Kaydet
a- | +A
Verelim kurtulalım mı? Kıbrıs konusundaki son iki yazımda, bu adanın Türkiye için olan stratejik, jeo-stratejık ve eko-stratejık önemini belirtmeye çalışmıştım. Bu gerçekler, AB''nin çalımları ve bizim işbirlikçilerin teslimiyetçi düşünceleri sonucu, eğer Ada''da, eskaza, Rumlar egemen olurlarsa, Kıbrıs Türkleri''nin ikinci sınıf vatandaşlar ve Erol Manisalı''nın deyimiyle "otel komileri" haline gelmeleri ihtimalinden de daha önemlidir. Aslında bu "önemleri" bir öncelikler sırasına sokmak da yanlıştır; Kıbrıs sorunu patlak verelidenberi, ikisi de aynı derecede özdeş telakki edilmiştir ve hâlâ da öyledir. Nifak tohumları Ne var ki, şimdi araya, Kıbrıs Türk''ü ile aramıza, nifak sokmak için belirli bir çaba var... Nifak tohumları ekenlerin başında, Rumlar tarafından beslenen, geçmişte de, kimden daha fazla para alırsa onlara hizmet eden Şeref Levent adlı biri ve onun AVRUPA gazetesi var. Peşlerinde de birtakım solcu sendikalar ve gruplar... Bunlara karşı mücadeleyi, elli yıldır Kıbrıs Türklerinin haklarını uluslarası forumlarda ve Kıbrıs''ta savunan -Allah uzun ömürler versin- Rauf Denktaş veriyor. Ama gelin görün ki, bizim yerli, soldan dönme entel-liboşlarımız için, bazı emekli Büyükelçiler ve dış "mahfiller" için de, Denktaş çözüme engel olan başbelası. Ortadan kalksa hep birlikte bayram edecekler! Çünkü Denktaş, BM nezaretindeki müzakerelere yeniden başlamadan önce sonucun behemehal "konfederasyon" (kuzeye arttırılmış azınlık statüsü vs. değil) olmasında inatla ısrar ediyor, oyuna getirilmek istemiyor. Bazılarına göre ve akıllarınca, Denktaş faktörü olmasa, çözüm kolaylaşacak, AB yolunda önemli bir engel ortadan kalkacak, KKTC daha doğrusu bundan geride ne kalmışsa ve Kıbrıs Türkleri, Rumların kuyruğunda ve himayesinde "arttırılmış azınlık statüsü" ile AB''ye katılmış olacaklar. Ama Kıbrıs''ın Türkiye''nin kendisi için bir tehdit oluşturması gerçeği devam etmeyecek mi? Mehmet Ali Birand Kıbrıs konusuna "2002 yılına kadar devam edecek bir satranç oyunu" diyor... Bu bir sinir harbi, daha doğrusu ölümcül bir oyun. Bu oyunda, sinirlerimiz ve irademiz gevşerse, kaybedeceğimiz, Kıbrıs Türklerinin özgürlük ve bağımsızlıklarından öte, milli savunmamızın ve milli stratejimizim önemli bir boyutu olacaktır. Ancak çok şükür bu boyutu gözden çıkarmamakta, Doğu Akdeniz''deki "nefes borumuzun" sıkılmasına asla mûdaa edemeyecek olan TSK var. Özet Bu sinir harbini satranç oyununu özetlemek gerekirse. Teorik olarak AB, Kıbrıs konusunu 2002''de ele alacak. Eğer çözümsüzlüğün sorumluluğunu Rumlara/Yunanistan''a bağlarsa, Kıbrısı üye kabul etmeyecek ve toplumlararası müzakerelerde Rumları taviz vermeye zorlayacak. Ama bu çok uzak ihtimal... Türk tarafını sorumlu görürse (kuvvetli ihtimal) Kıbrıs Rum Yönetimi üye olacak ve bu da Türkiye''nin AB''ye girmesi önünde bir engel teşkil edecek; Rumlar üye olduktan sonra, AB''nin içindeki statüleriyle Türkiye''yi üye kabul etmek için artı tavizler isteyecekler. Yani karşımızda artık 2 "Elen" devleti olacak. Amerikalıların "no win" dedikleri, yani bizim için kazanma ihtimali olmayan bir durum! Aslında hatamız, daha başlangıçta, Barış Harekatı''ndan sonra demiri kızgın iken dövmemekte... hatta Maraş''ı pazarlık unsuru yapmak, sonu gelmez, diplomatik oyunlarla, sürülüp götürülmemize ve işin uzamasına imkan vermemiz olmuştur... Şimdi de nihai alternatifimiz, belki başından beri yapmamız gerekeni yapmak, bu çok boyutlu satranç oyununda tavizler vermenın işe yaramayacağını idrak ederek, KKTC''yi, bir şekilde, organik olarak Türkiye''ye bağlamak ve sonra da kara kara düşünmeyi karşıdakilere bırakmak. Teslimiyetçi ve işbirlikçiler özet olarak "Kıbrıs''ı verelim kurtulalım-AB yolu açılsın!" diyorlar ve kendileri ile aynı fikirde olmayanları, "İzolasyon" yani Avrupa''dan "tecrit" edilmemiz pahasına, toptan, çözümsüzlükten rant saglamakla ve Kıbrıs sorununu AB''ye karşı kullanmakla suçluyorlar. Asıl Kıbrıs''ı vermekle kendilerinin kimlerden rant sağlayacaklarını sormak gerek.. Bu odaklar, hele şu bağlamda, AB üyeleri, özellikle Almanya ve Fransa arasındaki gerginlikleri ve AB ile ABD''deki yeni Bush yönetimi arasındaki gelişmeleri, NATO ile kurulması düşünülen yeni Avrupa Ordusu arasındaki çelişkileri izleseler, ne Kıbrıs sorununun ne de Türkiye''nin AB''ye "aday adaylığının" o kadar basit, tek düze konular olmadığını, belki görürler ve Türkiye''nin tek seçeneğinin de, boynumuza takılan tasmayla AB''nin kapısında bekletilmek olamayacağını da belki idrak ederler. Bu da başka bir yazı konusu! Nezih Demirkent Bir bakıma yaprak dökümü; değerli, ölçülü gazeteci, dostum Nezih Demirkent de ölmüş! Onu mesleğimizin, canlı bir kriteri, sağduyu ölçüsü olarak telakki ederdim. Kayıbı, mesleğimiz için büyüktür. Allah gani gani rahmet eylesin.