"İdam" cezasının kaldırılması konusadaki tartışmalar hararetlendi. Bu cezanın kaldırılması için politakada, medyada baskılar artıyor; Cumhurbaşkanı, Başbakan, DSP ve ANAP Genel başkanları, milletvekilleri ve tabii bilumum enteller, "Ceza kaldırılsın" diye bastırıyorlar. Başlıca sebep de, "Avrupa Birliğine katılmamız sürecinde" bunun zorunlu olduğu, çünkü Büyük Biraderlerimizin" bunu şart koştukları... Cumhurbaşkanı Sezer''in ileri sürdüğü bir gerekçe de şu: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Öcalan davasına bakmadan ve Öcalan lehinde olacağı muhakkak bozma kararını vermeden cezayı kaldıralım, erkeklik bizde kalsn!" - Demek isteniyor ki, zevahiri kurtaralım, sanki, bu kararı baskı altında vermiş görünmeyelim. Kendimizden başka kimi aldatıyoruz ki? İdare-i maslahatın daha canlı bir örneği olamaz!
Öcalan faktörü Bu konudaki çarpıklıklar zaten buradan, Öcalan faktöründen başlıyor. Avrupalıların, şu sırada ve öncelikle idam cezasını kaldırmamızı dayatmalarının başlıca sebebi Öcalan-Öcalan''ı ipten kurtarmak!.. Bu da, maalesef, bizimkilerin gerekçeleri ile çakışıyor. Eğer, şu sırada Öcalan''ın Türk yargısının en tepesinde tasdik edilmiş bir ölüm cezası olmasa idi, Avrupalılar belki Kopenhag Kriterleri gereği idam cezasını kaldırmamızı gene şart koşacaklardı ama, bu kadar acele dayatmayacaklardı. Acaba idam cezası gibi önemli ve uzun vadeli olarak Türkiye''nin güvenliği, sosyal düzeni ile bağlantılı bir konuyu, bir şeririn hayatına bağlamakta, Türkiye''nin düşünüp taşınıp vermesi gereken bir kararı, onun uğruna aceleye getirmekte, pratik, olumlu veya olumsuz sonuçlarını bir tarafa bırakalım, haysiyetimize ve milli egemenliğimize aykırı bir taraf yok mu?
Konsensüs Ben iddia ederim ki, bugün Türkiye''de idam cezasının kaldırılması için bir milli konsensüs yoktur. Aksine, halkın büyük çoğunluğunun temayülü, "Cezanın kaldırılmamasından" yanadır ve doğru ve gerekli olan da, bu hayati konuda ''halkın ne istediğini anlamak için referandum yapılmasıdır. Demokratik yol da budur. Bilim, demokrasiye karşı mı? Ama Yargıtay Başkanı Dr. Sami Selçuk "Böyle bir "bilimsel konuda" referandum yapılması yanlış olur!" buyurmuşlar! Şeyhin keramati kendisinden menkul; konunun bilimsel açıdan tartışılması tabii mümkün de, niçin sadece bilimsel açıdan? Böylesine önemli bir konuda kamuoyunun, halkın sözü ve kararı olmayacak da nihai karar, bugün hangi konumlarda olurlarsa olsunlar; hukuk alimleri tarafından halkın temayüllerine rağmen, fildişi kulelerinden mi verilecek, empoze edilecektir? Anlaşılan Dr. Selçuk birçok entelimiz gibi, gerçek Demokrsiye, demokratik sürece ve en önemlisi halkın sağduyusna inanmıyor. Gerçi birçok Avrupa ülkesinde, "Ölüm Cezası"; böyle; yani halkın oyuna müracaat edilmeden hukukçuların politikacıların veya Fransa örneğinde olduğu gibi devlet başkanının tepeden inme kararları ile kaldırılmıştır. Bu gerçektir ama doğru mudur, demokratik midir? Bu halen tartışma konusu!
