Kaydet
a- | +A

Bu yazı yazıldığı sırada Cumhurbaşkanı Sezer''in Tahran''da yapılacak olan ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü) zirve toplantısına katılıp katılmayacağı henüz belli olmamıştı. Sezer''in, Çankaya''ya çıkar çıkmaz ilk eğilimi -Hizbullah olayları ortaya çıktığı için bence, doğru olarak- Tahran''a gitmemek, toplantıya katılmamaktı. Ancak, haber doğru ise, son Milli Güvenlik Kurulu''nda, Dışişleri Bakanlığı, Sezer''e zirveye katılması, yani toplantıya Cumhurbaşkanı düzeyinde iştirak tavsiyesinde bulunmuş, bu görüşe Başbakan da katılmış ancak neticede nihai karar Cumhurbaşkanı''na bırakılmış.

Seçenekli test Cumhurbaşkanımıza tavsiyede bulunmak ne haddime. Ne var ki makamında yeni olmasına rağmen, bu konuda iki seçenek sunulduğu için de, kendileri müşkül bir durumda bırakılmıştır. Oysa, deneyimli diplomat Şükrü Elekdağ''ın dediği gibi Sezer''e bütün gerçeklerin ve bilgilerin ışığı altında tek, somut bir tavsiyede bulunulması gerekirdi. Bazan "Ülkenin Dışişleri ve dış politikası diplomatlara bırakılamayacak kadar hayatî konulardır" diyesim gelir de, yakından tanıdığım birçok diplomatı da, bu genellemeden hemen tenzih etmek isterim. Çünkü çoğu gerçekten çok bilgili ve vatanseverdiler. Hepsi bazı diplomatların "Konuları fazla dalgalandırmamak, asla problem çıkarmamak" şeklindeki evrensel ve profesyonel deformasyonlarına uğramamışlardır. Ama korkarım, kariyerden olmayan Bakan İsmail Cem, İran konusunda fazla iyimser ve yatıştırıcı davranmakla, barışçı ve ılımlı bir Bakan olarak isim yapmaya çalışmakta olduğu izlenimini vermektedir. Ancak Hizbullah cinayetlerinin ve bu cinayetlerle İran''ın -resmi ve gayri resmi irtibatlarının ayyuka çıktığı şu sırada, Cumhurbaşkanımızın hem de büyük bir hey''etle, İran''a gitmesi ile sanki İranlılar''a ve İran''ı idare edenlere sembolik bir iyi niyet ve barış mesajı mı verilecektir? Mollalar şimdiye kadar teröristleri açıkça himaye ettikleri konusunda yaptığımız nazikane girişimlere karşı, hareketlerini değiştirmişler midir? Kaldı ki, şu sırada ılımlı Cumhurbaşkanı Hatemi''ye rağmen bütün önemli örgütlerin Mollaların elinde olduğu ve Hatemi''nin de bunlara pek söz geçiremediği ve dikkatli davrandığı da bir gerçektir..

Gerçekler dosyalarda Eminim bütün gerçekler, İran''ın her konuda gösterdiği düşmanlıklar, teröristlerle bağları, Cumhurbaşkanına verildiğini farzettiğim dosyalarda mevcuttur. Ne kendimiz ne de inkârlarını "yuttuğumuzu" sanacak İranlılar''ı kandırmayalım. Maalesef şimdiye kadar İran''ın da Suriye''nin de hasmane tavır ve politikalarını ince diplomasi adına görmezlikten gelerek, gereken tepkiyi göstermeyerek, hata yapmışızdır ve bizim kararsız olduğumuzu görenler veya sananlar yüz bulmuşlardır, düşmanlıklarına pervasızca devam etmişlerdir. Şimdi Sezer, bütün olup bitenlere rağmen Tahran''a kadar giderse, İranlılar''ın bundan çıkaracakları hisse, bizim kararsız ve yumuşak olduğumuz izlenimi olacaktır.

İlişkiler önemli ama... Bu savlara karşı Dışişleri Bakanlığı''nın ve herhalde Bakan Cem''in iddiaları da tamamiyle yabana atılamaz. ECO Zirvesi özellikle Orta Asya''daki Türk topluluklarıyla ekonomik ilişkilerimiz açısından önemlidir. İran''la ekonomik ve ticari ilişkilerimiz, petrol boru hatları konusu ile irtibatları da çok önemlidir. Ama herşeyden daha önemlisi, cürmü meşhut halinde yakalanmış olan İran mollalarına kararlılığımızı ve bu yolda devam ederlerse, başka yöntemlere de başvuracağımızı en azından kuvvetle ihsas etmektir. Diplomasi sadece ve her ne pahasına olursa olsun problemleri yatıştırmak değil zamanı gelince dişlerimizi göstermektir. Hem ECO zirvesine daha aşağı ve tamamiyle bürokratik diplomatik düzeyde katılmakla fazla bir şey kaybetmeyiz. İran Türkiye için daima bir çıban başı olmuştur ve bu çıbanı zamanında patlatmazsak, yara ihtilat yapacaktır. "Gavurdan" belki post olur da, tarihi perspektif içinde İran''dan kolay kolay dost olmaz!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Tahran''daki tecrübelerinden, İranlılarla ilişkilerde en fazla geçerli olan yöntemin kararlılık ve sertlik olduğunu anlamışımdır." Sir Neville Henderson-1950''lerde İngiltere''nin Tahran Büyükelçisi