1950 yılının 25 Haziran''ında, New York''ta Birleşmiş Milletler Basın bölümünde çalışıyordum ve BM''nin Kore Harbine, örgüt olarak katılma kararının alındığı Güvenlik Konseyi''nin dramatik oturumunda, sonra yayınlanması mutad haber bülteninin notlarını tutuyordum. Kader, o gün alınan tarihi kararın, harp sahalarındaki tatbikatında bana da çok nacizane bir rol biçecekti.. Türkiye''ye dönüp, askerlik görevimi yaparken, Halıcıoğlu''ndaki İstihkam Yedek Subay Okulu''ndan diploma almamıza birkaç gün kala, Kore kurası çekmiş, fakat savaş bölgesine gitmekten, her nedense çekinen bir arkadaşın yerine "gönüllü" olarak gitmeye talip oldum. Seferihisar''da, kısa bir eğitimden sonra 2. değiştirme birliği ile Kore''ye gittik.
İlân edilmeyen harp Kore Harbi, unutulan bir harp olmaktan başka "resmen ilân edilmemiş" bir harpti de! Amerikan Hükümeti bu harbe "polis harekatı" demeye çok çalıştı ama binlerce zayiatın verildiği bu mücadelenin polisiye bir iş olmadığı malumdu ve bu isim gülünç kaldı. Amerikan Ordusu, bu savaşa hazırlıksız girmiş olmaktan bazı önemli dersler aldı. Özellikle bütün silahlı kuvvetlerin tek komuta altında birleştirilmesi de bu harpten alınan derslerin neticesidir. Harbin ilk safhalarında, birlikler hava ve kara kuvvetleri arasındaki komünikasyon kopuklukları özellikle 24. Amerikan Tümeni''nin parça parça hezimetine yolaçmıştı. Bazı yeni silahlar ve tanklar, jet uçakları ilk defa bu savaşta denenmiştir.
Bizim derslerimiz Türk Ordusu ve subayları da bu harpte yeni silahlara ve iletişim tekniklerine, lojistik destek sağlanmasına alıştılar. Türk Birliği, başından beri disiplinde çok üstündü. Ancak eski usul bazı subayların yanıbaşında, çok üstün bilgili subaylarımız ve kurmaylarımız vardı. Kunu-ri bozgununun başlıca sebebi hem kendi birliklerimiz hem de Amerikalılarla -dil farkı yüzünden iletişim kuramamak olmuştu. Bütün bu eksiklikler çok geçmeden düzeltildi ve Tugay, Kore''de Birleşmiş Milletler Birlikleri arasında sadece disiplini ve cesareti ile değil profesyonel standardı ile temayüz etti. Benim ilk defa Kore''de tanıdığım birçok subay, sonraları isimlerini özellikle 27 Mayıs darbesinde duyuracaklardı. Tugay komutanlarından Tuğgeneral Namık Arguç gözünü budaktan sakınmayan yiğit bir askerdi. 27 Mayıs''tan sonra bir zamanlar emri altında bulunmuş bazı subaylar tarafından Ankara Sıkı Yönetim Komutanı olarak, görevini yaptığı için Yassıada''ya tıkıldı. Bizden evvel ilk Tugaya komuta eden Tahsin Yazıcı Paşa da öyle... Bu kahraman komutan kendisine reva görülen bu muameleleri hiç hazmedemedi. Tokyo''da irtibat bürosunun başında bulunan sonra Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Rüştü Erdelhun da öyle.. Onu da Yassıada''ya gönderenler arasında Tokyo''da maiyetinde bulunan ve sonra Milli Birlik Komitesi''nde üye olan binbaşı Sami Küçük vardı. Turgut Sunalp Tugay''ın kurmay heyetinde idi. Cemal Gürsel''in ihtilalden sonra bir ara "Osman Yalan Söylemez" dediği ve hem yalan söylediği hem de emanete ihanet ettiği hemen belli olan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı "Oğlumuz Osman" da Tugay''da G1görevini yapmıştı.
