Araya başka, daha güncel konular girdiği için, bir süredir tartışılan MİT''te ve rivayete göre, MİT için, çalışan basın mensupları olduğu konusuna, çok abuk sabuk şeyler söylendiği ve söylenmekte olduğu halde, şimdiye kadar girememiştim.
Bir defa, terminolojiyi iyi tespit etmek gerekir. Herşeyden önce MİT nedir? "Milli İstihbarat Teşkilatı"dır. Adı üstünde, belirli kanunlara göre kurulmuş ve çalışan, istihbarat, haber alma. Ülke aleyhindeki terörden, casusluğa kadar her türlü faaliyetle mücadele etmekle görevli, "milli" ve meşru bir kuruluşumuzdur. Yabancı bir düşman örgütü, karanlık bir mafya teşkilatı değildir. Çoğu işleri "gizli" de olsa, "karanlık"değildir. Bugünkü dünyada en demokratik ülkelerin bile böyle örgütlere ihtiyaçları vardır. Kimbilir ilerde, globalleşme tamam olursa, bu örgütlere gerek kalmayacağı söylenirse de, pek kulak asmayın, en ideal dünya şartlarında dahi, ülkelerin, toplumların rekabet ve hasımlıkları, birbirlerinden şüphelenmeleri, sona ermeyecek, en azından, ekonomik, bilimsel, sibernetik, casusluk -karşı casusluk hatta genetik casusluk- ve bunlarla birlikte internet ve virüsler yoluyla fesatlık, sona ermeyecektir. İnsan tabiatı insan tabiatı olarak kaldıkça!
Evrim Bu konular, Amerikan Dışişleri Bakanlarından Cordell Hull''ın "Centilmenler birbirlerinin mektuplarını açmazlar!" anlayışından çok ötelere geçmiştir... Bizde de "gizli istihbarat vb. teşkilatları", Osmanlı dönemindeki "Teşkilatı Mahsusa"dan, "Milli Emniyet Hizmetlerine (MAH''a)" ve şimdiki, modern MİT''e kadar evrim geçirmiştir. Bugünkü MİT''in çalışma yöntemleri eski MAH''ın çalışma yöntemlerinden çok farklı, ileri ve tekniktir. Atatürk döneminde dahi, Atatürk''ün yakın çevresinden olan babamın MAH''tan ve Başkanından özel bir dikkatle söz ettiğini hatırlarım. MAH dış casuslukta ve casuslara karşı ne kadar etkili idi bilmem ama, iktidarda olanların, bu örgütü, muhaliflerine ve rakiplerine karşı kullandıklarını ve bazılarını yakın takibe aldıklarını biliyorum. Bunun bir de, babamın anlattığı hoş bir öyküsü var; İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olup başta Celal Bayar ve tabii babam, potansiyel rakip ve muhalifler durumuna düşünce, MAH''ın takibine alınmışlar. Ne yaptıkları nereye gittikleri, kimlerle buluştukları izlenir ve rapor edilir olmuş. Babam, bir sıcak günde, Celal Bayar''la birlikte, Atatürk Bulvarı''nda yürüyormuş. Sıcak fazla gelince, ikisi de paltolarını çıkarıp ellerine almışlar. Babam bakmış ki, eski dönemde kendilerine de hizmet etmiş bir MAH elemanı, arkalarında yakın takipte... Durmuş birden arkaya dönüp adama adıyla bağırmış "Mehmet gel buraya!" adamcağız şaşırmış ama, tabii koşup gelmiş "Emredin Beyefendi" babam "Madem ki bizi takip ediyorsun, al şu paltoları taşı!" demiş ve paltoları adama yüklemiş!
