Devletin Hukuk Devleti olması, "Hukuk''un üstünlüğü" şart. Hukuk da herkese muhakkak lazım! Gerekli. Hukuk''un, Yargının organik parçaları olan "avukatlar" da herkese, her zaman gerekli! Ama, Başbakan Ecevit, Cumhurbaşkanına KHK''yı iade ederken gönderdiği mektupta çok önemli bir noktayı belirtmiş: "Devletsiz hukuk da olmaz!" Benim açıklığa kavuşturmak istediğim başka bir husus var: Avukatlar, muayyen bir bedel karşılığı aldıkları davalarda, müvekkillerinin suçlu olduklarını bilseler de, mahkemelerde veya başka mercilerde onları savunuyorlar, suçları sabit olsa bile, kanunlardaki boşluklardan, savcı veya polislerin yapmış olabilecekleri teknik hatalardan yararlanarak kurtarabiliyorlar. Bu kurtarma bazan, Anglo Sakson hukukunda olduğu gibi, bir kişinin aynı suçtan ikinci kere yargılanamayıp cezalandırılamayacağı veya mesela Amerika''da, dava, elinde dumanı tüten bir tabanca ile yakalanan caniye, isterse sessiz kalabileceği, Avukat tutabileceği gibi "kanuni hakları okunmadığı" için düşebiliyor. Veya mesela başka bir olaydan aranan bir sanığın evinde veya otomobilinde uyuşturucu bulunsa bile arama müzekkeresinde bu husus belirtilemediği için, göz göre göre takibattan kurtulabiliyor. Herhalde, bu ilkelerin, geleneklere ve özellikle sanıkların haklarını korumak endişesine dayanan gerekçeleri var. Bir yerde bunlar da her eve, herkese lazım olabilir. Mağdurlardan ziyade sanıkların "haklarını" korumaya çok düşkün insan hakları şampiyonları bunları çok kullanıyorlar.
KHK tartışması Benim bu girizgahtan varmak istediğim nokta KHK tartışması: Hukuk''ta böyle boşluklar olabileceğine ve kullanılabildiğine göre, Hukukun üstünlüğüne bunlar nasıl yansır veya nasıl çelişir? Sırf şeytanın avukatlığını yaparak, bir bir fikir egzersizi olarak, bu boşlukların tersine, devletten ve devleti korumak için işletilmesi de düşünülemez mi?
Öyle ya, Ecevit''in Cumhurbaşkanına yazdıği iade mektubunda da belirttiği gibi, Devlet esas olmak gerekir. Çünkü Devlet olmazsa, devlet yıkılırsa Hukuk da olmaz! Somut olarak, Devlete sızmış ve fakat devleti bölücülükle, irtica ile yıkmaya çalışan bazı memurlar hatta yüksek memurlar olduğu tespit edilince, "açık ve yakın" tehlike teşkil eden bu gibi kişileri, tasfiye etmekte, salt hukuk kavramları hükümetlerin elini kolunu bağlamalı mıdır? Gene Başbakan''ın dediği gibi Devletin kendisini her çareye başvurarak savunma hakkı yok mudur?
"Hukukun üstünlüğü ve Hukuk Devleti olmanın icabıdır diyerek, mevcut kanuni yollardan mücadele, mesela memurları yeminleri ile bağlamak, bu yemine aykırı halleri görülürse disiplin cezası ile görevden uzaklaştırmak, Danıştay süresi de dahil çok uzun bir prosedürü gerektiriyor ve atı alan Üsküdar''ı geçiyor! Bunun için de Hükümetler, çok acil ve hayati önemdeki hallerde, KHK''larla radikal çarelere başvuramazlar mı? Sonra, "Hukuk''un icaplarını yerine getirdik ama devlet elden gitti!" dememek için! Bugün bu KHK''ya "olmaz diyen hukukçular, avukat olarak bir davayı aldıklarında sanıkları kurtarmak için gösterdikleri beceriyi farzı muhal, hükümetin hukuk danışmanları olsalardı, devleti korumak için de gösteremezler mi idi? Mesela Sayın Sezer, bugün Cumhurbaşkanı olmayıp da Başbakanın Hukuk danışmanı olsalardı acaba bu konuda nasıl fetva verirlerdi? Bence, en azından ilginç bir tartışma konusu!
Şimdi ne olacak? * Şimdi ne olacak? Oktay Ekşi''nin sorusu: "Devletin aleyhinde çalışan devlet içindekiler ne olacak?" Başbakan Cumhurbaşkanının Kararnameyi ikinci kez geriye çevirmek yetkisinin olmadığını söylüyor. Eğer Sezer, mevki ve makamı icabı Devletten yana ise, imzalamak mecburiyetindedir. Sonra isterse, hukukçu olarak, Anayasa Mahkemesine gönderir!
Duruma kuş bakışı Bu konuda, hali hazır durumu özetlemek için gazetelerden üç haber başlığı vereyim:
*Ünlü THE ECOMOMIST''in konu hakkındaki yorumu: "Sezer Orduya direniyor!" Bu yorumda yalnız da değil. Bizim entel liboşlar da açıkça ifade etmeseler bile, dolayısı ile, TSK''ya karşı çıktığı için Sezer''i övüyorlar. Bu konuda Sezer''e alkış tutanlar cephesindeki bazılarının, -ki aralarında PKK organları da var- maksatları malum; devlet içindeki kendi yandaşlarını kolluyorlar. * İdamdam kutarılırken İmralı''daki hücresinde tamamıyle tecrit edileceği hükümet tarafından vadedildiği halde, oradan avukatları vasıtasıyla PKK organlarından ve de gazetelerimizden serbestçe ahkam kesen Öcalan hiç boş durur mu? Diğer olaylarda olduğu gibi bu konuda da maydanozluk ediyor: Sezer''in tutumunu olumlu buluyormuş! Hiç başka türlü düşünmesi mümkün mü? * Sayın Demirel, bu konuya haklı olarak karışmak istemiyor. Çünkü ne söylese yanlış yorumlanacak. İyi niyetle "doğruyu arar neticeye varırlar" diyor. Kendisi bugün Çankaya''da olsa bu hulus ile olurdu, ama ne yazık ki orada değil artık!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Adalet hareket halindeki gerçektir"
Benjamin Disraeli, (1804-1881) Eski İngiliz Başbakanlarından
"Ben başbakanların gerektiğinde korkutucu olmaları gerektiğine inanırım. O koltukta zayıf, iradesiz bir kişi olmanın ne gereği var ki..." Margaret Thatcher İngiltere''nin kadın Başbakanı.