İhtilal döneminin önemli simalarından Faruk Güventürk, Kore''de çok başarılı olan topçularımızın komutanı idi. Gene sonra Orgenerallliğinde Genelkurmay Başkanlığı için adı geçen değerli Necdet Torun da binbaşı olarak uçaksavar bataryası komutanı idi. Milli Birlik Komitesi''nde faal rol oynayacak Suphi Gürsoytrak da, topçu uçağı pilotu idi. Beni uçağında birkaç kere uçuran arslan gibi üsteğmen Şumnu, Türkiye''ye dönüşünde birgün evvel paraşütleri ana birliğe teslime giderken bir tepeye çarparak şehit oldu. Unutmadığım ve unutamayacağım bir kişi de benim bağlı olduğum İstihkam takımının komutanı Üsteğmen Ahmet Ölçer''dir. Sonra, birara, İstanbul''da İSKİ Genel Müdürlüğü yapan bu yiğit subay Vegas-Nevasa muharebelerinde 14 yerinden yara aldığı halde, piyade gibi savaşan takımı ile bulunduğu noktayı terketmemiş ve bir yaralı erini gerilere sırtında taşımıştı.
Asteğmenler Bizim yedek subaylara, tercüman asteğmenlere gelince, aralarında Musevi, Ermeni asıllılar da bulunan bu sevgili arkadaşlarım da, tugayın ilk dönemlerindeki dil ve irtibat boşluğunu cesaret ve fedakarlıkla doldurdular. Sadece tercümanlık yapmadılar, kıta subaylığı da yaptılar. Çoğuna Bronz Star nişanı verildi. Bunlardan asteğmen Seyfi yeni evlendiği için Kore''ye istemeyerek gitmişti ama en başarılılardan biri de o oldu. Gazetecilikten gelme rahmetli Erdoğan Ulus da öyle. Bir de annesi Amerikalı olduğu ve çoğu zaman Amerika''da yaşadığı için Türkçe''yi kendisine has bir şive ve tabirle konuşan (mesela çadırında kırk bacak var diye fırlayan) asteğmen Basri Danışman, komutanın emir subaylığını muvazzafların da gıptasını kazanacak şekilde yaptı. Hepsinin adlarını ayrı ayrı yazmak isterdim. Ancak şu kadarını söyleyeyim: "Asteğmenler hiç fire vermediler."
Paha biçilmez onur Bana gelince; benim görevim, Tugayın Basın ve Halkla İlişkiler subayı olarak bana verilen ses kayıt cihazlarını yüklenerek, kâh topçu uçaklarından kâh ileri hatlardaki siperlerde subay ve Mehmetçiklerle röportajlar yaparak, bu konuşmaları Ankara radyosunda yayınlanmak üzere Genelkurmay Basın bürosuna göndermek ve bu arada yabancı medya mensuplarına Tugayımızı tanıtmaktı. Görevim, hiç şüphesiz diğer arkadaşlarımınki kadar ağır değildi ama tehlikeleri de vardı. Herhalde, ben Bronz Star nişanını hak etmedim. BM madalyası ve daha önemlisi Genelkurmay''ın takdirnamesi ile yetindim.
Kore Harbi''ne (veya polis harekatına) katılmak, Türk subayları ve Mehmetçikleri ile o günleri paylaşmak ve şimdi de bir Kore Gazisi olmak, hayatımın en paha biçilmez onurlarından biridir. Rahmetli olmuş eski silah arkadaşlarımın ve aziz şehitlerimizin hatıraları önünde saygı ve tevazu ile eğiliyorum. Vefatını yeni haber aldığım değerli Oramiral Güven Erkaya''nın da hatırası önünde...
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "İnsanlığın hepsini bir vücut, bir millet bunun bir uzvu kabul etmek gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar rahatsız olur. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa ''bana ne?'' dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendimize olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Hadise ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak lazımdır." M. Kemal Atatürk (1938)

