Amerikan Kongresi''nde tartışılan "Ermeni Soykırımı" tasarısı Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi''nde, biraz değiştirilmiş, numarası da, artık "596" olmuş. Değişiklik, metinden Dışişleri Bakanlığı mensuplarının Ermeni soykırımı konusunda eğitim göreceklerini öngören paragrafın çıkartılmasından ibaret, ruhu ve maksadı aynı. Eski Büyükelçiler Kamuran Gürün ve Gündüz Aktan da, "soykırımının" Ziya Gökalp''in deyimiyle, "katl değil mukatele", yani karşılıklı mücadele olduğunu belgeler ve rakamlarla ispat etmeye, diasporadaki Ermenilerin "ırkçılıklarından" ve birtakım siyasi hesaplardan kaynaklanan iddialarına karşı, bence boşuna uğraşıyorlar. Adamlar kararlarını vermişler bir defa...
Zamanlama Asıl önemli ve anlamlı olan, böyle bir teşebbüsün şu sırada yapılması ve bu safhaya kadar gelmesi; biz Avrupa Birliği''ne girelim diye çırpınır ve bu arada başta millî egemenliğimiz, birçok milli değerlerimizi, -ve paradoksal olarak, bu hasmane tavırlara karşı- savunma kalkanlarımızı da feda etmeye hazırken, dünyadaki Türk karşıtlığının gerçek boyutlarını gösteriyor. Ben, bu safhada, yabancıların, bize karşı düşmanlıklarını, hassasiyetlerimizi umursamazlıklarını artık yadırgamıyorum. Karşı tedbirlerle de bir yere varılacağını doğrusu sanmıyorum. Beni çileden çıkaran, Ermeni konusunda da bütün milli konularda da, aramızdaki sözde Türk, sözde entel (ama soldan dönme, liberal entel) yazar ve tarihçilerin yazıp söyledikleri ve bunlara karşı kamuoyundaki anlaşılmaz tepkisizlik!.
"Cumhuriyet çocukları" Eskiden nesebi gayri sahih çocukları nüfusa geçirmek için zarif bir formül bulunmuştu. Böylelerine "Cumhuriyet Çocukları" denirdi. Şimdi merak ediyorum, şimdi bu kadar "Cumhuriyet Çocuğu" nereden türedi diye... Bunlar varken düşmanlara gerek kalmıyor! Nitekim Ermeniler de soykırım iddialarında bu gibileri referans veriyorlar. Sözde tarihçi Murat Belge, Entelektüel şıklık uğruna mı, yoksa Etyen Mahçupyan''la dostluğu sebebi ile mi "Soykırımı belki yapmışızdır!" demeye getirdi ve devam da ediyor bu imalarına... Türk Ordusuna, aşağılayıcı bir üslupla "Köylü taburları", Atatürk''e''de Atatürk dememek için, hâlâ "Gazi" demekte ısrar eden, entellerin baş tacı "Büyük Usta", Çetin Altan da bu iddia ve imalara, Alman belgelerinden sözde yararlanarak, Ermeni Soykırımının, Türkiyede ırkçılığı tahrik ve teşvik eden Almanlar tarafından organize edildiğini yani soykırımın gerçek olduğunu yazıyor. Bir de herhalde eski tüfeklerden Dursun Akçam''ın kimler tarafından beslendiği malum oğlu Taner Akçam var: O da "Ermeni Tabusu Aralanırken" adlı yeni kitabında Altan''ın bu tezini daha da derinleştiriyor. Cengiz Çandar, hiç geri kalır mı: "Tabusuz bir toplum" olmamızı tarihimizle artık, "suçumuzu" itiraf etmemizi öneriyor. Mete Tuncay adlı, gene sol kökenli (bu adamlar neden hep sol kökenli?) bir tarihçimiz var, o da AKTÜEL dergisinde, sıykırımı konusunun "tarihçilere bırakılması" gerektiğini söylerken, Ermeni Soykırımı iddiasına yeni bir boyut, mesela 1915-16''da, bütün Ermeni Millitvekillerinin de toptan yok edildikleri iddiasını da katıyor ve "soykırımının" o dönemin gizli, nim-resmî devlet örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa''ya "yaptırıldığını" ileri sürüyor. Tuncay, sözde Soykırımının Talat Paşa''nın Bab-ı Ali''den gönderdiği telgraf gereğince yapıldığı iddiasına karşı "Adamlar (tabii) Ermenileri kesin diye imzalı mühürlü emir gönderecek kadar aptal değillerdi" dedikten sonra, emirler Teşkilat-ı Mahsusa''nın şifahi talimatları ve iç yazışmaları ile yürütülmüştür diye, gene faturayı, dolaylı da olsa, Osmanlı-Türk devletine çıkarıyor ve böylelikle de Ermeni ve yabancı "tarihçilerin" eline bir koz vermiş oluyor. İşin kötüsü bir Türk dergisi de bu adamın ihanet zırvalarına tepkisiz yer vermiş... Tuncay "Teşkilat-ı Mahsusa''yı suçlarken Orta Asya''da ve Orta Doğu''da 19. Yüzyıl sonlarında, 20. Yüzyıl başlarında oynanan BÜYÜK OYUN''da İngiliz vb. yabancı ajanların ve misyonerlerin Ermenileri ve Kürtleri nasıl kullandıklarına Teşkilat-ı Mahsusa''nın da bu ajanlarla mücadele ettiğine neden hiç değinmiyor.
