Büyük cani Öcalan hakkındaki kesinleşmiş idam hükmünün infazının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi takıntısı yüzünden, hiç gelmeyecek bir "ahire" bırakılmış olması ile, kendi kendimizi bir çaresizlik köşesine sıkıştırmış olmamızdan artık söz etmek istemiyordum! Çünkü, galiba, hep rüzgara karşı konuşuyorum bu konuda! Ancak, Başbakanımızın Oslo ziyaretinde, PKK''cıların, protesto gösterilerinde, Öcalan''ın serbest bırakılmasını bile istemeleri, Diyarbakır''da, HADEP''li kadınların başkaldırmaları, Öcalan''ın İmralı''da "unutulup gideceği" yolundaki resmi iddiaları acaba çürütmüyor mu, diye sormaktan da kendimi alamıyorum. Bu konuda, bazı caniplerden, sevgili Çölaşan''ın deyimiyle "tık" yok! Fehriye Erdal konusunda da, bazıları hatta sevgili Başyazarımız Yılmaz Öztuna bile, idam cezasını kaldırmadı diye TBMM''ye kızıyorlar da, bu katil kadın teröriste nerede ise, sığınma hakkı verecek olan Belçika''ya herhalde Avrupalılık danışması uğruna, pek kızamıyorlar... Bu mazoşistlere göre, ne olursa olsun, hep Türkler ve Türkiye suçludur.
Kendimize kızalım Ancak, kendi kendimize kızmamız gereken olaylar da var. Ecevit''in, Oslo''daki basın toplantısında, karşısına soytarı kılıklı bir sözde gazeteci çıkmış ve, "Türkiye''de işkence var mı? Türkiye işkenceler ülkesidir!" diye bağırmış... Ona niçin kızıyoruz ki? Aynı şeyleri, günlerdir TBMM''de, milletvekilleri, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, DSP Milletvekili Sayın Sema Pişkinsüt hanımefendi, bir karakolda ele geçirdiği, işkence aleti "Filistin Askısı"nı, kameralar önünde teşhir ederek değerli medyamızın da aracılığı ile dünya aleme iftiharla duyurdu. Gizlice çekilmiş hortumla dövme sahnelerini içeren videolar, Türkiye''de defalarca gösterilmekle kalmadı, herhalde yüksek fiyatlarla yabancı TV kanallarına da satıldı. Kendi ellerimizle sunduğumuz bu kadar somut delil karşısında, artık inkar edecek halimiz mi kalır! Sayın Başbakan ne yapsın, ne cevap versin, o soytarıya!
İşkence yok denemez Allah''ın bildiğini kuldan niçin saklamalı. Türkiye''de işkence olayları olmuştur ve muhtemelen de devam etmektedir. Öteden beri, dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi, suçluları söyletmek için, polis tarafından bazı baskı yöntemleri kullanıldığı gerçektir. Aynı şey dünyada da muhtelif şekillerde uygulanır: Amerika''da adı "Third Degree-Üçüncü Derece", Fransa''da daniskası vardı. İngiltere''de daha centilmence "ikna" şekilleri vardı ve vardır. Tabii son yıllarda insan hakları endişeleri ile bunlar daha "sofistike", daha incelikli hale getirilmiştir... Yeni teknik ve teknolojiler geliştirilmiştir. Ancak, bizde de, eski Cumhurbaşkanımız Demirel''in dediği gibi, var olan işkence, devletin tasvip ettiği, hükümetlerin arzu ettikleri bir şey değildir. Aklı başında olan kimse işkenceyi, hele devlet ve hükümet bilgisi dahilinde insanlara işkence yapılmasını savunamaz. Nitekim son yıllarda işkenceyi önlemek için çok adımlar da atılmıştır. Giderek, bir taraftan genç polisleri eğitmekle ve diğer ikna teknikleri geliştirmekle poliste sanıkları söyletmek için kullanılan aşırı baskı yöntemlerine -işkence demiyorum- son verilecektir. Pişkinsüt hanımın dediği gibi "işkenceden muhakkak kurtulmalıyız!"...