Amerika''da demokratik tercih Bu yöntemin aksi ABD''de de varit. Liberal Economist dergisi dahi, bugün Amerika''nın 50 eyaletinde 47''sinde ölüm cezasının bulunuşunu "demokratik tercih" olarak belirliyor. Çünkü kamuoyu anketleri devamlı olarak Amerikalılar''ın %70''inin, "Ölüm Cezasından yana olduklarını gösteriyor. Bir süre için bütün Amerika''da kaldırılan ölüm cezası 1976 yılında kamuoyunun baskısı ile yeniden ihdas edilmiş ve siyasetçiler bu temayüle karşı çıkamıyorlar. Liberal Clinton dahil! Şimdi de gerek Demokrat ve liberal Al Gore, gerekse Cumhuriyetçi George W. Bush, seçim programlarında ölüm cezasını muhafaza edeceklerini belirtiyorlar, çünkü artan suçluluk oranı karşısında, halk böyle istiyor.
Ağırlaştırılmış hapis cezası ANAP milletvekili Beyhan Arslan, "Ölüm cezasını kaldıralım, yerine neticede ölümden de beter ağırlaştırılmış hapis cezasını koyalım" teklifinde bulunmuş. Bir defa, herşeyin günlük politikalara göre kolaylıkla değişebildiği ve "Bir defa kelleyi kurtaralım sonrası Allah kerim!" zihniyetinin hakim olduğu ülkemizde, hapis cezasının en ağır bir şekli bile kalıcı olabilir mi ve "idam cezasının" caydırıcılık ve ibret unsurlarını yerine getirebilir mi? Hem bugünkü cezaevlerimizin ıslah kabul etmeyen koşulları içinde bu "ağırlaştırılmış hapis cezası" nasıl uygulanacaktır? İnsan hakları diye veya geleneksel gevşekleme eğilimimiz neticesi, bir süre sonra ne cezanın ağırlaştırılmışlığı ne de cezası kalır! Farzedelim ki Öcalan "ağırlaştırılmış hapis cezasına" tabi tutuldu. Bu ceza ne kadar sürdürülebilir? Bugün İmralı''da hücresinde tecrit edildiği halde, Başbakanın başlangıçtaki ihtarlarına rağmen, tecrit hücresinden zırıl zırıl konuşuyor hatta Ecevit''i tenkit ve tehdit edebiliyor. Hapis cezası son haddine kadar ağırlaştırılsa ve de sürdürülebilse bile hemen Avrupa''dan hatta içimizden bunun "insan haklarına aykırı olduğu" yolunda itirazlar başlayacaktır. Abesle iştigal etmeyelim! Ölüm cezasının karşıtları, "Bunca yıldır verilmiş idam hükümleri infaz edilmemişse, cezayı kaldırmak gerekir" diyorlar. TBMM bunca yıl, ne ölüm cezasını kaldırmış ne de verilmiş hükümleri tasdik etmemişse, Yüce Meclisin, bu zaafı, görevini yerine getirmemiş olması bir gerekçe olabilir mi?
Top MHP''de İdam cezasının bilimsel, medyatik veya "idare-i maslahaten" kaldırılması baskılarına karşı, en önemli ve etkin mukavemet ve muhalefet Milliyetçi Hareket Partisi''nden gelecektir. Ecevit bu konuda sayın Bahçeli''yi ikna edeceğine inanıyor mu? Ben Sayın Devlet Bahçeli''nin ve MHP''li milletvekillerinin bu konuda kaya gibi sağlam duracaklarına inanıyorum. MHP''nin idam cezasının kaldırılmasına katılması ve hatta karşı durmaması -hele bu konunun Öcalan''a bağlanması bu partinin kendisini ve fikriyatını inkar etmesi demek olacaktır. Avrupa Birliği ile ilgili hiçbir mazeret, hiçbir gerekçe bunu telafi edemez. MHP''nin bu konudaki kararlı tutumu, gelecek seçimlerde daha da yükselmesini sağlayacaktır. Bunu hemen oy hesaplarına bağlamamalı; eğer bu konuda "bilimsel" değil diye referandum yapılmazsa halkımız demokratik tercihini bu yoldan belli eder!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Etrafınızdaki herkes aklını kaybederken ve bu yüzden de seni suçlarken sen kendi kafanı muhafaza edebilirsen... işte o zaman adam olursun oğlum!" Rudyard Kipling''in (1865-1936) "Eğer" adlı şiirinden.

