Çankaya''da, "eski" Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''in "yeni" Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''e görevini teslim etmesi için yapılan törenlerle, Cumhurbaşkanlığı makamının devir ve teslimi konusunda, bir gelenek teessüs etti. Böylelikle çoğu Cumhurbaşkanlarının olaylı seçilmeleri, iskat edilmeleri ile olaylı ve bunalımlı geçen bir dönem de, inşaallah kapanmış oldu.
Çankaya''da resmi Güniz''de içten... Aslında, Süleyman Demirel''in "izzeti ikbal ile" Çankaya''dan ayrılıp, Güniz sokaktaki doğal mekanına geçmesi de bir dönemin kapandığını gösteriyordu. Güniz sokaktaki, renkli ve candan, halk tezahüratı, yeni teessüs eden gelenek kadar anlamlı idi. Binlerce kişi oraya zorla getirilmemişti, protokol yoktu ama büyük bir çoğunluğun "Baba"yı ne kadar sevdikleri anlaşılıyordu. Şimdi, Demirel Cumhurbaşkanlığından ayrılsa bile bu halktan ve politikadan kopabilir mi? Siz izlemeye devam edin! İtiraf edeyim, bu manzaralar, Demirel''in Çankaya''da yaptığı vakur konuşma, Güniz sokaktaki "gül yağmuru", beni çok duygulandırdı, boğazımda birşeylerin düğümlendiğini hissettim. Dedim ya, böyle her ayrılışta bizden de birşeyler kopuyor.
Sezer''in konuşması Yeni Cumhurbaşkanımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde yemin ettikten sonra, yaptığı ilk konuşma ve Anıtkabir defterine yazdığı, Atatürk''e Cumhurbaşkanlığı dönemi için taahhütlerini içeren konuşması, çok dikkatle hazırlanmış, hiçbir yerlerine itiraz edilemeyecek metinlerdi. Laikliğe bağlılık, emeğin sömürülememesi, hukukun, özgürlüklerin temeli olduğu ve hele hele, çağdaşlığı ve demokrasiyi ve insan haklarını "dostlarımız gerekli gördükleri için değil" büyük bir ulus olarak kendi özlemlerimiz ve Atatürk''ün gösterdiği hedefler olduğu için hayata geçirmemiz gerektiğini vurgulaması, ince önemli noktalardı. Sezer''in Atatürkçülüğü ve Atatürk milliyetçiliğini, seçildikten sonraki ilk konuşmasında olduğu gibi, gene vurgulaması da çok yerinde oldu.
Polis devleti Tek takıldığım galiba birçoklarının da takıldıkları husus "Polis devletini çağrıştıran yapı ve uygulamaları terketmeden, çağdaş toplumun gereksinmelerini karşılayamayız" şeklindeki konuşmasında onbeş kere tekrar edecek kadar esas teşkil eden "Hukuk Devletine" karşı olan uygulamaları "Polis Devleti" olarak ifade etmesi oldu. Çok doğru: "Hukuk Devleti" kavramının anti tezi "Polis Devletidir." Ne var ki Başbakanın da zarifane ima ettiği gibi, şu sırada, polisimiz güzel şeyler yaparken, Cumhurbaşkanı, hemen ilk konuşmasında, polisi bu şekilde mi hatırlatmalı idi? Akla hemen şu geliyor: Cumhurbaşkanı Sezer, acaba kasden polisimiz "UMUT" operasyonu ile yıllarca süren bir kabusu ortadan kaldırırken, hukuk dışı "polis devleti" yöntemleri kullandığını mı ima etmek istemiştir? Çünkü, eğri oturalım doğru konuşalım; ne Türkiye''de ne dünyada, özellikle teröre ve mafyaya karşı, salt hukuk kurallarına tamamiyle sadık kalınarak mücadele edilemiyor. Çünkü dünya ideal bir dünya değil, polis ve özel metodları olmasa da, iş sadece savcılara ve yargıçlara kalsa acaba ne olurdu? Bu ikilem sadece bizde değil, dünyanın her yerinde, kurbanlardan ziyade suçluların haklarını korumayı iş edinmiş salt hukukçu liberaller var. Bizde de hâlâ son karar verilmiş değil. CMUK suçluların mı yoksa kolluk kuvvetlerinin ve suç kurbanlarının mı yararına olmuştur diye!
Amerika''da Miranda Amerika''da da bu ikilem yaşanıyor. Miranda denilen bir olay var. Polis Miranda adlı bir sanığın olayından sonra çıkarılan bir kanuna göre, bir sanığı tevkif eder veya gözaltına alırken, "kanuni haklarını" belli bir metne göre okumak ve "söylediklerinin hemen zabta geçeceğini ve gerektiğinde kendisi aleyhine kullanılacağını" hatırlatmak, ihtar etmek zorunluğu var. Eğer, olayın kargaşası ve heyecanı içinde polis tarafından bu yapılmamışsa veya eksik yapılmışsa, katil eli kanlı bile olsa, hakkındaki dava ve iddia yargıçlar tarafından reddedilebiliyor. İşte bir tarafta salt hukuk diğer tarafta da hayatın ve polisin gerçekleri! Amerikan Yüksek Mahkemesi şimdi Miranda kanununda, polise biraz daha imkan verecek şekilde değiştirme tekliflerini ele alıyor. Velhasıl bana kalırsa, Cumhurbaşkanı ilk konuşmasında polis devleti deyimini biraz maksadını aşar şekilde kullanmıştır. Ama Sayın Sezer, fevri, hislerine kapılan bir kişi değil. İyi bir hukukçu iyi bir yargıç olarak dikkatle konuşacak ve hareket edecektir. Ancak daha evvel de yazmıştım; başlıca endişem, her söylediğini kendilerine çekecek ve yorumlayacak bazı entel çevreler tarafından, hele numaracı cumhuriyetçiler tarafından sahip çıkılması ihtimali de var. Nitekim polis devleti konusuna da hemen yapıştılar, Sayın Sezer''in buna imkan vermeyeceğini, kendi düşüncelerinin adamı olacağını umuyorum. Zaten konuşmasında da bütün Türkler''in Cumhurbaşkanı olacağı mesajını verdi.
Demirel''den sonra İsmet Paşa bir konuşmasında, Atatürk''ten sonra Cumhurbaşkanı olmanın çok güç olduğunu söylemişti. Teşbihte hata olmaz; Demirel''den sonra Cumurbaşkanı olmak da kolay olmayacak. Kimse Sayın Sezer''e "Demirel gibi olun" demek küstahlığını gösteremez. O herhalde kendi kendisinin adamı olacaktır. Aslında hepimizin hatta eski Cumhurbaşkanının da muhakkak dileği, 10. Cumhurbaşkanının daha da başarılı bir Cumhurbaşkanı olması ve Cumhurbaşkanlığı çıtasını yükseltmesidir. Son tahlilde, önemli olan şu veya bu şahsın kişisel başarısı değil, Türkiye''nin, Türkiye için yapılacak hizmetlerin başarısıdır.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Cumhurbaşkanı Beyaz Saraya (..Çankaya''ya) çıktıktan sonra başlıca muhatabı tarihtir!" Doris Kearns
"Şimdi O (Başkan Kennedy) bir efsane oldu... Aslında sadece bir insan olarak kalmayı isterdi!" Jacqueline Kennedy