Neye yaradı? Soykırımı konusu, muhakkak ki böylesine "tarihçilere" bırakılamayacak kadar hayatî ve önemli bir konudur. Yeri gelmişken söyleyeyim: Rum ve Ermeni tarihçilerinin toplanarak tarih kitaplarını ve okul kitaplarını yeniden yazmak çabaları da neticesiz kalmaya mahkum bir fantezidir, unutuldu ama, Türkiye bunu kendiliğinden ve tek taraflı yapmaya çok çalışmıştır. Okul kitaplarında İstikbal Harbi ile ilgili bölümlerinde. Yunanistan''ın ve Yunanlıların aşağlanmasından, "ebedi düşman" olarak gösterilmesinden özenle kaçınılmıştı. Binlerce Türk''ün Doğu''da Ermeni çeteleri tarafından kesildiği gerçeğine de hiç temas edilmedi. Hatta, İstanbul''un Fethinin 500. Yıldönümü dahi, o zamanki hükümetin kararı ile "düşük profilde" anıldı. Film Sansür Heyeti, Milli Mücadeleye ait yapılan Filmlere Rum ve Yunan sözcüklerinin kullanılmasını aynı iyi niyetle hep makasladı... Neye yaradı ki? Yunanlılar aynı iyi niyeti gösterdiler mi? Neticede, tarihi gerçekleri tek taraflı unutmak veya unutturmaya çalışmak nefsi müdafaamızı savunmamızı baltalıyor. İçimizde de gaflet ve dalalet hatta ihanet erbabına meydanı boş bırakıyor..
Gene Topal Osman Türk kahramanı, ülkesi uğruna cepheden cepheye koşmuş, bacağını kaybetmiş, Giresunlu "Topal" Osman''a "eşkıya" diyen, adına anıt dikilmesine karşı çıkan "tarihçilerimiz" de var. Şimdi de bir Karadeniz Rehberi yazan Sevan ve Müjde Nişanyan çifti de bu kahramanımıza, "patolojik katil" demişler. Ermeni iddiaları ile karşı karşıya olduğumuz şu sırada bu yazarların soyadları mide bulandırıyor. Kendilerini Türk bilen Ermeni kökenli vatandaşlarımızı tenzih ederim ama, Topal Osman''a "patolojik katil" demek, Nişanyanların ağzında başka bir anlam kazanıyor ve bana Nasreddin Hoca''nın, tuvalette sakız çiğnemek öyküsünü hatırlatıyor. Bu kitabı yayınlayan da sözde Türk yayınevi! Bakınız, bir İtalyan çıkmış: "Soykırımı kabul edin sizi ABD''ye alalım" diyor... Yakında Türklükten vazgeçin sizi kabul edelim derlerse de şaşmayın... Hem bunu, onlardan önce ismi TÜRKER soyadı ALKAN olan bir öğretim üyesi de "Yatak Odası Savaşları" başlıklı yazısında, İstanbul''un ve Türkiye''nin çoğalan Kürt nüfusu sonucu Kürtleşmesini memnunlukla kabul ederek söyledi. Böylelikle yani, Kürtler çoğunluk olur da Türklük ortadan kalkarsa bütün sorunlarımız halledilecekmiş.. Ben gene de bunlar gibilerine kızmıyorum. Milli duyarsızlığımıza ve tepkisizliğimize şaşıyorum!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Pratik politikacılık gerçekleri görmezlikten gelmeyi gerektirir." Henry Brooks Adams

