Gündemi Türkiye kadar hareketli, çileli ve hatta tehlikeli başka ülke var mıdır acaba? Buna eşgüdümlü olarak, gazeteleri ve televizyonları bu kadar tahrik edici, zoraki "şov haberlerle" ve köşe yazıları ile doldurulmuş başka bir ülke de var mıdır? Sabahtan başlayarak, sinirlerimiz geriliyor, gece haberlerinde bitap düşüyoruz. Bu sırada da, ne olayların ne de yollardaki trafik terörünün tatil yapmadığı bir yazdan sonra, olayların ve çetin sorunların kesif bir şekilde hükümetin ve tabii bizim üzerimize geleceği hüzünlü bir sonbahara "hazırlanmaktayız."
Gene de dayanıklı, tahammüllü bir milletiz; içerden ve dışardan kolay yıkılamıyoruz.
312 krizi Gündemin baş maddesi, TCK''nın 312. maddesinin kaldırılması veya tadili. Bazı Fazilet Partililerin, bunu niçin istediği besbelli, Şevki Yılmaz ve o gibiler, demagog politikacılar rejime karşı pervasızca konuşabilsinler, halkı tahrik etsinler ve özellikle, değişiklik makabline teşmil edip, Erbakan cezaevinden kurtulsun diye, Erbakan''ın ve Recep Tayyip Erdoğan''ın cezalandırılmasına sebep olan sözler mücerret ele alınınca, belki de suç sayılmayabilir. Ama Erbakan''ın konuşması, bu zatın, milli hislerinin, Türklüğe karşı ilgisinin, en azından çok zayıf olduğu malum olduğunda ve söylendikleri mahaller de bilinince, ülkeyi ve milleti bölücü maksatlı oldukları aşikardı. Başbakanlık yapmış bir kişinin o görevde Türkiye''yi irtica tehlikesine maruz bırakmış olmasına rağmen, cezaevine sokulması, belki gene de hoş bir şey değil ve dünya kamuoyunda istismara müsait ama, Erbakan dünyada hapis yatan ilk Başbakan olmayacak. Hazret, sorumluluğunu ve mevkiini boyundan büyük demagojilerini yaparken düşünse idi.
MHP Grup Başkan Vekili Ömer İzgi, 312. maddenin AB kriterlerine uymadığını iddia edenlere güzel cevap vermiş: "Türk milletinin birliği, vatanın bütünlüğü ve Devletin tekliğini savunacak kanunlara cevaz vermeyecek bir AB üyeliği varsın eksik olsun."
HADEP değişti mi? Yüklü gündemin bir hassas maddesi de, tabii Güneydoğu. Burada da döndürüldük dolaştırıldık, TSK''nın başarısı ile dağlarda tüketilen PKK''nın siyasallaştırılması, yani "siyasi çözüm" noktasına geri getirildik. Burada PKK''nın dublörü veya paravanası da HADEP. Bazı zahiri -bence yapmacık, medyatik ve sanal- görüntülere bakarak HADEP''in değiştiğini ve gerçek hedeflerinden vazgeçtiğini sananlar veya umanlar, bu partinin Genel Başkanı Turan Demir''in Diyarbakır''da yaptığı son konuşmayı ve Neşe Düzel''in, RADİKAL''de kendisi ile yaptığı sohbeti, dikkatle okumalıdırlar. HADEP aslında, Fransızların deyimiyle, "sözde, değiştikçe, gene de hep aynı kalıyor" hatta "daha fazla öyle" yani "Kürtçü-bölücü" oluyor. Gerçi şimdiki söylemleri "barış, demokrasi, insan hakları" ama gözlerinin içine bakın, konuşmalarının satır aralarına, PKK organlarında yayınlanan yazılara bakın, gerçek maksatlarının ne olduğunu anlarsınız. Güya , "Türkiye''ye ve MHP''ye ısınıyorum", derken asıl maksat başka: Bizleri uyutup, Türkiye''ye sahip olmak.
