Kaydet
a- | +A

Türkiye''nin Washington''da, yeniden önüne getirilen bir konu da Heybeliada''daki Ruhban Okulunun yeniden eğitime ve öğretime açılması. Osmanlı''nın 700. yıldönümünü kutlarken öne çıkan tema, haklı olarak, "Hoşgörü"dür, Osmanlının engin hoşgörüsüdür". Bu böyle iken ve Yunanistan''la yumuşama ve dostluk süreci yaşanmasına gayret edilirken, Heybeliada''daki okulun yeniden açılmasına ve bu yoldaki çabalara karşı çıkacak değilim. Bence, bu okulun açılması ve eğitime başlaması, güçlü Türk devleti için artık "açık ve yakın bir tehdit" oluşturamayacaktır. Aksine, dostlara ve düşmanlara karşı, geleneksel hoşgörümüzün yeni bir kanıtı olur. Patrikhanenin 1453''ten beri, İstanbul''da faaliyet göstermesi de öyle değil mi? Anşart ki, Rumlar, Yunanlılar ve dünya bunu şimdiye kadar anlamadılarsa, bundan sonra anlasınlar. Ve de, bu okula hem de Patrikhaneye karşı mevcut hassasiyetimiz, tarihi sebeplerini doğru değerlendirerek, bu konudaki hassasiyetimizi bağnazlık addetmemiş olsunlar!

ŞİMDİYE KADAR HAKKIMIZI VERMEDİLER... Ben, ne bazı Rumların, ne Yunanlıların, ne de gelmiş geçmiş patriklerin, hoşgörümüzün kıymetini tamamiyle ve şimdiki patrik Sayın I. Bartholomeos hazretlerinin geçenlerdeki bir konuşmasında teslim etmiş olduğu vechile, idrak etmiş olduklarını sanmıyorum. Umarım, bugünkü Patrik, Rum Ortodoks Kilisesinin Slav-Rum-Megalo İdea hayali uğrundaki faaliyetlerinin geçmişte bizi niçin rahatsız etmiş olduğunu ve bundan sonra da nasıl rahatsız edebileceğini, engin tarih bilgisi ile anlamaktadır.

ANLAMLI BİR KONUŞMA VE MESAJLAR Sayın Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos hazretleri geçenlerde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Osmanlı''nın 500. Yıldönümü vesilesiyle düzenlediği sempozyumdaki yaptığı konuşmaya fazla dikkat eden, üzerinde duran olmadı. Patrik hazretleri çok güzel Türkçesi ile enteresan mesajlar verdi. Özetleyeyim: "Büyük İmparatorlukların, değişik milli ve kültürel kökenli halkları yönetimleri altında sulh içinde beraber yaşatma sanatına sahip olan liderler tarafından idare edildikleri müddetçe, ayakta kalabilmelerinin mümkün olduğunu herkese ve özellikle siyaset adamlarına hatırlatmaktadır. Bu sanat ulvi ve zor bir sanattır. Aksine bu sanatı kafi derecede öğrenmemiş olan, dargörüşlü liderler tarafından yönetilmiş olan büyük imparatorluklar, zayıflayıp sonunda yok olmuşlardır. Bilindiği gibi, büyük bir devletin üyeleri olup, aynı zamanda değişik ırk, millet, din, dil ve kültüre mensub olanlar, her an bu devlete tabi olmanın kendilerine faydalı olup olmadığını araştırmaktadırlar. Eğer şartların, isteklerinin ve ihtiyaçlarının asgari derecede yerine getirilmesi için müsait olmadığını müşahede ederlerse, o zaman onları temel haklarından mahrum kılan bu devletten nasıl ayrılabilecekleri sorusunu kendilerine yöneltmeye başlarlar. İşte o andan itibaren, devletin birlik ve bütünlüğünü zedeleyen ve onu yavaş yavaş zayıflatan ayırımcı hareketler başlamaktadır. Bu gibi durumlarda, dar görüşlü kabiliyetsiz siyasi lider, bu ayırımcı hareketlerin sebebini araştıracağına ve bunlara mahal vermeyeceğine, iki istikamete yönelmektedir: Ya bu ayırıcı hareketlere özenen grubu ortadan kaldırılmaya, -ki bu takdirde soykırım sayılabilmekte- ya da daha çok şiddet kullanarak bu grubu dize getirmeye çalışmaktadır. Fakat bunlar, anlaşıldığı gibi, bölücü hareketleri bir müddet için erteleyebilse de, onları ortadan kaldırmaz; aksine, baskı altında bulunanların vicdanlarında bu bölücü hareketleri kuvvetlendirir." "... Osmanıl İmparatorluğu, asırlar boyu beraber yaşama sanatının önemli prensiplerini başarılı bir şekilde tatbik ederek, bünyesi içindeki milletlere, dinlerine, eğitimlerine ve ekonomilerine yönelik, çok imtiyaz tanımıştır. Bunun neticesi olarak da, vatandaşların refahı sayesinde imparatorluk da refah içinde idi. Değişik sebeplerden dolayı bu müspet şartların inkar edilmesinin başlaması ile reaksiyonlar da başgöstermeye başladı."

