Kaydet
a- | +A

Aynı gazetenin köşe yazarlarının, aynı gazetenin sütunlarında karşılıklı tartışmaları, artık olağan... Ben de bugün, Sayın ve sevgili başyazarımız Yılmaz Öztuna''ya idam cezası hakkındaki yazısından dolayı (2 Haziran Cuma) müsaade ederlerse, bir tarizde bulunacağım. Değerli hocamız, birçokları ve bu arada DHKP-C teröristi Fehriye Erdal''ın cinayetinin başlıca mağduru Sakıp Sabancı ağamız gibi, kaatilin, Belçika tarafından Türkiye''ye iade edilmemesinden, idam cezasını şimdiye kadar kaldırmayan Türkiye Büyük Millet Meclisi''ni sorumlu tutuyor. Eğer idam cezası kaldırılsa idi, Fehriye iade edilirdi diyorlar. Farz edelim ki cezayı kaldırdık ve Fehriye''ye de, çok uzak ihtimal ama -sığınma hakkı tanınmadı, Türk adaletinin karşısına çıkarıldı ve "ağırlaştırılmış", hapis cezasına çarpıldı, hüküm de Yargıtayca tasdik edildi.. Sonra? Bu, kamu vicdanını, Sabancı ve diğer mağdur yakınlarının vicdanlarını tatmin edecek midir?

İnsaf ve mantık hatası Bence burada bariz bir insaf ve mantık hatası var! Bir defa, asıl ve hatta sadece suçlamaları gereken, Türkiye''den kaçabilmesine imkan verenlerden sonra, Belçika''dır. Kendi itirafları ile suçu sabit olmuş ve bu cinayetleri ile Brüksel-Belçika sokaklarında zafer işareti vererek iftihar eden bir kaatili, "Türkiye''de idam cezası var" bahanesi ile Türkiye''ye iade etmeyen Belçika adaleti ve hükümetidir! Belçikalılar, Fehriye Türkiye''de yargılansa ve idam cezasına çarpılsa bile fiilen asılamayacağını pekala bilmezler mi? Ama üzerimizden insan hakları "şovu" yapıyorlar. Neticede bir caninin bile bile cezasız kalmasına razı oluyorlar. Bütün adalet ilkeleri ve duyguları böylece göz göre göre rencide edilmekte ve teröristlere umut ve cesaret verilmektedir.

Bizim hatamız İkinci ve vahim hata, "AİHM istiyor" diye ülkemize özgü koşullar için bize muhakkak, hem bir caydırıcı, hem de mağdurların vicdanlarını tatmin için gerekli olacak idam cezasını, birgün muhakkak yeniden koyacağımızı da bilerek, şimdi kaldırmamız olacaktır. Sayın Öztuna da yazısının sonunda bunu yani, bir gün koşulların zorlaması ile Avrupa Birliği''nin de bu cezayı yeniden koyacağını tahmin ediyor. Öyleyse, bile bile niçin lades. Yakında tekrar koymamız gerekecek bir cezayı sırf Avrupalılar''ın paşa gönülleri istiyor diye niye kaldıralım ve bu arada da, asıl büyük kaatil Öcalan''ı niçin ipten ve hem gerçek, hem de ilahi adaletten kurtaralım? Açıkça söylüyorum, suçluların hiçbir şüpheye mahal kalmamasına sabit olduğu hallerde idam cezası Türkiye''nin koşulları içinde gereklidir ve gerekli olacaktır. Hem bir caydırıcı olarak hem de kamu vicdanını tatmin etmek için! Amerika''da idam cezası birkaç yıl kaldırılmış ve sonra cinayetlerin ve terör olaylarının artması üzerine, kamuoyunun baskısı ile, 1976''da, 41 eyalette yeniden ihdas edilmişti. Bugün de üç Amerikalı''dan ikisi, kamuoyunun % 70''i idam cezasına taraftardır ve bu sebeple de hiçbir politikacı bu cezaya karşı çıkamamaktadır. Bunun için de, kimse hatta bu konuda Amerika''ya da baskı yapmaya çalışan ölüm cezası karşıtı liberaller dahi, Amerika''da ölüm cezasının bulunmasını anti-demokratik olduğunu iddia edemiyor. (Bizde de bir anket yapılsa netice acaba ne olur?) İdam cezasının kaldırıldığı bazı ABD eyaletlerinde de cezanın yeniden ihdası söz konusu! Avrupa ülkelerinde idam kaldırılmışsa da bu da çoğu zaman kamuoyuna rağmen liberal-sol kesimin baskısı ile olmuş ve mesela Fransa''da Mitterrand, kamuoyu yoklamalarına rağmen kişisel kararı ile cezayı re''sen kaldırmıştı.

