"İdam" adı üstünde "ölüm", nahoş bir konu. Bu konuda yazmak, "idam cezasını" savunmak doğrusu, hiç hoşuma gitmiyor. Üstelik bazıları İstiklal Harbimiz esnasında ve inkılaplar gerçekleştirilirken, görev yapan İstiklal Mahkemeleri''nde yargıçlık yapmış merhum Kılıç Ali''nin oğlu olduğum için, idam cezasına "genetik" olarak taraftar olduğumu söylerler.. Bu mahkemeler, hainlere, işbirlikçilere, inkılap düşmanlarına ve Mustafa Kemal''e suikast teşebbüsünde bulunanlara (ama iddia edildiği gibi binlerce kişiye değil) idam cezaları vermişlerdir. O günlerin şartları içinde idam cezasının gerekli olduğuna ve "Allahtan başka kimseden korkmayan" çok geniş yetkili ve verdikleri hükümlerin temyizi olmayan İstiklal Mahkemeleri''nin, sadece vicdanlarının sesine uyarak ve Türkiye''nin kurtuluşu, Cumhuriyetin savunması uğrunda, çok dikkatle karar verdiklerine inanırım. Bu kadar geniş yetkili ve sür''atle karar vermek, infaz ettirmek durumunda olan Mahkemeler, Fransız İhtilalinin meşhur ihtilal mahkemelerine kesinlikle benzemezlerdi. Ancak, bazı hatalı hükümler vermiş olabilirler. Son dakikalarda hükümleri tashih ettikleri ve masumları kurtardıkları da çok olmuştur.
Cavit bey olayı Babamın, üyesi bulunduğu Ankara İstiklal Mahkemesi 1926''da İzmir suikasti davasında merhum eski Maliye Nazırı Cavit bey hakkında idam cezası vermiş ve bu hüküm infaz edilmişti. Hayatın garib tecellisi, Cavit Beyin Oğlu Şiar''la beni 1930 yılında okul sıralarında biraraya getirecek ve Şiar benim bugüne kadar hiç bozulmamacasına, can dostum olacaktı. O, haklı olarak, babamı affetmez ama beni dost kabul edecek kadar alicenaptır. Ben de, babamın "Vicdanen müsterihim. Cavit bey suikast teşebbüsüne methaldardı" demesine rağmen, doğrusu bu kıymetli adamın idamı hak etmiş olduğuna pek inanamıyorum. Ama bu da, ilke olarak idam cezasına taraftar olmamı etkilemiyor. İlginç olan: İyi bir hukukçu ve liberal düşünceli Şiar da idam cezasına taraftardır!
Tartışma İdam cezasının, yanlış kullanılırsa, kötü neticeler verebilecek bir ilaç gibi, suçun en küçük bir şüphe gölgesi olmamacasına sabit olduğu hallerde, kullanılmak üzere rafta bulundurulması gerektiği söylenmiştir. Ben de buna inanıyorum. Özellikle çok vahşi cinayetlerde terör, toplu terör ve vatana ihanet vakalarında, suç sabit olunca idam cezası hem bir caydırıcı ve ibret unsuru olarak, hem de açıkçası, "toplum vicdanını tatmin etmek" için zorunludur. Birkaç yıl önce Oklahoma''da bir devlet binasına bomba koyarak aralarında bebeklerin de bulunduğu 200''den fazla kişiyi öldüren Timothy Mc Veigh''e verilen idam cezasının Amerikan Yüksek Mahkemesi "toplum vicdanının tatmini için zorunludur" diye tasdik etmişti. Gerekçeler arasında bu unsuru da inkar etmemek gerekir. Türk toplumunun, hele şehit yakınlarının binlerce insanın kaatlı Öcalan''ın idam edilmesinde ısrar etmeleri, bazı entellerimizin yaptıkları gibi küçümsenemez. Acaba herhangi bir Avrupa ülkesinde Öcalan gibi bir kitle canisi bulunsaydı, o ülke idam cezasını belki yeniden ihdas ederdi. Hele suçlar arttıkça ve suçların şekli gittikçe daha şen''i oldukça, ülkeyi bölücü terör vakalarında "idam" toplumun savunulması, devletin savunulması için zorunlu hale geliyor.
