Aşırı sağda ve solda daha doğrusu şimdiki "liboşlar" cephesinde, Türk Silahlı Kuvvetler''ine karşı sönmez hınçları olanları aynı saflarda birleştiren ve onlara kinlerini kusmak fırsatını veren "Andıç veya "Nazlı Ilıcak" olayı hakkında ilk yorumumu önceki gün yapmıştım. Nazlı Ilıcak''ın, Genelkurmay''ın iç yazışma belgesi olan "Andıç"lardan birinin muhtevasını açıklaması, tüm liboşların, alelderecat, TSK''nın ve MGK''nın "hadlerini aştıkları ve üzerlerine vazife olmayan konulara karıştıkları" yolundaki malum iddialarını tekrarlamalarına imkan vermiştir. Ayrıca, mesela Milliyet gazetesinde Şahin Alpay da, fırsattan istifade TSK''nın yargı denetimine tabi tutulması. Askeri silah alımlarının da kontrolden geçirilmesi gerektiğini tekrarlamak fırsatını buldu...
Genelkurmay açıkladı Genelkurmay, açıklamasında Çevik Bir ve arkadaşlarına sahip çıktı. Özkasnak Paşa da Radikal gazetesinde ışık tuttu. TSK, PKK''ya karşı düşük yoğunlukta da olsa amansız bir mücadele verirken bazı işadamları ve daha önemlisi bazı gazeteciler yazılarında savaşı tenkid ediyorlar, siyasi çözüm diye tutturup Öcalan''a destek ve umut veriyorlardı. Hatta Sayın Öcalan diye ayağına kadar gidip ona propagandasını yapmak imkanını veriyorlardı. Dahası bazıları siyasi çözüm için Öcalan ile zamanın Cumhurbaşkanı arasında postacılığa veya arabuluculuğa soyunmuşlardı. Bütün bunlar ve Türkiye''de serbestçe yayınlanan Özgür Gündem gazetesinin açıkça PKK organı olarak yayın yapması karşısında mecburen psikolojik mücadele yöntemini kullanmışlardı. Bazı işadamlarının ve bazı köşe yazarlarının binlerce şehit verdiğimiz sırada bu yaptıklarına ihanetten başka ad vermek ve o sırada başka yöntemlerle onları susturmak mümkün değildi..
Ben de mücadele ettim Zamanında biz, bazı vatansever ve milliyetçi yazarlar bu çok boyutlu ihanetin farkında idik. En azından ben nacizane köşemde köşe yazılarında ve TV programlarında PKK''ya umut ve destek veren askeri mücadeleye karşı çıkan bu gaflet hatta ihanet erbabına karşı, ne Sayın Bir''den ne Sayın Özkasnak''tan, ne de başkalarından "talimat" almadan, birçok yazı yazmış bu düşüncelerimi TV programlarında da açıkça ifade etmiştim. Bu hususta bizi Genelkurmay şartlandırmadı. Ama o zaman biz nacizane onları uyarmaya kalkıştık ve bu kişileri susturmak için daha ne kadar bekleyeceklerini sorduk.
Soruyorum bu kişiler Genelkurmay''ın açıklamasında da belirtilenleri yapmadılar mı?
Eğer onların istedikleri siyasi çözüm ve Öcalan ile pazarlık gerçekleşse idi ne olacaktı? Şimdi nerede olurduk.
Bir iki defa TV programlarında karşı karşıya geldiğimizde kendisine PKK''nın bir terör örgütü olduğunu bir türlü itiraf ettiremediğim Akın Birdal, PKK''ya açıkca hizmet etmedi mi (etmiyor mu) ve onların sözcüsü olarak hareket edip manevi destek vermedi mi, hâlâ da vermiyor mu? İhanetin cezası yok mudur? Gazetecilik ve basın özgürlüğü onlara, ülkenin amansız bir birlik ve bütünlük mücadelesi içinde olduğu zamanda milli davalara ihanet edenlere, düşmana yazdıkları ve yaptıkları ile yardımcı olanlara dokunulmazlık mı sağlar? Köşelerinde ve kanallarında onlara bu ihanet ve düşmana destek imkanını verenlerinin de hiç mi sorumlulukları yoktu... Onların da uyarılmaları gerekmiyor mu idi? Karinesi bol olan bu ihanetler mukabilinde ücret aldıklarının illa ki de ispat edilmesi mi gerekirdi? Sorasım geliyor: "İhanetin veya gafletin her zaman belgesi mi olur?"
Ama şimdi bütün bunlar unutturulmaya çalışılıyor. Şimdi bu kişiler birden iftiraya uğramış mağdur ve kahramanlar olarak başımıza çıkarılırken onlarla mücadele edenler kamuoyuna kötü adamlar olarak tanıtılmaya çalışılıyor. Ancak şükürler olsun ki Türk halkı çok yakın geşmişte olanları unutacak kadar hafıza kıtlığına uğramamıştır.
O dönemde onlara karşı mücadele edilmesi gerekiyordu ve o günün koşulları içinde mücadele edilmiştir de -ve de o da ancak bir nebze- susturulabilmişlerdir.
Sayın Bir''in Özkasnak''ın ve yardımcılarının ve geniş anlamda TSK''nın ve Genelkurmay''ın bu konuda gocunacakları bir şey de yoktur. Benim de bu olayda köşemde o zaman yazdıklarımla nacizane bir hizmetim geçmişse iftihar ederim.
Son sigorta Sırası gelmişken bir şeyi daha söylemeliyim: Bu vesile ile TSK bu işlere karışmakla haddini aşıyor diyorlar. Bu vesileyle: "Bu AB kriterlerine uymaz" ile Genelkurmay''ın ve MGK''nın gücünü kırmak istiyorlar. Bir şeyi iyice bilmeleri gerek: TSK ne Hollanda ordusudur, ne de İngiliz ordusudur. Geleneksel ve Anayasal görevleri arasında TC''yi korumak ve kollamak görevi vardır ve açık söylemeli bu eşi görülmemiş yozlaşma çamuru içinde en yozlaşmamış saygın kurum olarak ülke bütünlüğünün ve TC''nin en son garantisidir... TSK''nın yerine koyacakları başka hangi değer ve garanti vardır ki? Siyasi iradenin Devlete sahip çıkamadığı bir ortamda, bu boşluğu TSK doldurmak zorundadır...ve iyi ki TSK ve MGK vardır Bunlar olmasaydı halimiz nice olurdu siz onu düşünün!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Türk Ordusu Türk milletinin hem gözbebeği hem de dışardaki ve içerdeki düşmanlara karşı en güvenilir muhafızıdır." Gazi Mustafa Kemal-(Menemen Olayı vesilesiyle)

