Öcalan''ın, yargılanması yarın İmralı''da başlıyor. Bana kalsa, bir İstiklal Mahkemesi kurar, Öcalan''ı orada yargılar ve gereğini, fazla uzatmadan yerine getirirdim. Bazı hallerde sür''at adaletin asıl gereğidir... Ve mazur görün, bu konuda "objektif gazeteci yazar" rolünü oynayamayacağım; çünkü gaziler ve şehit yakınları kadar, ben de bir Türk olarak, "müdahilim" yani "tarafım!"
Öcalan, amme vicdanında çoktan, defalarca mahkûm oldu, ama bir hukuk devleti olmanın gereği, bağımsız bir mahkeme huzurunda, aleni olarak, hukukun bütün vecibeleri titizlikle yerine getirilerek, yargılanması gerekiyor. Mukadder sonu, maalesef, biraz uzasa da... Adalete gölge düşürülmemek ve hasımlarımızın eline, Türkiye''yi suçlamaları için koz vermemek lazım.
PEŞİN HÜKÜMLER Ancak biz bu konuda kılı kırk yaracağız da, o Batılı "müfettişler" tatmin olacaklar mı? Daha şimdiden İmralı''daki yargılamanın adil olmayacağına dair, peşin hükümlü yazılar çıkmaya başladı.
İngiltere''deki THE INDEPENDENT gazetesinde, Kürt lobisinin mensuplarından Julie Flint, duruşmaların adilane olmayacağını, avukatlarının tehdid edildiklerini, hırpalandıklarını, müvekkilleri ile görüştürülmediklerini, kendilerine doğru dürüst savunma yapmak imkânının verilmediğini yazmış... Öcalan''ın avukatlarının duruşmalardan evvel veya duruşmalar esnasında dışarıya dönük "şovlar" yapmaları çok muhtemeldir. Başka çareleri de yoktur! Yargılama bir başlasın, yabancı gazetelerde daha neler neler yayınlanacak...
TERS BİR İHTİMAL Ancak, maalesef, kendi içimizde de "Avrupa ne der?" sendromu veya kompleksi işliyor... Dünya kamuoyu önünde ve Avrupa İnsan Hakları Anlaşmasına göre, "Mahkemenin adaletine gölge düşürmemek için" DGM''lerdeki askeri yargıcın kaldırılması için Anayasal ve yasal düzenlemeler yapılana kadar, Öcalan''ın duruşmasının daha başlar başlamaz, tehir edilmesi ihtimali ortaya atıldı. Hatta, bu ihtimal, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından telaffuz edildi. Ertelemek veya askıya almak hususundaki nihai karar sadece mahkeme heyetine ait olduğuna göre, onların bu sözleri mahkemeye baskı yapmak şeklinde algılanabilirdi. Şükürler olsun ki, DGM savcısı duruşmanın ertelenmeyeceğini ve yarın muhakkak başlayacağını kesin bir şekilde belirtti.
Ama, anlaşılıyor ki, duruşma başladıktan sonra avukatların talebi üzerine veya başka bir bahane ile davanın DGM''nin statüsünde yeni hükümetin protokolünde de belirtilen değişiklik yapılana kadar "talik" edilmesi, yani askıya alınması ihtimali hâlâ mevcut. Veya hukuki yolu bulunursa, değişiklikler, duruşma devam ederken yapıldıktan sonra da askeri yargıcın yerine sivil bir yargıcın tayin edilmesi ve mahkemenin nihai kararının, tümü sivil bir heyetçe alınması; böylelikle de, Avrupalıların endişelerinin giderilmesi düşünülüyormuş... Bu hususta da bazı şeyler fazla iyimserlikle "farz ediliyor" gibi geliyor bana... Öyle ya, bu husustaki anayasa ve Kanun değişiklikleri TBMM''de kabul görecek ve gerçekleşecek mi? Bunların yapılması ne kadar sürecek? Ve o sırada Öcalan''ın duruşması havada mı kalacak? En önemlisi milli haysiyetimiz ne olacak?
