Kaydet
a- | +A

İdamlık Öcalan''ın İmralı''daki hücresinden PKK''ya verdiği son, tek taraflı, ama bu sefer "beklemeli" "ateşkes" emri beni hiç şaşırtmadı. Önceki günkü yazımda Öcalan''ın "manifesto" niteliğindeki son savunmalarında, Türk Devleti ile pazarlığa girmek istediğini ve aklınca tehditlerle karşı şartlar ileri sürdüğünü yazmıştım. Şimdi ikinci hamlesini; "barış taarruzunu" yapıyor!

GENE ATEŞKES! Öcalan bu son bildirgesinde, 1 Eylül''de 1999''dan itibaren tek taraflı ateşkes ilan ediyor ve bunun için de hâlâ komutanı veya "Genel Başkanı" olduğu PKK''dan silahlı mücadeleyi durdurmasını ve Türkiye hudutları dışına çekilmesi talimatını veriyor. Bunun "diyalog ve uzlaşma" yolunu açacağını söylüyor... Bu tek taraflı bir diyaloğa yönelik ateşkes teklifi Öcalan''ın 1993''te Rahmetli Özal''a ve 1998''de de zamanın hükümetine ulaştırdığı "barış" tekliflerinden pek farklı değil... O zaman, aklınca, TC devleti eşkıya ile pazarlık masasına oturacaktı... Şimdi de gene "aklınca "TC Devleti İmralı''daki bir idam mahkumu ile ve meşrulaştırılacak bir "PKK Partisi" ile "diyalog" masasına oturacak... Pekii, pazarlık neyin üstünde, hangi konularda olacak? Bu son sorunun cevabı da hazır: "Üniter TC Devletini Kürt-Türk Ortak ve Demokratik Cumhuriyetine dönüştürmek konusunda!

SAVUNMADAN TAARRUZA Öcalan''ın İmralı''da DGM savcılarının iddianamesine karşı yaptığı savunmalara, önceki günkü yazımda dikkati çekmiştim. Bunlar, hakkındaki vatana ihanet ve terör eylemleri konusundaki somut delillere ve kendi beyanlarına dayanan somut suçlamalara karşı müdafaa değil, adeta siyasi bir manifesto, hatta tehditleri içeren bir meydan okuma idi. Öcalan İmralı''daki hücresinden Türkiye ve dünya kamuoyuna hitap ediyordu... "Ortak bir vatanda ortak demokratik bir Cumhuriyeti beraberce kuralım" pazarlığını öneriyordu Türkiye Cumhuriyetine... Ama hemen de PKK''nın askeri ve siyasi gücünü, dünyadaki potansiyelini belirterek, Türkiye''yi tehdit ediyordu.. "Ben hâlâ etkili ve güçlüyüm. Güneydoğu sorunu ancak benimle çözülür. Yoksa..."

PİŞMANLIKTAN KÜSTAHLIĞA Öcalan yakalandığı ve İmralı''ya sokulduğu gündeki tazallüm ve pişmanlık halinden küstahlığa "dönüşmüştü"... Nihayet önceki gün avukatları vasıtası ile Türk ve dünya kamuoylarına uluslararası kurumlara, yabancı hükümetlere hitaben açıkladığı bildirge ile, bu tutumunu bir kerte daha yükseltti. Benim önceki günkü yorumumu, yani, Öcalan''ın silahla elde edemediğini, Anadolu''yu Kürdistan haline getirmek emeline, bu sefer "akıllıca" ulaşmak istediğini teyid etti. Tabii idamdan kurtulmak da cabası! Bunun ilk etapı "Üniter" Tükiye cumhuriyetini "Ortak vatanda ortak Türk-Kürt Cumhuriyeti''nin kurulması" ve bu arada da Güneydoğu''da "son" Kürt isyanını başlatan "PKK''yı meşru bir siyasi partiye dönüştürmek olacaktı. Kısacası bu "pazarlığın" şartları Türkiye açısından, baştan batıl...

SORULAR Tabii, bildirge konusunda, hemen akla gelen sorular var; ...Niçin 1 Eylül 1999 tarihi? Öcalan acaba o tarihe kadar idamı konusunun, af ve pişmanlık yasalarının lehinde açıklığa kavuşacağını mı umuyor? ...PKK niçin silahlarını hemen bırakmayacak ve niçin Türkiye hudutları dışına çıkacak? Toparlanıp beklemek için mi? ...Ve tabii en önemli anahtar soru, PKK bir bütün olarak, İmralı''daki liderlerinin emirlerini sonuna kadar dinler mi? Bazı elebaşılarının işine Öcalan''ın dirisi mi yoksa ölüsü mü yarar?

MÜSAİT ZEMİN Öcalan bu son hamlesini Batı''dan ve içerden "Öcalan asılmamalı" seslerinin yükselmesinden cesaret alarak şu sırada yapıyor... İlginç bir şeyi de hatırlatayım. Öcalan''ın ortak Kürt-Türk Cumhuriyeti projesi, geçen yıl Graham Fuller ile ABD Dışişleri Bakanlığı uzmanlarından Henry Barkey''in raporlarında önerdikleri ve ABD''nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz''in önerdikleri "Kürt-Türk Cumhuriyeti"nden farklı değildir... Hiç şüphe etmeyin ki Öcalan''ın bu çıkışı ABD ve Avrupa ülkelerinden hüsnü kabul görecektir ve onlar da "Türkiye bu şansı heder etmemeli" diyeceklerdir. Bu ahlaksız teklifi, yapmamız gerektiği gibi elimizin tersi ile iter daha doğrusu görmezlikten gelirsek bizi kınayacaklardır. Yalnız onlar mı? Bizim içimizdeki, kulakları, yurdun dört köşesinden gelecek tepkilere değil de iyi niyetli gafiller de "Avrupa''dan gelecek tepkilere" çevrili olarak, "Bu fırsatı kaçırmayalım" korosuna katılmışlardır bile. "Büyük düşünmek zamanıdır" derken "çok küçük" düşünüyorlar aslında! Bu vesile, tecahül-ü arifaneden gelerek sorayım: ABD''nin insan haklarından sorumlu Dışişleri Bakanı Yardımcısı sayın Harold Koh Diyarbakır''da Güneydoğu''da neleri araştırıyor daha doğrusu kaşıyor? Bana Osmanlı''nın son döneminde yurdumuzda, Balkanlar''da ve Doğu''da "araştırmalar" yapan Avrupalı "müfettişleri" hatırlatıyor.. Döndük dolaştık, bunca mücadeleden sonra gene o noktalara mı geldik? Biz Öcalan konusunda yanlışı nerede yaptık biliyor musunuz: Konu "muallakta" diyerek son kararın siyasi olacağını ayaküstü ifade etmekle.. Aslında milli olması gereken kararlar, "Muallakta" yani "askıda" bırakılırsa, kaçınılmaz olarak, böyle herkes tarafından çomaklanır, suyu çıkarılır. Gerçek şu ki Öcalan hakkındaki, TBMM''den çıkacak olan karar "siyasi" değil "teşrii" olacak.. Milli hükümranlığımızın cesur ifadesi olacaktır... Arada büyük fark var!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Milli egemenlik bölünme kabul etmez!" MUSTAFA KEMAL