Türkiye''de PKK başkaldırısının, Kürtçesi ile, "serhıldan"ın, "bir avuç gerillanın", 15 Ağustos 1984''te, Eruh-Şemdinli baskını ile patlak vermesinden beri, bu konuda ileri sürülenleri ve de olanları hatırlatmakta yarar var. Sonraları, Öcalan''ın "Bir avuç gerilladan bir ordu çıkardık!" diye övünerek "Kürt Bağımsızlık Savaşı"nın başlangıcı saydığı bu olayın, o zaman, devlet katında, "Bir avuç sergerdenin işi" diye, hiç umursanmamasından başlayarak, isyan büyüdükçe ve bir iç savaş boyutlarını alınca, TSK, bir taraftan, Mehmet Ali Kışlalı kardeşimin tabiri ile bu "düşük yoğunluklu savaş"ın gerektirdiği yöntemleri geliştirir ve başarı ile uygularken, içimizdeki bozguncular, "Güneydoğu veya Kürt sorunu, askeri metodlarla çözülemez, siyasi çözüm gerekir" diyorlardı. "Siyasi çözüm"den murad ettikleri de, sadece bölgeye refah, aş ve iş götürmek degildi; PKK ve Öcalan ile masaya oturup, sanki bunlar ayrı bir devleti temsil ediyormuş gibi, bir "Ateş kesin" ve barışın şartlarını müzakere etmek, bir barış andlaşması imzalamaktı. Bu "Barış Andlaşmasında" kültürel özerklikten öte, bölgeye siyası özerklik verilmesi ve "Federasyon da dahil" rejim değişiklikleri de tespit edilecekti... Evet, bazıları adeta açıktan açığa, bunları ima ediyorlardı. İma etmekten de öte, bugün Avrupacılıgın, "AB''ye uzanan ince, uzun yolun" propagandacılığını yapanlar, "ateş kesi" sağlamak, siyasi çözüm sürecini başlatmak için, Öcalan ile zamanın Devlet Başkanı arasında postacılığa soyunmuşlardı! Bunlara karşılık, vatanseverler, başta TSK,. "Eşkıya ile müzakere edilmez" diye direttiler, askeri çözümü gerçekleştirdiler. Neticede PKK dağlarda yenildi.. Öcalan devletin gücü ile yakalandı, İmralı''ya tıkıldı ve TC Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi, cezası Yargıtay''da tasdik edildi! Ama sonra?
"Stalling" İşte o noktadan sonra, İsmet Berkan''ın bir yazısında sözünü ettiği "stalling" süreci başladı. "Stalling" (veya stoling) aslında, "oyalama", "savsaklama" demek ama, havacılıkta da çok kullanılan bir tabir. Uçak motorlarında bir arıza olunca, tırmanma gücünü kaybediyor ve kendisini toparlayamazsa gerisin geriye düşüyor ve kıç üstüne çakılıyor. Bu olayı ben, yıllarca evvel, İzmir havaalanında, gözümün önünde çakılan ve büyük tesadüf eseri birkaç dakika farkla kaçırdığım bir THY uçağının düşüşünde görmüştüm... "Stalling" havacılıkta, ekseriya ölümcül olabiliyor.. Siyasette, önemli konularda, benim tabirimle, "idare-i maslahat" şeklinde yapılırsa, neticeleri, aynı derecede vahim olabiliyor. Maalesef, bu sıralarda Türk siyasetinde ve devlet yönetiminde vahim "stalling", "idare-i maslahat" olayları yaşanmakta.Tabii bunların başında, AB konusundaki oyalamalar, kandırmacalar ve bununla bağlantılı olarak, Öcalan''ın idam hükmünün savsaklanması, Güneydoğu sorunundaki yalpalamalar var." "MGK''ya ne gerek var!" diyorlar, ama aslında MGK ve askerler olmazsa hiçbir konuda milli irade tecelli edemeyecek, "stalling" ölümcül sonuna kadar sürecek!
