediği gibi "acı meleket gerçegi" var. Son karelerde beterin beteri de oluyor, duvar afişlerinde, hiç sesi ve yeteneği olmadığı için Abuzer tarafından başından kovulan başka bir sözde türkücü, "Milenyum Çocuğu Mahmut KÜNEFE" diye afişlerde lanse ediliyor... Belki de Abuzer Kadayıf''ı da aynı kulvarda geçmek üzere!..

Medya Bu münasebetle açık seçik söylemek zorundayım; bu ahlak ve değerler erozyonunun, yozlaşmanın ve de siyasi bunalımların kaynağında ve temelinde, maalesef medyanın, kontrol edilmez sorumsuzluğu ve yozlaşması var.

Basının sorumsuzluğu çok partili rejimle birlikte, sansasyon uğruna siyasi bunalımları tahrik etmesi ve gazetelerdeki sabah toplantılarında gündemin ilk maddesinin, "Bugün Türkiye''yi karıştıracak ne buluruz?" sorusu olmasıyla başlamış ve bu zihniyet giderek siyasetin dışındaki her alana egemen olmuştur.

Her zaman yazdığım gibi, Türkiye bugün reyting-tiraj ve medyatik olmak dürtüleri arasında sıkışmış durumda. Model olarak aldığımız çağdaş Batı''da, Amerika''da yoktur böyle televoleli, şovhaberli, kurumsal eşcinselli TV''ler. En mahrem konuların köşe yazarları tarafından "ele alındığı", sapıklıkların aleminas teşhir edildiği "saygın" gazeteler ve "Bugün gene bomba gibi Türkiye''yi sarsacak haberlerle karşınızdayız" diye başlayan ve Reha Muhtar''ın tabiri ile haberler arasına,"eğlenecelik" abur cuburların sıkıştırıldığı, sözde haber programları! Medya Nezih Demirkent''in söylediği gibi habercilik, bilgilendirme fonksiyonlarından, tarışma forumu olmaktan uzaklaşmakta, şov ve sansasyon platformu olmaktadır. SABAH gazetesinde, MİLLİYET''te ilk Medya Ombudsmanlığını oluşturan ve başarı ile yürüten Yavuz Baydar''la Kanal 6''nın gene kendi janrında başarılı "anchoru" (haber çıpası) Hakan Aygün arasındaki tartışmada Aygün klasik mazereti tekrar ediyor: "Halk böyle istiyor!" Nereden belli? TV''ler hususunda reyting ölçümlerinden belli... Ama o reytingler nasıl, nerede ölçülüyor? Çogunlukla mütevazı mahalle ve evlere yerleştirilen reyting ölçme makinalarından... Bir de, halka daha iyisi ve doğrusu verildi de halk bunları ret mi etti? Nitekim NTV, CNN Türk ve son zamalarda rüştünü ispat eden BRT''nin düzgün haberciliği ve düzgün programları, Türkiye''de de bunların gittikçe revaç gördüğünü gösteriyor..

Hakan kardeşim, RTÜK''ten ve baskısından şikayet ediyor: Ya RTÜK olmasaydı acaba ne olurdu? İddia ediyorum ki, evvela Televolelerin vb. dozları artar, sonra da Hollanda''da ve Almanya''da pervasızca gösterilen insanların yaşamlarını, en mahrem ayrıntılarına kadar dikizleyen röntgencilik programları bizde de yapılır ve pervasızca yayınlanırdı. Aygün''ün sandığı gibi, halktan da pek tepki gelmez programlar kendiliğinden kaldırılmazdı.

Toplumun aynası Eğer medya, bir bakıma toplumun aynası ise ve bugünkü medya da Türk toplumunu yansıtmakta ise, ciddi bir sosyal yozlaşma içindeyiz demektir. Bunun da başlıca sorumlusu bütün uyarılara rağmen kendisine, reyting ve tiraj hesapları yüzünden, çeki düzen vermemekte ısrar eden medyadır. Kuruluşlarını para makinesi marketlere benzeten, hem ideolojik hem medyatik olarak "her çeşitten bulunsun, tuzlu ve biberli olanlar biraz daha fazla olsun" anlayışındaki, aslında medyaya dışardan "büyük iş" telakki ederek girmiş, patronlardır... Nezih Demirkent, Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli istedikleri kadar çırpınsınlar...

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Basın (Medya) kendi kendisini kontrol edemez, hatalarını gideremez (sorumluluklarını idrak edemezse) bunları birileri er geç dışardan zorlayacaklardır!"

Profesör Zachariah Chafee Jr.