Kaydet
a- | +A

Öcalan davasında artık son safhaya gelindi. DGM Başsavcısı Cevdet Volkan, Savcı Talat Şalk''la birlikte hazırladıkları esas hakkındaki mütalaayı okudu. Öcalan''ın duruşmada söylediklerinden ve verdiği yazılı savunmadan sonra da, savcıların iddianamede belirttiklerinden ve istedikleri cezadan yani idam cezasından dönüş yok...

Savcıların görüşleri özetle şöyle: "Sanık bütün eylemlerden birinci derecede sorumlu olduğunu kabul etmiştir.. Suçu vatana ihanet kapsamına girmektedir... Savunmasında samimi değildir... Tek taraflı ateşkes ilan etmesi, örgütün daha iyi hazırlanması, siyasi ve diplomatik hamle imkanını kazanmak içindir"... Ve asıl can alıcı cümle: "Silahlı çete PKK''nın kuruluş amacı bağımsız Kürdistan kurmaktır ve Öcalan da bundan vazgeçmemiştir."

SÖZ SAVUNMADA Şimdi sıra, onbeş günlük mehilden sonra sanık avukatlarının yapacakları savunmada. Doğrusu bütün gerçekler karşısında Öcalan''ı nasıl savunacaklarını çok merak ediyorum ama hiç şüphe etmeyin siyaset yapacaklardır...ve dünya kamuoyuna oynayacaklardır.

Öcalan İmralı''daki cam kafesinden, yaptığı itiraflar, söylediği sözlerle kendi taraftarları dahil herkesi şaşırttı. O şimdiye kadar dağlardan kükreyen TC ve ordusuna "onbeş militandan bir ordu çıkardık" diye meydan okuyan ve bunca kanlı eylemi yöneten lider, şimdi "pişmanım, devlete hizmete hazırım, bana imkan ve kanal verin, devlete hizmet edeyim. PKK''lıları dağdan indireyim, akan kanı durdurayım" diyen, cam kafesteki şefaat dileyen, köşe yazarlarını huzurunda kabul eden şu korkak adam mı idi?

Öcalan, önce savcılar tarafından sorgulanmasında ve sonra İmralı''daki cam kafesinden yaptığı konuşma ve savunmaların ipucu Kenya''dan getirilirken uçakta söylediklerinde idi: "Anam Türktü... Pişmanım... Devlete hizmete hazırım" Ancak aba altından sopa göstermekten de geri kalmıyordu: "Yoksa oluk gibi kan akar!"

Öcalan yazılı savunmasında şöyle diyordu: "İki halkın (Türk ve Kürt halklarının) tarihini, siyasi ve ekonomik durumunu anlayanlar bilirler et-tırnak gibi iç içe geçmişlerdir." Öcalan savunmasında bölünmenin yanlış olacağına yeni inancını da şu sözler ile ifade ediyor: "Kürt toplumu için, devlet iddiasında bulunmak bu nedenlerle gerçekçi olamaz." Ve soruyordu: "Akıllıca davranmak varken savaşmaya ne gerek var?"

Öcalan''a sormak gerekiyor: "Aklın başına yakalandıktan sonra mı geldi? Silahla bir yere varılamayacağını daha 1990''larda anladığına göre niçin devlete dehalet etmedin, PKK''yı dağlardan indirmedin" diye... Ama sormaya gerek yok, asıl sorulması gereken sözünü ettiği, yani dövüşmek yerine kullanılması gerektiğini söylediği "akıl" hangi ve nasıl bir akıldır?

AKIL HANGİ AKIL? 1973''ten bugüne kadar, taktik ve üslup farklarına rağmen insicamla bugüne kadar erişmiş olan "akıl" nihai hedefe yani "bağımsız" ve hatta "büyük" hedefe ulaşılmasını sağlayacak bir "akıldır." 1973''te Öcalan silahlı eylemle ve dövüşmekle varmayı tasarladığı hedefe bu yöntemlerle ulaşamayacağını anlamış, ateşkes önerileri ile barışçı siyasi çözüm sondajları da yapmış, belki de Türk devletinin dış ve iç baskılarla gevşeyeceğini ummuştur ama yakalandıktan sonra şimdi kellesini de kurtarmak için, "hidayete" ermiştir.

Aslında Öcalan''ın savunmasında söylediklerinin büyük kısmı, şimdiye kadar bizim de bu konuda söylediklerimiz ve Türkiye''nin birliği ve bütünlüğü için gerekçelerimiz... Ama Öcalan bu şaşırtıcı ve yakalanana kadar muhtelif vesilelerle, muhtelif platformlarda söyledikleri ile çatışan sözlerini hangi nihai maksada gerekçe yapıyor, burası önemli...

"Akıllı Öcalan"ın nihai gayesi, hakikaten, "ayrılıkçılık", Türkiye''den ayrılmak değildir. Amacı rahmetli profesör Bedii Feyzioğlu''nun 1993''te yazdığı bir yazıda belirttiği gibi, "Türkiye''de kalmak, nüfusça artmak, aralarındaki dayanışma ile ekonomik ve mali açıdan güçlenmek, ekonomiye siyasete egemen olup fiilen Türkiye''nin tümünün sevk ve yönetimini ele geçirmektir. Kısacası Türkiye''yi Büyük Kürdistan yapmaktır."

Kendisi itiraf ediyor, 1973''te, silahlı başkaldırıyı "serhildan"ı başlatmakla büyük bir strateji hatası yapmıştır. O zaman "akıllıca" davransa idi bağımsız Kürdistan emeline daha kolayca ulaşacaktı... 1993''teki ve 1995''teki ateşkes önerileri de bu hatadan dönme teşebbüsleri idi. Eğer bu teşebbüsler iltifat görse idi, daha doğrusu TSK''nın kararlılığı karşısında önlenmese idi acaba Öcalan ile diyaloğa girişmenin, pazarlığa oturmanın yani PKK''yı meşrulaştırmanın, bölgeye özerklik verilmesinin sonucu ne olurdu? Bunu Profesör Feyzioğlu''nun değerlendirmesi ile ifade etmek gerekiyor. Allah Türkiye Cumhuriyeti''ni korumuş!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Savaş diplomasinin başka yöntemlerle devam ettirilmesidir...veya diplomasi savaşın başka yöntemlerle, usullerle sürdürülmesidir!