Amerika''daki tartışma Şu sırada idam cezası ABD''de de, seçim mücadelelerinde tartışma konusu. Ancak tartışma, idam cezasının kaldırılması hususunda değil; hiçbir aday, hiçbir politikacı kamuoyunun açık seçik tercihi karşısında idamın kaldırılmasını savunamıyor. Fakat idam cezalarının, "herhangi bir tereddüde mahal bırakılmadan" verilmesi gereği ve bunun için de yargı ve savunma sisteminde reform yapılması gündemde. Bu arada idam isteği ile yargılananların, mahkemelerin tayin edeceği sıradan ve tecrübesiz avukatlar tarafından değil de ehil avukatlar tarafından savunulması için bütün eyaletlerde "üniform" bir sistemin kurulması öneriliyor. Çünkü, gerçekten de, bazı sanıkların yeterince delil olmadan, ilk polis tahkikatında yapılan yanlışlıklar yüzünden ve iyi savunulamadıkları için elektrikli sandalyeye veya zehir zerkedilmesine -masum oldukları halde- gönderildikleri bazı vakalar ortaya çıkmış. Şimdi bunun ve delil yetersizliklerinden kaynaklanan hataların önüne geçmek için, DNA genetik izlerinin, muhakkak kesin delil olarak kabul edilmesi koşulunun, bütün eyaletlerce kanun hükmü haline getirilmesi isteniyor. Bu kuralı şimdiye kadar ancak iki eyalet kabul etmiş. Geçenlerde, Teksas Valisi ve Cumuhriyetçilerin Başkan adayı George W. Bush, üvey kızına tecavüz edip öldürmekten mahkum olan Mc. Ginn''in idamını DNA delilleri toplanana kadar askıya almıştı. Daha önce de İllinois eyaleti valisi (ve ilke olarak ölüm cezasına taraftar) Ryan, eyaletindeki idam cezalarının infazı konusunda moratoryum ilan etmişti. Velhasıl Amerika''da eğilim idam cezasının kaldırılması lehinde değil, yeni ve güvenli, delil ve savunma sisteminin kurulması istikametinde. Kısacası, maksat idam hükümlerinin "hiçbir şüpheye mahal bırakılmamacasına" sabit olması üzerine verilmesini sağlamak! Amerikalılar''ın büyük çoğunluğu idam cezasının kaldırılmasını istemiyorlar çünkü suçların adedi ve şekilleri de bunu gerektiriyor. Birkaç yıl önce Oklahoma''da bir devlet binasına bomba koyarak aralarında bebeklerin de bulunduğu 200''den fazla kişiyi öldüren terörist Timothy NcVeigh''in jüri tarafından verilen idam hükmünü tasdik eden, ABD Yüksek Mahkemesi kararına gerekçe olarak, kamu vicdanını rahatlatmak ve açıkça intikam hislerini tatmin etmek faktörlerini göstermişti. Öcalan ve Fehriye suçlarını, eğer Amerika''da işlemiş olsalardı, aynı gerekçeler cari olacaktı ve çok muhtemel olarak hemen idam edileceklerdi. Kaldı ki, Öcalan''ın ve Fehriye Erdal''ın suçlarının sabit olması için herhalde DNA testleri gerekli değil. Herhalde bir gün, bir yerde, Türkiye ve halkımızla ilgili sorunların Kopenhag''da konulan kriterlerle çözülemeyeceğini -ve her konunun ekonomik rant ve fayda ölçülerine vurulamıyacağını idrak edeceğiz!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Diğer bir insanın canına kıymış olan kişiyi idam etmek, insan hayatına karşı duyarsızlık sayılamaz. Aksine, başkasının yaşama hakkını ihlal etmiş olan o kişi kendi yaşama hakkını kaybedeceği ve başka hiçbir suç onun yaşama hakkının elinden alınmasına sebep olamayacağı ve cinayet suçu neticede kendi hayatına mal olacağı için, (caydırıcı olacaktır) ve bu da bizim insan hayatına olan saygımızı özellikle gösterir..." John Stuart Mill-(1737-1836) Özgürlükler konusundaki eserleri ile tanınmış İngiliz düşünürü.