Aynı taban-aynı maksat Demir''in "PKK ile aynı tabanı paylaşıyoruz" itirafı bir delil değil mi? Tabanı paylaşmak demek aynı emelleri paylaşmak demektir. HADEP hiç bu tabanına ihanet edebilir mi?
Hükümetin hazırladığı Güneydoğu Reform Paketine HADEP Genel Başkanı Turan Demir''in (ve PKK organlarının) itirazlarındaki tema ilginçtir. Onlar, bu paketteki, bölgeye iş ve aş, iyi idareci ve iyi idare götürmeyi hedefleyen maddeleri gözardı ediyorlar. Demir, "konu ekonomik değil, feodal değil, etnik kimliğin tanınması konusudur" diyor ve sanki Mesut Yılmaz''ın AB''nin yolu Diyarbakır''dan geçer" şeklindeki talihsiz ifadelerini yankılar gibi, "(etnik) farklılıklar Türkiye''yi birliğe getirmenin harcı olacaktır" diye ekliyor.. Kısacası Avrupa Birliği uğruna kendi birliğimizi ve devletimizin üniterliğini feda etmemizi öneriyor.
Bazı iyi niyetli fakat sığ düşünceli yazarlarımız, siyasilerimiz ve parti liderleri de, "Kürt kimliğinin" tanınması, Kürtçe eğitimin serbest bırakılması, Kürtçe radyo ve TV''lerin kurulmasını "çağdaşlık ve AB kriterlerinin gereği" sayarken, böylelikle milli birliğin ve ülke bütünlüğü dokusunu çözecek bir söküğün başlayacağını fark etmiyorlar.
TSK alerjisi Hassas entellerimiz de Güneydoğu Refrom paketinin hazırlanmasında TSK ve MGK''nın etkinliğinden rahatsızlar. Cengiz Çandar "Gümdemin komutası Orduda" diyor ve Ankara''da bir aralık Fransa''nın Büyükelçiliğini yapmış, dostu Eric Rouleau''nun, herhalde kendi yardımlarıyla yazdığı ve TSK''nın Türkiye''deki etkinliğini kınayan yazısını tanık gösterip "Ordu bu işe ne karışır" demeye getiriyor.
TSK bu işe bal gibi karışır. Çünkü PKK ile mücadeleyi onlar yaptılar ve dağlarda başarıya ulaştılar. Sonra da "Artık görev silahsız kuvvetlerindir" dediler ama gördüler ki silahsız kuvvetler ayak sürüyor. Ecevit ve Hükümetin MHP kanadı isteseler bile, diğer sorunlardan baş alamadıkları gibi, AB''ye katılmanın kriterlerini hazırlamak daha öncelikli. Sonra askerler, bazı vatanperver idarecilerle birlikte, Güneydoğuyu tanıyan, sorunları en iyi bilen, bölge halkının ruhunu anlayanlar. Onların raporları bundan evvel hazırlanan bazı maksatlı raporlar gibi olmaz!
Öcalan olayı Evet, sonbaharın gündemi yüklü. AİHM, Abdullah Öcalan''ın,Türkiye''nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal ettiği hususundaki başvurusunu 21 Kasımda ele alacak. Avrupalılar kendi sokaklarında PKK olay çıkaracak diye tedirginler.
Bu duruşmalarda, Öcalan''ın avukatları dinlenecekler ama şehitlerimize de söz verilecek mi belli değil. Etrafıma, bazı gelişmelere ara ve bazılarının sözlerine ve bugün geldiğimiz noktaya bakarak, Öcalan''ı niçin yakaladık, niçin yargıladık, hatta bunca şehit vererek PKK ile niçin mücadele ettik diye düşünüyorum. Hoş, bazen de gene aynı sebeplerle acaba İstiklal mücadelemizi de boşuna mı yaptık diye düşünesim geliyor ya... Ve dün Şehitlerimizi Anma Günü idi.