Haydi, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde askeri yargıçların bulunması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu ve bu sözleşmeye uyacağımızı bence yanlış olarak taahhüt ettiğimiz için, kanun ve Anayasa değişikliklerini yapalım. Ama böyle Öcalan''ın yargılanması başlarken paldır küldür, Osmanlının son döneminde, düşman zırhlılarının toplarını hatırlatan baskıları altında, DGM''nin statüsünü değiştirmek milli egemenliğimize ve milli haysiyetimize ters düşmez mi? Tabii artık bu kavramlar "demode" olmamışsa...
TATMİN OLMAYACAKLAR Ve netice itibariyle, her ne yaparsak yapalım. Batılılar sonunda, muhakkak "Kaşınızın altında gözünüz var" diye gene muhakkak Türkiye''yi suçlamaya devam edeceklerdir. Her şeyden önce kendi kendimize karşı itimadımız olması ve kendi kendimize karşı dürüst olmamız gerek. Biz Öcalan''ın duruşmasının adilane olacağından emin değil miyiz? Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinin, devletimize ve milletimize bu kadar ihanet etmiş ve zarar vermiş bir insanı yargılarken, bağırlarına taş basarak, adil, tarafsız ve objektif davranacaklarından emin değil miyiz? Sonra yabancıları tatmin etmek için verilecek tavizlerin hududu nedir?
VE PROFESÖRLER İki ünlü profesörümüz Feyyaz Gölcüklü ile Bakır Çağlar, bu değişiklikleri yapmaz isek, hatta DGM''lerdeki muhakeme usulünü de değiştirmezsek "Türkiye AİH Mahkemesinde mahkûm edilir" diyorlar... Hatta sayın Çağlar, daha da ileri gidiyor. "Öcalan hakkında idam hükmü verilse bile bu hüküm infaz edilemez" diye kesip atıyor. Bir ihtimale göre, gene Avrupa''nın baskıları altında ve hemen şu bağlamda, alelacele, ölüm cezası da kaldırılacakmış. Yani, Türkiye''nin varoluşuna kastetmiş, binlerce insanımızı öldürmüş bir vatan hainini, bir katili asmıyacağız... Besleyeceğiz, bir af çıkana kadar!.. Bu hacalete bir Türk, bir Türk milliyetçisi olarak isyan ediyorum ve MHP''nin, politik kolaylık uğruna, bu tertibe ortak olmayacağını umuyorum. Türkiye''nin varoluşu, haysiyeti birtakım çok bilmiş profesörlere ve Batılıların keyfine bırakılmayacak kadar hayati önem taşır.
İŞİN ASIL HAREKET NOKTASI Bir şeyi göz ardı ediyoruz: Batılıların bu konudaki gerçek maksatlarını. Avrupalılar acaba Öcalan''a ve PKK''ya, bölücülüğe neden bu kadar sahip çıkıyorlar? Bugüne kadar onu niçin kolladılar... PKK''ya ülkelerinde imkânlar verdiler? Bunun sebebi sadece insan haklarına düşkünlükleri olamaz. Bu husustaki asıl maksatları, Batılıların çirkin yüzünü, Türkiye''ye karşı ezeli düşmanlıklarını ve Türkiye''yi zayıflatmak emellerini gösteriyor, bizim de baskılara karşı direnmemiz için, yeter ve meşru sebep teşkil ediyor.
Biliyorum, ben bunları söyleyince, mesela Atatürk sağ olsa, asla böyle bir şeye razı olmazdı deyince, "Dünya değişti" diyecekler... Ekonomik durumun kötü olduğunu ve Amerika''dan ve Avrupa''dan maddi, ekonomik beklentilerimiz olduğu için onlara boyun eğmek zorunda olduğumuzu da söylüyorlar. Sanki 1919 Mayısından sonra Avrupa''ya meydan okurken aynı şartlar yok mu idi ve aynı tür zebûnküşler, istiklal ve egemenlik mücadelesine girmenin yanlış olduğunu söyler ve düşmanlarla işbirliği yaparlarken aynı gerekçeleri ileri sürmüyorlar mı idi? Mesele, şu bağlamda, sadece Öcalan''ın yargılanması ve cezalandırılması, DGM''lerin değiştirilmesi meselesi değil, Türk devletinin egemenliği, bağımsızlığı, kısacası mukadderatı ve varoluşu meselesidir!