Bu fırtınanın sebebi? Evet, eski MAH''tan bugünkü MİT''e çok şey değişti. Değişmeyen tek şey milli bir istihbarat-karşı istihbarat örgütüne, MİT''e olan ihtiyaç ve MİT''in "milliliği" ve meşruluğu! Öyle ise gazetecilerin MİT''le ilişkileri konusunda, sanki MİT bir düşman örgütü imiş gibi koparılan fırtına niçin? Önce gazeteciliğin, medya mensupluğunun, özelliğine bir bakalım. Gazetecilik muhakkak ki çok onurlu ve gerekli bir meslektir. Doğru haber veren, objektif yorum yapan basın demokrasinin, olmazsa olmaz, şartıdır. Basın özgürlüğü de bunun temelidir. Basına bu sebeple "Dördüncü Kuvvet" de denir. Anayasaya göre mevcut olan yasama, yürütme ve yargı erklerinin yanında, basının veya medyanın böyle "Dördüncü Kuvvet" olması ise, ve bazı imtiyazları kanunlarda yazılı olmayan, fakat basının sorumluluk ve görevlerini yeterince idrak etmesine bağlı, bir olgudur. Bugün dünyada ve fakat özellikle Türkiye koşullarında, medyanın bu görevler, tamamiyle sorumlulukla, abartmadan, özel yaşamlara tecavüz etmeden, insanları hotbehot suçlamadan, en önemlisi ülke çıkarlarını kollayarak yapıp yapmadığı ve Dördüncü Kuvvet olmanın sorumluluklarını yerine getirip, getirmediği, cevabı hâlâ açıkta kalan bir sorudur. Sonra medya, bazılarının iddia ettikleri gibi "supra nasyonal", devlet ve devletler üstü, -hiçbir kimseye ve kuruluşa hesap vermek zorunluluğunu hissetmeyen milli ve vatanseverce bazı sorumlulukları da olmayan veya "Ama biz gazeteciyiz!" diye, yetkileri ve kerametleri kendisinden menkul bir güç müdür? Haber ve değerlendirmelerinde yanılırsa kime karşı sorumludur? "Okuyucularına karşı.. Ve bu da tirajla ölçülür!" diyecekseniz, ama bu da pek tatmin edici değildir. Kısacası basın ve basın mensupları ülkelerinin ve devletlerinin çıkarlarını gözardı edecek kadar olağanüstü ve yanılmaz bir güç müdürler? Birkaç yıl evvel, bir TV programında bir basın yayın okulu öğrencisine farazi bir soru sormuştum: "Gazeteci olarak çok önemli ve atlatma bir haber yakaladınız. Bu haberi yayınlarsanız, bunun ülke çıkarlarına zarar vermesi büyük ihtimal... Ne yaparsınız?" Genç, hiç düşünmeden cevap verdi: "Hemen yayınlarım, çünkü ben herşeyden önce gazeteciyim, ülke çıkarları beni ilgilendirmez.. Haberi vermem daha önemli!" Bu görüşe taraftar olanlar Vietnam Savaşı esnasında New York times gazetesinin, Amerika devletinin gizli "Vietnam Belgelerini" yayınlaması örneğini verirler ve bu belgelerin yayınlanmasının savaşın sona ermesine hizmet ettiğini ileri sürerler. Ama aksi de olabilir, belki de bu belgeler Amerika''ya çok zarar da verebilirdi. Son tahlilde, milli çıkarların ne olduğunu takdir etmek, genç bir gazeteciye hatta bir gazetenin Genel Yayın Müdürüne mi bırakılacak? Modern anlayışa göre, gazetecinin, Türklüğü, Amerikanlığı söz konusu olamaz. Saygı duysam bile bu "genç" görüşe katılmıyorum. Bugün yaşlıyım ama Basın hayatımda herşeyden evvel bir Türk gazetecisi olduğumu düşündüm ve hep, ülkenin milli çıkarları olarak değerlendirdiğim çıkarlarını, gazetecilik, haber, atlatma dürtülerinden ve hatta ideolojik eğilimlerimden üstün tuttum. "MİT ve gazetecilik" konusundaki düşüncelerimi, bu yazdıklarımın ışığı altında, özetlemeye çalışayım: Bence fiilen çalışan bir medya mensubunun, aynı zamanda ve para karşılığı MİT''te, MİT için çalışması yanlıştır. Fakat ülke çıkarları gerektirince, herhangi bir vatansever gibi, bu milli kuruluşa yardımcı olmak, bilgi vermek, bir arkadaşımızın köşesinde yazdığı gibi, MİT''ten "bizi haberdar edin" şeklinde teklif alınca, bacaklarının bağının kesilmesine sebep olacak kadar bir zul değildir. Bence asıl "zul" olan bu komplekstir!
Ve Gökşin Sipahi Bu arada SİPA ajansının sahibi sevgili Gökşin Sipahi''ye de ajansını MİT kurdurdu diye çamur atılmak istendi. Ben Gökşin''in dünyaca meşhur ajansını hangi güç şartlar içinde nasıl kurduğunu ve yaşattığını yakından bilirim. Ama, doğrusu, MİT, eğer gerçekten, SİPA''yı kurması için Gökşin''e yardım etti ise bunu da hiç yadırgamam, Gökşin''in de kompleks dünyasına gerek yok; Eğer öyle ise, soğuk harp döneminde, Türkiye''nin çıkarları için çok faydalı ve diğer devletlerin de yaptıklarına benzer bir iş yapmıştır!... Bazı arkadaşlarımıza tavsiye ederim, abesle iştigal etmesinler, mesleğimizin bağımsızlığını ve onurunu korumak istiyorlarsa, MİT''e yardım etmekten, herhalde çok daha vahim olan, sütunlarını, programlarını ve kalemlerini, yanlış davaların ve kişilerin hizmetine vermekten sakınsınlar!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Elmas ovulmadan parlamaz... İnsan tecrübelerle törpülenmeden mükemmel olmaz!" ÇİN ATASÖZÜ

