Kaydet
a- | +A

Dünkü yazımda, Güneydoğu sorununu, bugünkü üniter Türkiye Cumhuriyeti''ni yıkmadan, Avrupa Birliği''nin dayatmakta oldugu kriterlere göre çözmemizin, eşyanın tabiatına aykırı olacağını yazmıştım. Veya tersinden alırsak, başka bir ifadeyle, bu milli sorunumuzu Avrupalıların ve Amerikalıların önerdikleri şekilde çözmemiz için, bize hep ilelebet payidar olacağı öğretilmiş olan bugünkü Cumhuriyete veda etmemiz zorunlu olacak. Devlet, hem üniter olsun, hem de bireysel hakların kullanılması neticesi, çok kültürlü-çok uluslu olsun demek, mümkün değil. Bazılarımız, ulus-devlet döneminin artık sona erdiğine inandıkları için, Birinci Cumhuriyetin ardından gözyaşı dökmeyecekler.. Zaten, onlara göre, Atatürk ilkeleri, Atatürk''ün emanetleri, bir müzedeki, ondan kalmış "bir avuç bayatlamış leblebi" gibi, artık duygusal, güncelliğini ve anlamını kaybetmiş "takıntılar"!. Acaba, bu Cumhuriyetin başındaki Sayın Cumhurbaşkanımız da, Cumhuriyet Hükümetinin başındaki Başbakan Ecevit de böyle mi düşünüyorlar? Ya, biran evvel AB''ye girmek misyonuna kendisini adamış yeni Başbakan Yardımcısı Yılmaz? Daha somut olarak; AB''ye girmekten, daha doğrusu, 2004 yılına kadar mı olur daha sonra mı olur, "leyte laale" kadar, oltanın ucunda tutulmamızdan beklenen "rantlar", Birinci Cumhuriyeti feda etmemize değecek mi? Herşeyden evvel bu hesabı yapmak zorundayız... Atatürkçü Cumhuriyetçiler, bu sorulara asıl sizler cevap vermek zorundasınız!

Kürt sorunu Olay ister istemez, ivme kazanan Kürt Milliyetçiliğinde odaklanmakta... Büyüklerimiz, "Öcalan idam edilirse HADEP Güneydoğuda Kürt milliyetçiliğini tahrik eder" diyorlardı. Şimdi, Kürt milliyetçiliği, Öcalan İmralı''da kanlı, canlı iken, hatta bizzat Öcalan''ın yönetiminde, kuvvetlenmekte. Kürt milliyetçiliğini tahrik eden, artık , sadece HADEP de değil. Aynı misyonu, HADEP''ten ayrı ve hatta HADEP''e rakip olarak, başka yollardan yerine getirmeye çalışanlar var. Güya dost ve müttefik Barzani dahil!

Mehmet Ali Kışlalı, RADİKAL''deki yazısında, bazı Kürt siyasilerin ve ideologların, Güneydoğu sorununu kendi açılarından, ama neticede Kürtlük hesabına çözmek çabalarına temas ediyordu. Bunlar, HADEP gibi, mimlenmiş ve Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabilecek bir partinin dışında, programının metni dolayısıyla, kanuni takibata uğramayacak, sureta, etnik temele dayanmayan ve sözde "legal" çalışacak yeni bir parti kurmak hazırlıkları içindelermiş. Kışlalı, büyük bir incelikle, bu teşebbüsün de, hakikatte, ayvaz kasap hep bir hesap olduğuna ve bizatihi bu müteşebbislerin de, "Kürt sorunu çözülmeden Türkiye''nin sorunları çözülmez!" diyerek, ülkenin kaderini Kürtlere, bağladıklarına ve dahası, "bireysel hakların" demokratik olarak kullanılması ile, Kürt kimliğinin, Kürt kültürel özerkliğinin tanınmasını şart koştuklarına işaret ediyor. Bu yol da, neticede üniter devletin sona erdirilmesine çıkıyor.

Kürt milliyetçiliği çabaları Bugün PKK organları ve tüm bölücüler, "iç barıştan", "demokratik Kürt-Türk Cumhuriyetinin kurulmasından" bahsediyorlar da, "Üniter Cumhuriyet" kavramını, söz rüşveti kabilinden olsa bile ağızlarına almıyorlar. Aksine, Kürt milliyetçiliğini, Türk milliyetçiliğine karşı geliştirmek için büyük çaba var; birçok Kürt lehçelerinin yerine tek bir "Kürtçe" oluşturmak gibi... Michael Rosenberg adlı Amerikalı bir profesörün doğudaki kazılarından çıkardığı bulgulara göre "Kürtlerin bu topraklarda sekiz bin yılı bulan tarihleri" olduğunu vurgulamak gibi... Eski Kürtçe destanları bulup çıkarmak gibi... Velhasıl, Kürt milliyetçileri, Demokratik Kürt-Türk Cumhuriyeti uğruna bile kendi milliyetçiliklerinden hiç fedakarlık yapmak niyetinde değiller. Yakalanmadan önce Türklere, TC''ye kin kusan Öcalan''ın yeni oyunu "Demokratik Türk-Kürt Cumhuriyetini" kurmak. Hem, başka etnik grupların da yaşadığı bu ülkede bu muhayyel "Cumhuriyetin" ortağı niçin sadece Kürtler olacakmış? Bizatihi bu iddianın, ülkede etnik çatışmalara nasıl zemin hazırladığı görülmüyor mu?