ALINGANLIK VE TARİZLER Bunlar cidden güzel sözler, evrensel mesajlar. Ama ben, yaşıma bağışlayın, bu sözlerin altında bir alınganlık ve Güneydoğu''daki bölücülük sorunu ile ilgili tarizler sezdim. İnşallah yanılıyorumdur, hemen söyleyeyim Patrik hazretleri konuşmasının sonunda "politikaya girdiği ve yetkilerini aştığı suçlaması ile karşılaşabileceğini" kendisi de tahmin etmiş.. Ben, şahsen, patriğin yetkilerini sorgulamıyorum. Her Türk vatandaşı gibi onun da konuşma özgürlüğü var. Ayrıca hem önemli bir camianın başı olarak hem de bir Türk vatandaşı olarak, milli konularda konuşmasını hiç yadırgamıyorum. Rum-Ortodoks Patriği olduğu için de söylediklerinin özel bir anlamı ve ağırlığı var. Ancak bu sözleri irdelemek de benim hakkım.

ACABA KIYMETİMİZ BİLİNDİ Mİ? Patrik hazretleri, yakın geçmişteki bazı yanlış uygulamalardan ve olaylardan dolayı tarizlerinde bir nebze haklı da olabilir. Ancak sorarım, Türkiye''de Rum vatandaşlarımızın durumları ile Kürt vatandaşlarımızın durumları ve özellikle bölücü hareketleri arasında tam bir benzerlik, paralellik var mıdır? Sonra, patrik hazretlerinin methettiği Osmanlı dönemlerinde Rumlara ve Patrikhaneye karşı gösterilen engin hoşgörünün kıymeti her zaman bilinmiş midir? Rum kardeşlerimiz bu hoşgörüye karşı ve rağmen geçmişte her zaman sadıkane hareket etmişler midir? Tarih ve bugün irdelenirken ve iki millet, iki toplum arasında yeni bir dostluk ve hoşgörü sayfası açılırken, tarih madalyonunun öteki tarafı da dürüstçe ortaya konulmalıdır.

AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ Gün geçtikçe, yaptığı toplantılarla, güçlü bir sivil toplum örgütü olarak sivrilen Marmara Grubu Straetjik ve Sosyal Araştırmalar Vakfının 5-6-7 Ekimde yeni Feshane binasında, Cumhurbaşkanının manevi himayesinde düzenlediği ve çok değerli yerli ve yabancı konuşmacı ve uzmanların katıldığı, 2. Avrasya Ekonomik Zirvesi çok başarılı oldu ve özellikle petrol, doğal gaz kaynakları ve boru hatları konusunda ilginç açıklamalara sahne oldu. Vakfın toplantı zabıtlarının çok geçmeden yayınlanacağını ve bunların ilerisi için önemli bir mehaz teşkil edeceğini sanıyorum. Nihai raporun içeriğini ilerde ele alacağım. Bu arada toplantıya hiç gelmeyen Yalçın Doğan''ın eleştirilerinin de, kendi izlenimlerinden değil -mesela toplantının Ankara tarafından organize edildiği gibi- yanlış ve kulaktan dolma bilgilerden kaynaklandığını sanıyorum. Dikkatimi ve merakımı çeken bir husus da, bu zirvede DSP, DYP, ANAP ve Fazilet Partisi temsil edildikleri halde MHP''nin her nedense hiç katılmamış olmasıydı. Bu konularda uzman olan Devlet Bakanı Abdülhaluk Çay, konuşmacı olacağı halde hiç gelmemişti.

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Çok konuşanlar bana sessiz kalmayı, tolerans ve hoşgörü sahibi olmayanlar bana hoşgörüyü, nazik olmayanlar da nezaketi öğrettiler.

HALİL CİBRAN