Eylül ayı, sonbaharın başladığı, yaprakların döküldüğü ve oldum olası hüzünlü, mağmum bir aydır. Bizim yakın tarihimizde de, 16-17 Eylül tarihlerinin hazin bir yeri vardır. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan İmralı adasında bu tarihlerde idam edilmişlerdi.
Ancak 27 Mayıs "darbesinin" tek kötü hatırası bu idamlar değildi. O darbe, TSK''daki emir-komuta zincirini altüst etmiş ve Ordu ile millet, milletin bir bölümü ile diğeri arasına nifak sokmuş ve ondan sonra yaşanan birçok müsibetlerin kaynağı olmuştur. Ülkeye, ülke koşullarına bol gelen 1961 Anayasasının ''68 kuşağı tarafından kaynatılan sol cadı kazanından terör ve hatta bölücülük çıkmıştır. Asıl yargılanması gereken o darbe ve darbecilerdir.
Askeri müdahaleler Gene, yakın tarihimizin en önemli askeri müdahalesi de Eylül ayında, 12 Eylül 1980''de yapıldı. Şimdi bu müdahalenin 20. yıldönümünde, bunca yıl sonra ilginç bazı açıklamalar yapılıyor: "Hakikatler inatçıdır, muhakkak ortaya çıkarlar!" demişler. Bütün tarihi olaylarda olduğu gibi, 27 Mayıs darbesi için de olabileceği gibi, 12 Eylül askeri müdahalesi konusundaki, gizli kalmış gerçeklerin de ergeç ortaya çıkacağı muhakkaktı. Ancak bu açıklamaların şu bağlamda yapılması, bence zamansız ve manidardır.
Tarihi gerçekler Önce esas vakıaları tespit etmekte yarar var: 27 Mayıs "Albaylar darbesinden" ve bu darbenin getirdiği, ülkeye bol gelen 1961 Anayasasından cesaret alan ''68 Kuşağının SOL cenahının başlattığı eylemler ve terör hareketlerı 12 Mart 1971 müdahalesi ve ara rejimi tarafından durdurulamamıştı. Solcular devleti yıkma çabalarına devam edince, milliyetçi gençler de devleti korumak için karşı durunca, günde ortalama yirmi kişinin öldürüldüğü bir terör-anarşi ortamı ülkenin üstüne kâbus gibi çökmüştü. Sivil hükümetler ve siyasiler terörle mücadelede aciz kalınca ve üstelik de yeni bir Cumhurbaşkanının seçimi konusunda bile uzlaşamayınca, TSK''nın müdahalesi kaçınılmaz olmuştu. Gerçek şu ki, medya ve sağlı sollu enteller ilk etapta bu müdahaleyi alkışlamışlardı. Hepimiz candan alkışlamıştık, "Oh" demiştık... Ama sonra büyük yanlışlar yapıldı. En başta, devleti yıkmak isteyen solcularla, devlete -otorite boşluğunda- sahip çıkmaya çalışan ve bu uğurda yüzlerce şehit veren ülkücü gençler aynı kefeye hatta aynı hapishanelerde, aynı koğuşlara konuldular.. MHP ileri gelenleri, merhum Alparslan Türkeş başta, dile kolay, 5 buçuk yıl hapiste kaldılar. İşgüzar ve kindar bir başsavcının idare ettiği türlü hakaret, eziyet ve işkencelere maruz bırakıldılar.. Milliyetçi vatanperver gençleri hayatları boyunca trauma altında bırakan ve bence sonraki yanlış hareketlerine de sebep olan bu hışım ve haksızlığın sebebini, niçin bazı ordu mensuplarından sadır olabildiğini hiç anlamamışımdır...
Ancak şu bağlamda bazı şeyleri ortaya atmanın, irdelemenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu iddialar ve açıklamalar, bazı kötü niyetliler tarafından hem MHP ve milliyetçilik, hem de TSK aleyhinde istismar edilecektir.
Şuyuu bile kötü Reha Muhtar''ın geçen akşam söylediği gibi "Allah korumuş da ne onu sevenler Türkeş''i kaçırmışlar ne de Evren ve arkadaşlarını öldürmüşler... Tabii ne de MHP katliamı yapılmış" Yoksa bu hareketler ülkenin başına çok büyük badireler açar, kaçmak Türkeş''in prestijini sarsar, suikastin gerçekleşmesi de ülkeyi büsbütün karıştırır, MHP''ye de büyük darbe vururdu. Zaten Rahmetlı Türkeş her iki teşebbüsü, haberi olsaydı muhakkak reddederdi... Bakın bu iddiaların şuyuu bile ortalığı şimdi karıştırıyor. 12 Eylül idaresi, muhtemelen iyi niyetle, başka vahim hatalar da yapmıştı. Mesela, siyasi partileri kapatmak, görüldü ki büyük bir hata idi, hiçbir şeyi çözmediği gibi, siyasi süreçte hâlâ acısını çektiğimiz çok büyük olumsuzluklara yol açmıştır.
Hemen söyleyeyim ki şimdi bu hareketin kuyruk acısını çekmiş olan bilumum solcuların şimdi suret-i haktan görünmeleri, masumiyet ve haksızlık iddiaları da yanlıştır. Elleri silahlı veya kalemli-kitaplı solcuların, 12 Eylül Müdahalesine sebep olmaktaki günahları büyüktü.. Eğer müdahale yapılmasa idi, bazı sol cuntacılar yüzünden Ordu ikiye bölünecek ve iç savaş çıkacaktı. Burada da Türkiye''yi Allah korudu!.. Şimdi 12 Eylül''ü yapanları, Anayasanın geçici maddesini kaldırarak yargılama çabaları da yanlıştır. O zaman 27 Mayıs darbesini yapanların da özellikle yargılanmaları ve cezalandırılmaları gerekir. Bir tespit daha yapmalıyız: 12 Eylül''ün asıl ağır darbelerini, hem fiziki olarak hem de manen yemiş olan milliyetçiler 12 Eylül idarecilerini affedemeseler bile, asla ordularına düşman olmamışlar, intikam peşinde koşmamışlardır.
Sonuç Gerçek şu ki, TSK, 27 Mayıs 1960 darbesinden, Talat Aydemir''in, 1961 ve 1962''deki darbe teşebbüslerınden, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 müdahalelerinden beri çok değişmiştir. Komutanların yapıları ve kafaları da çok değişmiştir. Ama sakın yanlış anlaşılmasın; TSK''nın Cumhuriyeti korumak ve kollamak misyonu ve bu konulardaki hassasiyeti hiç değişmemiştir. Bugünkü Komutanların bu konuda hiçbir kompleksleri de yoktur.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Türk Ordusu milletin bağrından çıkmış bir ordudur... Türk milleti bunun için ordusunu sever ve kendi idealinin koruyucusu telakki eder."
GAZI MUSTAFA KEMAL -1931