Amerika''da Bakın Amerika''da eyaletlerin çoğunda idam cezası var. Ölüm cezası bir dönemde Amerika''nın tümünde, birkaç yıl kaldırılmış ve sonra cinayetlerin ve terör olaylarının artması üzerine, kamuoyunun baskısı üzerine, 1976''da, 41 eyalette yeniden ihdas edilmiştir. Bugün de üç Amerikalıdan ikisi, kamuoyunun % 70''i, idam cezasına taraftardır ve bu sebeble de hiçbir politikacı bu cezaya karşı çıkamamaktadır. İdam cezasının kaldırıldığı bazı ABD eyaletlerinde de cezanın yeniden ihdası söz konusu! Avrupa ülkelerinde idam kaldırılmışsa da bu da, çoğu zaman kamuoyuna rağmen, liberal sol kesimin baskısı ile olmuş ve mesela Fransa''da Mitterand kamuoyu yoklamalarına rağmen kişisel kararı ile cezayı kaldırmıştır. Şu sırada İdam Cezası ABD''de de, seçim mücadelelerinde tartışma konusu. Ancak tartışma idam cezasının kaldırılması hususunda değil; hiçbir aday, hiçbir politikacı kamuoyunun açık seçik tercihi karşısında idamın kaldırılmasını savunamıyor. Fakat idam cezalarının, "herhangi bir tereddüde mahal bırakılmadan verilmesi gereği ve bunun için de yargı ve savunma sisteminde reform yapılması gündemde. Bu arada idam isteği ile yargılananların, mahkemelerin tayin edeceği sıradan ve tecrübesiz avukatlar tarafından değil de ehil avukatlar tarafından savunulması için bütün eyaletlerde "üniform" bir sistemin kurulması öneriliyor. Çünkü, gerçekten de, bazı sanıkların yeterince delil olmadan, ilk polis tahkikatında yapılan yanlışlıklar yüzünden ve iyi savunulamadıkları için elektrikli sandalyeye veya zehir zerkedilmesine, masum oldukları halde, gönderildikleri bazı vakalar ortaya çıkmış. Şimdi bunun ve delil yetersizliklerinden kaynaklanan hataların önüne geçmek için DNA genetik izlerinin, muhakkak kesin delil olarak kabul edilmesi koşulunun, bütün eyaletlerce kanun hükmü haline getirilmesi isteniyor.
Menderes ve arkadaşları Bizde, idam cezası karşıtları bazı idam cezalarının siyasi sebeplerle verilmesini örnek gösteriyorlar. Doğru, idam cezaları siyasi suçlarda, siyasi davlarda uygulanmamalıdır. Ama siyasetle bölücülüğün ve vatana açık seçik ihanetin kesin olarak tefriki şartı ile! Kısacası "bölücülüğü" veya ideolojik maksatlı "terörü" siyasi suç saymamak, koşulu ile... Rahmetli Menderes''in, Fatin Zorlu''nun, Hasan Polatkan''ın düzmece ve makabline şamil bir "anayasayı ihlal" suçundan mahkum edilerek asılmaları Türk hukukunun ve özellikle 27 Mayıs darbecilerinin büyük ayıbı ve günahı olmuştur. Ama, devleti yıkmaya, anayasayı silah yoluyla tadil ve tagyire açıkça teşebbüs etmiş olan; darağacına, "Yaşasın Lenin" "Yaşasın Kürt halkı" diye nedamet getirmeden gitmiş olan Deniz Gezmiş gibi ideolojik teröristleri aynı kefeye koymamak gerekir.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "En süratli giden her zaman birinci gelmez!" İran atasözü