Azınlık mı, çoğunluk mu? TAHA AKYOL, Milliyet gazetesinde yazmıştı: Kürtler azınlık hakları istemek bir yana, şimdi Anadolu''da çoğunluğu teşkil ettiklerine inanıyorlarmış... ROJA TEZE adlı, Kürtçe ve biraz da Türkçe olarak yayınlanan dergide İnsan Hakları Derneği Başkanı Hüsnü Öndül "Kürtlerin tahmini nüfusunu gözönüne alırsak, Kürtler azınlık değil çoğunluktur... Nitekim Kürtler de ''bu ülkenin kurucusuyuz, asıl unsuruyuz'' derler" diye yazmış. Öcalan, elimde bulunan, hem de yeni yayınlanmış bir yazısında, dağlarda silahlı mücadele sona erdikten sonra batıya yayılan Kürt gençlerinin, eskiden batıya gelip Türklüğe entegre olmuş Kürt kuşaklarından farklı olarak, "hınçları bilenmiş halde" büyük kentleri sardıklarını söylüyordu.. Kürt ideoloğu Musa Anter de, daha yıllarca önce, Kürtlerin Şırnak''ta vb. sıkışıp kalmalarından yakınıyor, "Mersin de bizim. Antalya da bizim!" diyordu. Geçenlerde Öcalan da İmralı''dan, "Tüm Türkiye bizim" diye mesaj gönderdi!

PKK silahlı mücadelede başarılı olamadı ve artık olamaz da... Kürt milliyetçileri için bu yol kapandı. Hem, emellerine, "Büyük Kürdistan" emeline, kendi deyimleriyle "barışçı" yollardan, Avrupa Birliği''nin ve işbirlikçilerin yardımı ile, bence, "hile ve desise ile" ulaşmak imkanı varken, artık silahlı mücadeleye ne gerek var! Bu yazıyı yazarken ögreniyoruz ki, Ankara''ya gelen ve TC''nin Başbakan Yadımcısının karşısına bir müfettiş edası ile oturan, ama aslında sadece bir üst düzey bürokrat olan "Komiser" Günther Verheugen cenapları, özellikle, ne oldukları malum bazı sivil toplum örgütleri ile de konuştuktan sonra, elimize bir ortaklık belgesi taslağı, yani yeni ev ödevleri tutuşturarak gitmiş. Bunda, Kürtçe eğitim ve TV''den, MGK''ya kadar her duyarlı konuda, ağır koşullar varmış. Hiç kızmayalım; yabancı komiserlere bu çanağı biz, hem de en üst düzeyden, tutmaktayız! TSK, PKK''yı yere sermiş, teröristbaşı Öcalan''ı yakalayıp içeri tıkmışız ve Türk mahkemeleri idama mahkum etmiş. Ama, biz sanki, savaşın mağlupları imişiz gibi, Avrupa karşısında "Suçlu" sandalyesindeyiz. Osmanlı döneminin, manda idarelerinin "Yüksek" komiserlerini hatırlatan Verheugen cenapları, TC Başbakan Yardımcısını sorguya çekiyor, "ev ödevlerinizi yapmazsanız, sonra fena olur ha!" diye çıkışıyor.. Bunda bir terslik, koca Türk devleti adına bir zül yok mu?

ÖZGÜR POLİTİKA gazetesinin bir yazarı "Artık Kürt sorunu yok, Türk sorunu var!" diye yazmıştı. Çok doğru, ama bu, daha fazla bizim için, asıl büyük sorun!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Kürtlerin, hiçbir veçhile, milli-milliyet şuurları yoktur. Aile ve kabile bağları vardır. Birleştirilmiş bir Kürdistan mümkün değildir. Kürtlerin bugünkü dağılmış durumlarında, hudutları dikte etmelerine, birleşmeleri gerekli bir halk telakki edilmelerine, imkan yoktur!" Birinci Dünya Savaşı sonunda, Fransız diplomatı Picot ile birlikte Orta Doğudaki yeni hudutları çizen İngiliz Yarbay Sir Mark Sykes - 15 Mart 1915