Tanıdığım en dengeli ve hakim (bilge) devlet adamlarından biri olan rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil, "Ben bu yaşıma meseleleri mesele yapmamakla geldim" derdi. Oysa bugün mesele olmaması gereken şeyleri mesele yapmaktayız ve de Türkiye''yi devamlı çalkalamaktayız.. Bunun başlıca sebebi de, medyamızın reyting ve tiraj peşinde, insanlarımızın da, en büyüğünden en küçüğüne kadar medyatiklik hevesinde olmalarıdır!.. "Mesele olmayan şeyleri mesele hatta bunalım" haline getirmek o kadar kolay ki.. Bazen sadece çarpıcı bir manşet veya görüntü uğruna! Büyük bir gazetemiz son günlerde bir tartışmayı körükledi; AKUT ile Sivil Savunma Teşkilatını, yani Devleti karşı karşıya getirdi, önce manşetten "Kızılay''ı AKUT''a verin" diye bağırdı. Tabii olacak şey değil ama çarpıcı bir manşet!.. Sonra da aynı gazete "Sıkı Rekabet" diye AKUT''u göklere çıkarırken Sivil Savunma Teşkilatını yerin dibine batırdı. Böylelikle de iki örgüt ve mensupları arasında sağlıklı rekabetten öte, kısır bir sen-ben tartışması başlamış oldu! Şimdi; AKUT''un gerçekten müthiş bir sivil toplum örgütü olduğu ortada... Marmara depreminden sonra harikalar oluşturdu, hayatlar kurtardı... Yunanistan''a ve Tayvan''a koştu orada da göğüslerimizi kabarttı. AKUT''un başarıları karşısında Sağlık Bakanı''nın "şov yapıyorlar" demesini ben de kınadım. AKUT''çular şov yapmıyorlardı, hayat kurtarıyorlardı. Bütün AKUT''çular pırıl pırıl gönüllü gençler! Buna mukabil, Devletin Sivil Savunma Örgütünün deprem sonrasında başarısız ve yeteneksiz kaldığı da maalesef bir gerçek. Bir de, kendi yaptıklarını pek duyuramadılar galiba! Ama eğer başarılı olamadılarsa bunun da suçlusu, bu örgütün maaşlı mensupları değil, yıllardır teşkilatı gerektiği gibi hazırlamayanlar, eğitmeyenler ve techiz etmeyenler... Hatta ücret olarak hak ettikleri maaşları vermeyenler. Yoksa sivil savunmacılar da Türk evlatları yapı ve gönül itibariyle gene Türk olan AKUT''çulardan bir farkları yok.
BİRLİK AKUT ve Sivil Savunma timlerinin Tayvan''a birlikte gitmelerini -kimin fikri ise- çok beğenmiş ve bunun ilerisi için güzel bir işbirliğinin başlangıcı olacağını ümit etmiştim. Şimdi, maalesef, o gazetenizin bir "manşet olay yapmak gayretiyle, iki örgütü biribirine düşürmesini kınıyorum. Sivil Savunma Örgütünü AKUT''çularla karşı karşıya getirmek, aşağılamak neye yarar, hangi maksada hizmet eder? Bu mesele olmayan konuyu mesele yapmanın şu sırada ne gereği vardı? AKUT ve Sivil Savunma''nın bundan sonra birlikte çalışmaları, biribirlerinden birşeyleri öğrenmeleri faydalı olacaktır. Oysa şimdi tahrikler neticesi iki örgüt "ben yaptım-sen bozdun" tartışmasına girecekler ama bu kısır fakat sansasyonel tartışma da birilerine tiraj ve reyting kazandıracak... Benim, naçizane, tavsiyem, şimdiye kadar ölçülü davranan ve çok başarılı olan AKUT''un başta Nasuh Mahruki olmak üzere tahriklere ve pohpohlara kapılmamaları ve bundan sonra da, evvelce yapmadıkları gibi medyatik "şov" yapmamalarıdır. Onların şovu zaten başarılarındadır...
AF VE CEZAEVLERİ Adalet Bakanımız, çok takdir ettiğim Hikmet Sami Türk, cezaevleri başkaldırılarının "sabırla çözüleceğini" söyledi. Bağışlasınlar beni, bundan evvelki olayda isyancı mahkumlara taviz verilmesini ve uzlaşılmasını kınadığım gibi şimdi de bu tutumu kınıyorum. Bakın, Ankara''daki cezaevinde kararlı müdahale ne kadar yararlı oldu. Biliyorum bazı entel liberaller şimdi o müdahaleyi, ortaya çıkan isyan delillerine rağmen kınayacaklardır. Ancak isyancılara taviz verilmez ancak tenkil edilirler. Zıvanadan çıkan bu cezaevleri rezaleti ancak demir gibi bir devlet iradesi ile caseretle ve Başbakanın dediği gibi "her ne pahasına olursa olsun" halledilmelidir.. Bugünkü olaylar, ayrıca havsalamı zorlayan bir çete ve mafya olayları değil, devlet düşmanlarının bu sefer cezaevlerinde devlete başkaldırmalarıdır. Ateş dışarıya da sirayet edecektir....eğer kuvvetle bastırılmazsa! Uzun vadede çözüm, bütün cezaevlerinde koğuş sisteminden bir veya iki nihayet üç kişilik hücre sistemine gidilmesidir. Zira görülüyor ki koğuşlar örgütlerin ve isyanın, silahların, cep telefonlarının, uyuşturucuların kolaylıkla saklandıkları yuvalar olmuştur. Birkaç yıl evvel Eskişehir''de yapılan modern "hücre"li cezaevi CHP''li bir Adalet Bakanı tarafından koğuş sistemine dönüştürülmüştü.. Mahkumların "özgürlüklerine" dokunuyor diye!
İDEAL OLAN İdeal olan bugünkü cezaevlerinin hepsini şehirlerin dışına çıkartmak-hatta bazı boş adalara mesela Yassıada''ya taşımaktır. Yeni yapılarla hücre sistemine dönüştürmektir. Tabii, müdürleri ve gardiyanları da "ıslah" etmektir. Ama bunlar kısa bir sürede nasıl yapılacak? Kısa vadede tek alternatif "cesaretiniz varsa gelin" diye meydan okuyan siyasi isyancıların üzerine, kimsenin gözünün yaşına bakmadan, her ne pahasına olursa olsun, devletin bütün gücü ile gitmek ve bu yarayı artık kökünden temizlemektir... Bu isyanlara "af" konusunun gündeme getirilip bir türlü gerçekleştirilmesi de büyük ölçüde çanak tutuyor. Af söylentisi bir defa tüpten çıkınca yerine tekrar sokulamıyor. Hele siyasi iradenin zayıf olduğu ülkemizde.. Bir de şu var; "Ben affı şöyle istiyordum, ama böyle oldu" diye şikayet etmenin alemi yok. Politikada ve özellikle koalisyonun iktidarda olduğu bir ülkede, böyle konular karşılıklı tavizlerle karara bağlanır. Senin affa layık gördüğün kişiler ve mahkumiyet sebebleri, benim affedebileceğim kişiler ve mazur göreceğim suçlar olmayabilir ve viso verso!