Madalyonun öteki tarafı Ne var ki, madalyonun bir de öteki tarafı vardır: İşkence iddialarında, özellikle teröristlerle ilgili iddialarda, bunların bazılarının düzmece olduğu ve bazılarında da, polisin suçları ve suçluları meydana çıkartmakta -hele zamanla yaraşırken- bazı baskıları kullanmadıkça ne kadar çaresiz kaldığı ve ülkemize özgü koşullar pek düşünülmüyor! Bir gerçek daha var: Son operasyonlarda ortaya çok şey çıkarıldı ise, siz bunların yumuşak ikna metotları ile mi, sanıklara kahve çikolata ikram edilerek mi mümkün olduğunu sanıyorsunuz?
Bir karar vermeli: Öncelikle "suçluların haklarını mı, yoksa mağdurları mı koruyacaksınız? Hep, peşin yargıyla polisleri mi suçlayacak, buna karşılık teröristleri ve suçluları mı himaye edeceksiniz?" Maalesef, acı ve kötü bir gerçek dünyada, bu dünyanın da, düşmanlar ve tehlikelerle dolu bir bölgesinde yaşıyoruz!.. Polislerimizin işi çok nankör ve ömür törpüsü! Keşke mümkün olsaydı da Pişkinsüt hanım ve komisyon üyeleri bir terör olayının sorgulanmasına ve hatta bir hücre evin baskınına katılabilselerdi... Hatta, birkaç günlerini polis aileleri ile geçirebilselerdi!..
Pişmiş aşa su katmak... Bu bazı aşırılıkların üzerine gidilmesi özellikle parlamentonun da iddiaları incelemesi zorunlu idi. Pişmiş süte su katmak sayılmaz ise, Pişkinsüt, komisyonun raporunun, ne kadar objektif ve önyargılardan uzak olarak hazırladığını bilmediğimi de söylemek isterdim. Ancak Hanımefendinin ve komisyon üyelerinin dürüstçe hareket ettiklerine inanmak zorundayım! Benim itirazım, bu raporun ve iddiaların, böylesine, kameraların önünde, otomobile "güçlükle" sığdırılabilen "Filistin askısının" teşhiri ile ve video görüntüleri ile, medyatik hale getirilmesine, dünya önünde şov yapılmasınadır! Rapor ve bu görüntüler Sayın Pişkinsüt hanımefendiyi, iç tüketimde bir star haline getirmiştir, ama muhakkak ki, hem Türkiye''yi hem de Başbakan''ı Oslo''da ve dünya kamuoyu önünde müşkül durumda bırakmıştır. Gerçeklerin saklanmasını savunmuyorum. Bazı gerçekleri itiraf etmek fazilettir. İbret almak da, reformların ileri adımı olacaktır. Ama bunlar daha az medyatik ve şovsuz yapılamaz mı idi? Acaba bu konuyu, başka ülkelerde aynı derecede hassas konularda yapıldığı gibi daha örtülü bir şekilde, kameralar önünde değil de, kapalı komisyonlarda incelemek daha doğru olmaz mı idi diye düşünüyorum. Tabii maksat işkenceye son vermek yani "üzümü yemek" gerçekten işkenceye son vermekse ve "bağcılara" yani polislere dünya alem önünde, meydan dayağı çekmek ve de, sayın Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi bir "polis devleti" olduğumuzu kanıtlamak değilse! Başka ülkelerin, hükümetlerin benzer olaylarda, suçlarını itiraf etmeleri başka türlü tesir yapıyor... Türkiye''nin böyle kendine işkence edercesine hem de parlamentoda işkence şovu yapmasının dünya kamuoyu tarafından algılanması, yorumlanması farklı ve kaçınılmaz olarak alabildiğine aleyhimizde kullanılıyor. Adımız büyük! "Filistin askısının" TBMM''ye kadar getirilmesi çok medyatik görüntü sağlar, ama sonra da Oslo''da olanlar olur. Filistin askısına kılıf bulamayız!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "İşkence sadece fiziki olmaz... Psikolojik işkencenin etkileri bazen çok daha derin ve kalıcı olur!" Thomas Donahue (NY Kriminal Polis Komiserlerinden-1982)