Dönelim, Güneydoğu konusuna: Eğer bölücülerin ve destekçileri olan bizim kıytırıkların, bundan 16 yıl kadar önce istedikleri ve önerdikleri yapılmış olsa idi, Barış Andlaşması ile Öcalan''ın istediği -ve hâlâ da istediği- siyasi ve kültürel özerklik verilecek ve böylelikle, muhtemelen, Federasyon da gerçekleşecekti. Öcalan da, Mandela gibi, kahraman olarak, Ankara''da mı olur, Federasyon''un muhtemel merkezi "Amed" de mi olur, Parlamentosunda, siyasallaşan PKK''nın Lideri ve temsilcisi olacaktı!... Sonra da sıra "Büyük Kürdistan"a gelecekti.
Şimdi, dere tepe düz gittik, gene "O" geleceğe dönüyoruz. Ayrılıkçı Kürtlere, bu sefer elimizle, Kürtçe eğitim, Kürt dilinde radyo ve TV şeklinde, Kültürel özerklik verilmesı söz konusu.. "Bunun, bireysel hakların kullanılması, Kürtlerin kendi kültür değerlerinin koruma hakkını kullanmaları" şeklinde anlayan bizim gafiller bu sürecin, şu bağlamda Üniter Devlet dokusunda tehlikeli bir çorap söküğü başlatacağını ve bunun doğal neticesinin de, Güneydoğuyu bölgesine siyasi özerklik ve otonomi verilmesi talepleri, olacağını, her nedense, anlamıyorlar, ya da anlamak istemiyorlar. AB''nin baskıları bizim gaflet ve unutkanlığımız devam ettiği takdirde, bu gidişle, Öcalan İmralı''dan, muhtemelen, itibar sahibi bir hürriyet savaşçısı olarak, bir Mandela gibi çıkar da!
Bunca mücadeleye ne gerek vardı? Pekala, bütün bunlar, böyle olacak idi ise bunca mücadeleye, bunca maddi ve manevi fedakârlığa, milyarlarca dolar masrafa ve en önemlisi, binlerce şehit vermeye ne gerek vardı ki? Niçin daha başlangıçta, uslu uslu, siyasi çözüm önerilerini, "dostlarımızın" Üniter Devletten vazgeçmemiz tavsiyelerini kabul etmedik? Öcalan''la müzakere masasına niçin oturmadık? Sonra, haydi Öcalan Suriye''den çıkarıldı, niçin peşini bırakmadık? Keşke bıraksaydık da, Avrupalılar, İtalyanlar veya AİHM onu -şimdi yapacakları gibi- o zaman, göstermelik bir Mahkemede yargılasalar ve aklasalardı ve muhakkak TC''yi mahkûm etselerdi. Evet, bu cani eşkıya şefini niçin yakaladık ve getirdik? Kendi elimizle aklamak ve itibar kazandırmak için mi? Avrupa''da kalabilse idi, hiç olmazsa, TC yargısının da şerefi kurtulmuş olurdu... Bütün bunlar o zaman olsa idi, netice "bugünkünden" daha mı kötü olurdu? En iyisi, 1984 ve sonrasındaki "o geleceğe" dönüp şimdi bize dayatılmakta olan koşullara o zaman mı razı olmak mıymış? Eminim bazıları da şimdi, içtenlikle "keşke" diyorlar ve mücadeleyi tercih ettiğimiz için bizleri suçluyorlardır!
Fakat dikkat edin "bugünkünden" sözcüğüme; eğer, bazı devlet adamlarımız, politikacılarımız ve bir kısım medyamız, basiretsizlikle malul olmasalardı ve Türkiye''yi oyalama ve savsaklamalarla, bir uçak gibi "stolling" durumuna sokmasalardı. Atatürk gibi kuvvetli irade gösterselerdi -hâlâ da gösterebilseler- "bugünkü" durumlara, motoru tekleyen, tırmanamayan yani "stol" eden bir uçak gibi, kıçüstü oturmak tehlikesine maruz kalmazdık.
Ama çok şükür ki, bu "bugünlere" razı olmamış ve razı olmayacaklar var Türkiyede... Türk Silahlı Kuvvetleri var ve Türk milliyetçiliğinin temsilcisi MHP var! Bu hayati konuya, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli''nin Hürriyet Ankara temsilcisi Sedat Ergin''e söyledikleri ve gene Hürriyet''te, bu sözlere karşı Oktay Ekşi''nin yorumunu ele alarak, devam edeceğim...
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Dilde özerklik, halkımızın (Kürt halkının), özerkliğinin ve bağımsızlığının simgesidir." PKK Başkanlık Konseyi Üyelerinden Duran Kalkan

